İstanbul'un Şişli ilçesinde, Okmeydanı'na bakan bir tepede, yüzyılı aşkın bir süredir yaşlılara ve kimsesizlere kapılarını açan bir kurum bulunur. Darülaceze, II. Abdülhamid döneminde kurulmuş ve 1896'nın başında hizmete açılmıştır. Kurum, dili, dini ve milleti ne olursa olsun bakıma muhtaç insanları kabul etti. Bahçesinde bir cami, bir kilise ve bir havranın yan yana durması, Darülaceze'yi Osmanlı'nın çok dinli toplum yapısının sembollerinden biri yaptı. Bu yazıda Darülaceze'nin kuruluşunu, dönemin yoksulluk ve dilencilik sorunlarını, kurumun yapısını, çalışma düzenini ve bugünkü durumunu anlatıyoruz.
Darülaceze binasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Ali Sami. Dosya sayfası
İstanbul'da yoksulluk ve dilencilik
On dokuzuncu yüzyılın sonunda İstanbul, hızla büyüyen bir şehirdi. Balkanlar'dan ve Kafkasya'dan gelen göçmenler, Anadolu'dan iş aramaya gelenler ve savaşların yarattığı yoksullar, şehrin nüfusunu artırıyordu. Özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra İstanbul'a on binlerce göçmen gelmişti.
Bu göç dalgası, şehirde yoksulluğun ve dilenciliğin artmasına yol açtı. Sokaklarda dilenen yaşlılar, sakatlar ve kimsesiz çocuklar, İstanbul'un görünümünü değiştiriyordu. Osmanlı yönetimi, bu soruna çözüm bulmak için çeşitli önlemler aldı. Bu önlemlerin en kapsamlısı, bakıma muhtaç insanların barınabileceği bir kurum kurulmasıydı.
Geleneksel yardım kurumları
Osmanlı'da yoksullara yardım, geleneksel olarak vakıflar aracılığıyla yapılıyordu. İmaretler, yoksullara yemek veriyor; vakıflar, kimsesizlerin barınmasına ve tedavisine yardım ediyordu. Farklı dinî topluluklar da kendi yoksullarına bakmak için kurumlar işletiyordu. Rum, Ermeni ve Yahudi toplulukları, kendi hastanelerini ve yardım kurumlarını kurmuştu.
Ancak bu kurumlar, on dokuzuncu yüzyılın sonunda artan yoksulluk karşısında yetersiz kalıyordu. Ayrıca vakıfların bir kısmı, gelirlerini kaybetmiş ve işlevini yitirmişti. Bu durum, devletin doğrudan bir yardım kurumu kurmasını gerekli kıldı.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Darülaceze'nin adı, Arapça acizler, yani güçsüzler evi anlamına gelir. Kurum, yalnızca yaşlılara değil, sakatlara, kimsesiz çocuklara ve bakıma muhtaç bütün insanlara hizmet vermek amacıyla kurulmuştur. Bu nedenle kuruma, yoksulların ve muhtaçların yurdu demek daha doğru olur.
Kuruluş
II. Abdülhamid, 1890'ların başında bir darülaceze kurulmasını emretti. Kurum için Şişli'de, bugün Okmeydanı'na bakan bir tepede geniş bir arazi seçildi. Binaların yapımı birkaç yıl sürdü. Kurum, 1896'nın başında törenle açıldı.
Darülaceze'nin yapımı için devlet hazinesinden ödenek ayrıldı. Ancak kurumun masraflarının bir kısmı, halktan toplanan bağışlarla da karşılandı. Kurum için özel vergiler ve gelirler de belirlendi. Bu gelirler arasında bazı resmî işlemlerden alınan harçlar ve tiyatro biletlerine eklenen küçük paylar vardı. Darülaceze'nin giriş kapısıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Ali Sami. Dosya sayfası
Cami, kilise ve havra
Darülaceze'nin en dikkat çekici özelliği, farklı dinlerden insanları aynı çatı altında barındırmasıydı. Kurum, Müslüman, Hristiyan ve Yahudi bakıma muhtaçları kabul ediyordu. Bu insanların dinî ihtiyaçlarını karşılamak için kurumun bahçesinde bir cami, bir kilise ve bir havra yapıldı.
Bu üç ibadet yerinin aynı bahçede yan yana durması, Darülaceze'yi Osmanlı'nın çok dinli toplum yapısının sembollerinden biri yaptı. Kurumda kalanlar, kendi dinlerine göre ibadet edebiliyor, bayramlarını kutlayabiliyordu. Ölenler de kendi dinlerinin kurallarına göre defnediliyordu.
Kurumun yapısı
Darülaceze, açıldığında farklı bölümlere sahipti. Yaşlı erkekler, yaşlı kadınlar, sakatlar ve kimsesiz çocuklar için ayrı bölümler vardı. Kurumda bir hastane, bir eczane, bir mutfak, bir çamaşırhane ve atölyeler bulunuyordu. Kurumda kalanların sağlık hizmetleri, kurumun kendi hekimleri tarafından veriliyordu.
Kurumdaki kimsesiz çocuklar, okuma yazma ve bir meslek öğreniyordu. Atölyelerde terzilik, ayakkabıcılık, marangozluk ve dokumacılık gibi meslekler öğretiliyordu. Bu atölyelerde üretilen ürünler, kurumun ihtiyaçları için kullanılıyor ya da satılarak kuruma gelir sağlanıyordu.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Darülaceze'nin yalnızca Müslümanlara hizmet verdiği sanılabilir. Oysa kurum, kuruluşundan bu yana dini ve milleti ne olursa olsun bakıma muhtaç herkesi kabul etmiştir. Bahçesindeki cami, kilise ve havra, bu ilkenin en somut göstergesidir.
Matbaa, atölyeler ve kurumun gelirleri
Darülaceze, kendi kendine yetebilen bir kurum olarak düşünülmüştü. Kurumda bir matbaa kuruldu ve bu matbaada kitaplar, broşürler ve resmî evraklar basıldı. Darülaceze Matbaası adıyla anılan bu basımevi, hem kuruma gelir sağlıyor hem de kurumdaki gençlere bir meslek öğretiyordu. Atölyelerde üretilen giysiler, ayakkabılar ve dokumalar da önce kurumun kendi ihtiyaçları için kullanılıyordu.
Kurumun gelirleri, devlet ödeneğiyle sınırlı kalmadı. Hayırseverler, kurum adına vasiyetle mal bırakıyor, bayramlarda ve özel günlerde bağış yapıyordu. Böylece Darülaceze, devletin kurduğu ama halkın da desteklediği karma bir kurum hâline geldi. Bu yapı, kurumun zor yıllarda ayakta kalmasını kolaylaştırdı.
Göçmenler ve savaş yılları
Darülaceze, kuruluşundan sonraki yıllarda Osmanlı'nın yaşadığı savaşların ve göçlerin yükünü de taşıdı. 1912-1913Balkan Savaşları sırasında İstanbul'a gelen göçmenlerin bir kısmı, Darülaceze'de barındırıldı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında kurum, savaşın yarattığı yoksulluk ve kıtlık karşısında büyük bir yük üstlendi.
Bu dönemde kurumun kapasitesi zorlandı ve yeni bölümler açılması gerekti. Kurum, savaşın getirdiği sıkıntılara rağmen kapılarını kapatmadı ve bakıma muhtaç insanlara hizmet vermeye devam etti.
Cumhuriyet dönemi ve bugün
Darülaceze, Cumhuriyet döneminde de hizmet vermeye devam etti. Kurum, zamanla daha çok yaşlılara hizmet veren bir kuruma dönüştü. Kimsesiz çocukların bakımı, başka kurumlara devredildi. Darülaceze'nin tarihî binaları korunarak kullanılmaya devam edildi ve kuruma yeni binalar eklendi.
Bugün Darülaceze, İstanbul'un en köklü yaşlı bakım kurumlarından biridir. Kurumun bahçesindeki cami, kilise ve havra hâlâ ayaktadır. Kurum, yüzyılı aşkın bir süredir bakıma muhtaç insanlara barınak, bakım ve sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor.
Tarih notu
Kronoloji 1877–1878: Osmanlı-Rus Savaşı ve İstanbul'a büyük göç 1890'lar başı: Darülaceze'nin kurulmasının emredilmesi 1896 başı: Darülaceze'nin açılması 1912–1913: Balkan Savaşları ve göçmenlerin kurumda barındırılması 1914–1918: Birinci Dünya Savaşı yıllarında kurumun yükünün artması
Cumhuriyet dönemi: Kurumun yaşlı bakımına yönelmesi
Üç ibadet yerinin gölgesinde bir şefkat kurumu
Darülaceze'nin hikâyesi, Osmanlı'nın son döneminde devletin sosyal yardım anlayışının nasıl değiştiğini gösterir. Geleneksel olarak vakıflar ve dinî topluluklar tarafından yürütülen yardım işleri, artık devletin doğrudan sorumluluğu hâline geliyordu. Darülaceze, bu yeni anlayışın İstanbul'daki en büyük kurumu oldu.
Kurumun farklı dinlerden insanları aynı çatı altında barındırması, Osmanlı toplumunun çok dinli yapısını yansıtıyordu. Bahçesindeki cami, kilise ve havra, bir arada yaşamanın somut bir sembolü olarak bugün de ayakta duruyor. Bu yapılar, yardımın dine ve millete göre değil ihtiyaca göre yapılması ilkesini hatırlatıyor.
Darülaceze'nin yüzyılı aşkın süredir hizmet vermesi, bu ilkenin ne kadar kalıcı olduğunu da gösteriyor. Savaşlar, göçler ve rejim değişiklikleri, kurumu ortadan kaldıramadı. Okmeydanı'na bakan tepedeki bu kurum, bugün de yaşlılara ve kimsesizlere kapılarını açmaya devam ediyor. Bu süreklilik, bir şehrin en güçsüz insanlarına sahip çıkma geleneğinin, değişen yönetimlere rağmen nasıl yaşatılabileceğini gösteren ender örneklerden biridir. Kapısından giren her muhtacın önce adının ve ihtiyacının sorulması, bu kurumun yüz yıldır değişmeyen kuralı olarak kalıyor.