1665 ve 1666 yıllarında Osmanlı topraklarından başlayarak bütün Yahudi dünyasını sarsan bir hareket yaşandı. İzmirli bir Yahudi din adamı olan Sabetay Sevi, beklenen mesih olduğunu ilan etmiş ve kısa sürede Amsterdam'dan Yemen'e kadar uzanan geniş bir coğrafyada binlerce taraftar kazanmıştı. Hareket, Osmanlı yönetiminin de dikkatini çekti. Sabetay Sevi, 1666 eylülünde Edirne'de IV. Mehmed'in sarayına getirildi ve burada Müslüman oldu. Bu olay, hareketin taraftarları için büyük bir sarsıntı yarattı ve tarihte kendine özgü bir topluluğun doğmasına yol açtı. Bu yazıda Sabetay Sevi'nin hayatını, hareketinin yayılışını, Osmanlı yönetiminin tutumunu ve olayın sonuçlarını anlatıyoruz.
Sabetay Sevi'yi gösteren bir gravürGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
İzmir'de bir gençlik
Sabetay Sevi, 1626'da İzmir'de doğdu. Babası, İzmir'deki İngiliz ve Hollandalı tüccarlarla iş yapan bir aracıydı. On yedinci yüzyılda İzmir, Osmanlı'nın en hızlı büyüyen liman şehirlerinden biriydi ve Avrupa ile ticaretin önemli bir merkeziydi. Şehirde kalabalık bir Yahudi topluluğu yaşıyordu.
Sabetay Sevi, gençliğinde Yahudi din bilgisi ve özellikle Kabala, yani Yahudi mistisizmi üzerine eğitim aldı. Genç yaşta sıra dışı davranışlarıyla dikkat çekti. Yahudi dinî kurallarına aykırı bazı uygulamalar yapması, İzmir'deki din adamlarının tepkisine yol açtı ve bir süre sonra şehirden uzaklaştırıldı. Sonraki yıllarda Selanik, İstanbul, Kahire ve Kudüs gibi şehirlerde dolaştı.
Gazzeli Nathan ve ilan
Hareketin dönüm noktası, 1665'te Sabetay Sevi'nin Gazze'de Nathan adlı genç bir din adamıyla tanışması oldu. Gazzeli Nathan, Sabetay Sevi'nin beklenen mesih olduğunu ilan etti ve kendisini onun peygamberi olarak sundu. Nathan'ın yazdığı mektuplar, Osmanlı'daki ve Avrupa'daki Yahudi toplulukları arasında hızla yayıldı.
Sabetay Sevi, aynı yılın sonunda İzmir'e döndü ve burada büyük bir coşkuyla karşılandı. İzmir'deki Yahudi topluluğunun büyük bir kısmı onu mesih olarak kabul etti. Hareket kısa sürede Selanik, İstanbul, Halep ve Avrupa'daki Yahudi topluluklarına yayıldı. Amsterdam ve Hamburg gibi şehirlerde bazı Yahudiler, Kutsal Topraklar'a göç etmek için mallarını satmaya başladı.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Sabetay Sevi hareketi yalnızca Osmanlı'daki Yahudileri değil, Avrupa'daki ve Kuzey Afrika'daki Yahudi topluluklarını da etkiledi. Hareket hakkındaki bilgilerin önemli bir kısmı, olayları yaşayan Yahudi din adamlarının mektuplarından ve İzmir'deki Hollanda temsilciliğinde görev yapan papaz Thomas Coenen'in tanıklığından gelir.
Londra'da bahisler, Amsterdam'da dualar
Hareketin yankıları, Osmanlı sınırlarının çok ötesine ulaştı. İngiliz memur Samuel Pepys, 1666 şubatında tuttuğu ünlü günlüğünde, Londra'da bir Yahudi'nin mesih olarak tanınıp tanınmayacağı üzerine bahisler oynandığını not etmişti. Amsterdam'daki Sefarad topluluğunda ise sinagoglarda Sabetay Sevi için dualar okunuyor, onun adını taşıyan dua kitapları basılıyordu.
Bu yankılar, on yedinci yüzyılda haberlerin ne kadar hızlı dolaşabildiğini gösterir. İzmir, Venedik, Livorno, Amsterdam ve Hamburg arasında gidip gelen tüccar gemileri, mektupları ve söylentileri de taşıyordu. Yahudi tüccar aileleri arasındaki yazışmalar, hareketin haberlerini birkaç hafta içinde bir limandan ötekine ulaştırıyordu. Sabetay Sevi'nin hikâyesi, bu yüzden bir Osmanlı olayı olduğu kadar Akdeniz ve Avrupa ticaret dünyasının da bir olayıydı.
İstanbul'da tutuklanma
Sabetay Sevi, 1666'nın başında İstanbul'a doğru yola çıktı. Taraftarları, onun Osmanlı padişahının tacını alacağına inanıyordu. Ancak Osmanlı yönetimi, Sabetay Sevi'yi İstanbul'a varır varmaz tutukladı. Bu dönemde sadrazamKöprülüzade Fazıl Ahmed Paşa idi ve Girit seferine hazırlanıyordu.
Sabetay Sevi, bir süre İstanbul'da tutulduktan sonra Gelibolu'daki kaleye gönderildi. Burada şaşırtıcı derecede rahat bir esaret yaşadı. Taraftarları onu ziyaret edebiliyor, mektuplar gönderebiliyordu. Taraftarları Gelibolu kalesine kudret kulesi anlamında bir ad verdi. Kale, birkaç ay boyunca hareketin merkezi hâline geldi. Sabetay Sevi'nin Abydos kalesinde zincire vurulmuş hâlini gösteren tasvirGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Johann Friedrich Corvinus 1701 Köthen. Dosya sayfası
Edirne'deki divan
1666 eylülünde Sabetay Sevi, IV. Mehmed'in bulunduğu Edirne'ye getirildi. Bu dönemde padişah Edirne'de yaşıyor, sadrazam ise Girit'teydi. Sabetay Sevi'nin sorgusu, sadaret kaymakamı ve saray çevresinden kişilerin katıldığı bir mecliste yapıldı. Sorguda, kendisi de Yahudilikten Müslümanlığa geçmiş olan saray hekimi Hayatizade Mustafa Efendi tercümanlık yaptı. Saray vaizi Vani Mehmed Efendi'nin de olayda rol oynadığı anlatılır.
Sabetay Sevi'ye iki seçenek sunulduğu anlatılır: Müslüman olmak ya da mesihlik iddiasını kanıtlamak. Sabetay Sevi, Müslüman olmayı kabul etti ve Aziz Mehmed Efendi adını aldı. Kendisine saray kapıcıbaşılarından biri olarak bir maaş bağlandı.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Sabetay Sevi'nin Müslüman olmasının ardından bütün taraftarlarının da Müslüman olduğu sıkça söylenir. Oysa taraftarların büyük çoğunluğu Yahudi kalmaya devam etti ve hareketten uzaklaştı. Sabetay Sevi'yi izleyerek Müslüman olanlar, sayıca sınırlı bir topluluk oluşturdu.
Din değiştirmenin yankıları
Sabetay Sevi'nin Müslüman olması, taraftarları arasında büyük bir şok yarattı. Taraftarların çoğu hayal kırıklığına uğrayarak hareketten uzaklaştı. Ancak bir kısmı, bu olayı mesihin gizli bir görevi olarak yorumladı. Gazzeli Nathan, Sabetay Sevi'nin din değiştirmesinin Kabala öğretisiyle açıklanabilecek bir sır olduğunu ileri sürdü.
Sabetay Sevi, din değiştirmesinden sonra da bir süre Yahudi taraftarlarıyla ilişkisini sürdürdü. Bu durum, Osmanlı yönetiminin dikkatini çekti. 1673'te Sabetay Sevi, bugün Karadağ'da bulunan Ülgün, yani Ulcinj kasabasına sürgün edildi. 1676'da burada öldü.
Selanik'teki topluluk
Sabetay Sevi'yi izleyerek Müslüman olan taraftarlar, zamanla ağırlıklı olarak Selanik'te yaşayan kendine özgü bir topluluk oluşturdu. Bu topluluk, dışarıdan Müslüman görünmekle birlikte kendi içinde farklı inanç ve gelenekleri sürdürdü. Topluluk, Türkçede dönme adıyla anıldı.
Selanik'teki topluluk, zamanla farklı kollara ayrıldı. Bu kollar, kaynaklarda Yakubiler, Karakaşlar ya da Kapancılar ve Konyosolar adlarıyla geçer. On dokuzuncu yüzyılda bu topluluğun bazı üyeleri, Selanik'in ticaret ve eğitim hayatında önemli roller üstlendi. 1923'teki Türk-Yunan nüfus mübadelesi sırasında topluluğun büyük kısmı, Müslüman nüfus olarak Türkiye'ye geldi.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Sabetay Sevi hareketi üzerine yapılmış en kapsamlı çalışma, İsrailli araştırmacı Gershom Scholem'in eseridir. Eser önce 1957'de İbranice yayımlandı, 1973'te ise genişletilmiş İngilizce baskısı çıktı. Scholem, hareketi Yahudi mistisizminin tarihi içinde inceleyen bir yaklaşım geliştirdi.
Cornelis de Bruyn'ın gravüründe İzmirGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Cornelis de Bruijn. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji 1626: Sabetay Sevi'nin İzmir'de doğumu 1665: Gazzeli Nathan'ın Sabetay Sevi'yi mesih olarak ilan etmesi 1665 sonu: Sabetay Sevi'nin İzmir'e dönüşü ve hareketin yayılması 1666 başı: İstanbul'da tutuklanma ve Gelibolu'ya gönderilme 1666 eylül: Edirne'de Müslüman olması ve Aziz Mehmed Efendi adını alması 1673: Ülgün'e sürgün 1676: Ülgün'de ölümü 1923: Selanik'teki topluluğun mübadeleyle Türkiye'ye gelmesi
Bir mesih iddiasına devletin cevabı
Sabetay Sevi olayı, Osmanlı yönetiminin kendi sınırları içindeki dinî hareketlere nasıl yaklaştığını gösteren ilginç bir örnektir. Osmanlı yönetimi, Sabetay Sevi'yi bir isyancı olarak idam etmek yerine onu Müslüman olmaya ikna etmeyi tercih etti. Bu tercih, hareketi bir şehit yaratmadan dağıtmanın en etkili yolu oldu. Mesih olarak görülen bir kişinin Müslüman olması, taraftarlarının büyük kısmının inancını sarstı.
Olay, Köprülüler döneminin siyasi ortamını da yansıtır. Devlet, Girit seferi gibi büyük bir askerî harekâtın ortasındaydı ve iç düzenin bozulmasını istemiyordu. Sabetay Sevi'nin hareketi, İzmir, Selanik ve İstanbul gibi önemli ticaret şehirlerinde bir huzursuzluk kaynağı olabilirdi. Yönetimin bu tehdidi sessizce ortadan kaldırması, dönemin devlet adamlarının ne kadar pratik düşünebildiğini gösterir.
Sabetay Sevi'nin hikâyesi, Osmanlı'nın çok dinli ve çok kültürlü toplum yapısının da bir yansımasıdır. İzmir gibi bir liman şehrinde doğan bir hareket, kısa sürede dünyanın dört bir yanındaki Yahudi topluluklarına ulaşabildi. Selanik'te ortaya çıkan topluluk ise Osmanlı'nın son yüzyılına kadar kendine özgü kimliğini korudu. Bu hikâye, bir dinî hareketin bir imparatorluğun içinde nasıl doğup değişebildiğini anlatan ender örneklerden biridir.