İçeriğe geç
Giriş yap
0

Sakalar ve Kırkçeşme: İstanbul'a suyu taşıyan kemerler ve omuzlar

Gece Kâtibi başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Gece KâtibiKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Osmanlı İstanbul'unda su, şehrin en değerli kaynaklarından biriydi. Şehrin büyük nüfusunu besleyecek suyu sağlamak için yüzyıllar boyunca büyük su yolları inşa edildi. Bunların en önemlisi, Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle Mimar Sinan'ın yaptığı Kırkçeşme su sistemidir. Ancak su, çeşmelere ulaştıktan sonra da evlere kendiliğinden gelmezdi. Suyu çeşmelerden alıp evlere, dükkânlara ve hamamlara taşıyan sakalar, İstanbul'un gündelik hayatının vazgeçilmez bir parçasıydı. Bu yazıda Kırkçeşme sistemini, Bozdoğan Kemeri'ni, saka esnafını ve on dokuzuncu yüzyılın sonunda borulu su şebekesinin gelişiyle sakaların ortadan kalkmasını anlatıyoruz.
İstanbul'daki Bozdoğan Kemeri
İstanbul'daki Bozdoğan KemeriGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Abdullah Can Aldanmaz. Dosya sayfası

Bizans mirası

İstanbul, tarihi boyunca su sıkıntısı çeken bir şehirdi. Bizans döneminde şehre uzak kaynaklardan su getirmek için büyük su kemerleri ve sarnıçlar yapıldı. Bunların en tanınmışı, dördüncü yüzyılda İmparator Valens döneminde tamamlanan ve bugün Bozdoğan Kemeri adıyla bilinen su kemeridir. Şehirdeki büyük sarnıçlar, özellikle Yerebatan Sarnıcı, suyun depolanması için kullanılıyordu.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethinden sonra şehrin su yollarını onarttı ve yeni su yolları yaptırdı. Halkalı suları olarak bilinen sistem, Fatih ve Bayezid dönemlerinde geliştirildi. Ancak şehrin hızla artan nüfusu, bu kaynakların yetersiz kalmasına neden oldu.

Kırkçeşme su sistemi

Kanuni Sultan Süleyman, on altıncı yüzyılın ortalarında İstanbul'un su sorununu çözmek için büyük bir proje başlattı. Mimar Sinan, Belgrad Ormanı'ndaki kaynaklardan şehre su getirecek bir sistem tasarladı. Bu sistemin yapımı, 1554 ile 1563 arasında gerçekleştirildi.

Sistem, ormandaki kaynaklardan toplanan suyu, toprak altındaki kanallar ve vadileri aşan kemerlerle şehre taşıyordu. Sinan, bu proje için birçok büyük su kemeri inşa etti. Bunların en tanınmışları Uzunkemer, Mağlova Kemeri, Güzelce Kemer ve Kovuk Kemer'dir. Mağlova Kemeri, Sinan'ın kendi eserleri arasında en çok övündüğü yapılardan biridir.

Su, şehre ulaştığında Eğrikapı yakınlarından girer ve Bozdoğan Kemeri üzerinden şehrin merkezine dağıtılırdı. Sistemin adı, suyun Eminönü yakınlarında, Kırkçeşme adı verilen bir dağıtım noktasından şehre yayılmasından gelir.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Kırkçeşme adının kökeni konusunda farklı açıklamalar vardır. En yaygın açıklama, suyun dağıtıldığı yerde kırk çeşmenin bulunduğudur. Bazı kaynaklar ise adın Fatih döneminde Kırkçeşme semtinde yapılan bir çeşmeden geldiğini bildirir. Sistemin kaç çeşmeyi beslediği de dönemden döneme değişmiştir.
Fausto Zonaro'nun 1883 tarihli saka tablosu
Fausto Zonaro'nun 1883 tarihli saka tablosuGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Fausto Zonaro. Dosya sayfası

Suyun dağıtımı

Kırkçeşme sisteminin getirdiği su, şehirdeki çeşmelere, camilere, hamamlara ve saraylara dağıtılırdı. Su, maksem adı verilen dağıtım yapılarında toplanır ve buradan farklı yönlere giden borulara aktarılırdı. Suyun bir kısmı vakıf olarak halka ücretsiz verilirken, bir kısmı da belirli bir ücret karşılığında özel kişilere satılırdı.

Özel kişilerin evlerine su bağlatması, ancak varlıklı ailelerin karşılayabileceği bir lükstü. Bu nedenle şehir halkının büyük çoğunluğu, suyunu mahalle çeşmelerinden almak zorundaydı. İşte bu noktada sakalar devreye girerdi.

Saka esnafı

Sakalar, çeşmelerden doldurdukları suyu, deri tulumlar ya da kaplar içinde sırtlarında ya da atlarla taşıyarak evlere ve dükkânlara satan esnaftı. Saka kelimesi, Arapçada su veren anlamına gelir. İstanbul'da binlerce saka çalışırdı. Her saka, belirli bir mahalleye ya da belirli müşterilere su taşırdı.

Sakalar, diğer esnaf gruplarında olduğu gibi bir loncaya bağlıydı. Loncanın kuralları, sakaların hangi çeşmelerden su alabileceğini, suyu hangi fiyata satabileceğini ve nasıl davranmaları gerektiğini belirlerdi. Saka olmak için loncanın izni gerekiyordu ve yeni sakalar, deneyimli ustaların yanında çalışarak mesleği öğrenirdi.

Sakaların sırtlarında taşıdıkları deri tulumlar, kıl ya da keçi derisinden yapılırdı. Atlı sakalar ise atlarının iki yanına büyük tulumlar asarak daha fazla su taşıyabilirdi. Sakalar, mahalle aralarında dolaşırken su sattıklarını haber veren sesler çıkarırdı.
Ek bilgi
Sakalar, yangınlarda da önemli bir rol oynardı. Ahşap evlerin yoğun olduğu İstanbul'da yangınlar sık görülürdü ve sakaların taşıdığı su, yangın söndürme çalışmalarında kullanılırdı. Ayrıca Osmanlı ordusunun seferlerinde de saka birlikleri askerlere su taşırdı. Bu yönüyle sakalar, hem şehrin hem de ordunun su ihtiyacını karşılayan bir hizmet ağının parçasıydı.

Bentler ve su yolcuları

Kırkçeşme sisteminin sürekli su verebilmesi için kaynakların ve kanalların düzenli bakımı gerekiyordu. Belgrad Ormanı'nda, yağmur sularını toplamak için bentler inşa edildi. Bu bentler, kurak aylarda bile şehre su akmasını sağlıyordu. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda yapılan Topuzlu Bent, Valide Bendi ve Mahmud Bendi, bu sistemin önemli parçalarıdır.

Su yollarının bakımını yapan görevlilere suyolcu denirdi. Suyolcular, kanalları temizler, sızıntıları onarır ve suyun dağıtımını denetlerdi. Bu görevliler, Belgrad Ormanı çevresindeki köylerde yaşar ve su yollarının korunmasından sorumlu tutulurdu. Bu köylerin halkı, bu hizmet karşılığında bazı vergilerden muaf tutulurdu.

Taksim su sistemi

On sekizinci yüzyılda İstanbul'un nüfusu artmaya devam etti ve Haliç'in kuzeyindeki Galata ve Beyoğlu bölgeleri de büyüdü. Bu bölgelere su getirmek için Sultan I. Mahmud, 1732'de yeni bir su sistemi yaptırdı. Bu sistemin suyu da Belgrad Ormanı'ndaki bentlerden geliyordu ve bugünkü Taksim Meydanı'ndaki maksemde toplanarak dağıtılıyordu. Taksim adı, Arapçada bölmek, dağıtmak anlamına gelen kelimeden türemiştir ve bu dağıtım işlevinden gelir.

Borulu su ve sakaların sonu

On dokuzuncu yüzyılın sonunda İstanbul'da modern bir su şebekesi kurulmaya başlandı. 1880'li yıllarda bir Fransız şirketine verilen imtiyazla, Terkos Gölü'nden şehre su getiren bir sistem inşa edildi. Bu sistem, suyu basınçlı borularla doğrudan evlere ulaştırıyordu.

Borulu su şebekesinin yaygınlaşması, sakaların işini giderek azalttı. Ancak bu süreç uzun sürdü; çünkü şebeke başlangıçta yalnızca belirli semtlere ulaşıyordu ve ücreti birçok aile için yüksekti. Sakalar, yirminci yüzyılın ilk yarısına kadar İstanbul'un bazı semtlerinde çalışmaya devam etti. Zamanla şebekenin genişlemesiyle bu meslek tamamen ortadan kalktı.
Vanmour'un sokakta su taşıyan bir sakayı gösteren resmi
Vanmour'un sokakta su taşıyan bir sakayı gösteren resmiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Jean Baptiste Vanmour. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji
4. yüzyıl: Valens Su Kemeri'nin tamamlanması
1453 sonrası: Fatih döneminde su yollarının onarılması
1554–1563: Kırkçeşme su sisteminin yapımı
1732: Taksim su sisteminin yapımı
1880'ler: Terkos'tan borulu su şebekesi
20. yüzyıl ilk yarısı: Sakaların ortadan kalkması

Kemerler ve omuzlar: bir şehrin su emeği

Kırkçeşme ve sakaların hikâyesi, Osmanlı İstanbul'unda suyun nasıl bir emek ve örgütlenme gerektirdiğini gösterir. Sinan'ın kemerleri, suyu ormandan şehre getiren büyük mühendislik yapılarıydı. Ancak bu yapıların getirdiği su, ancak sakaların omuzlarında evlere ulaşabiliyordu. Böylece şehrin su düzeni, hem devletin büyük yatırımlarına hem de sıradan insanların gündelik emeğine dayanıyordu.

Bu düzen, vakıf sisteminin de önemli bir parçasıydı. Çeşmelerin büyük kısmı, hayır amacıyla yaptırılmış vakıf yapılarıydı. Su vermek, Osmanlı toplumunda en büyük sevaplardan biri sayılıyordu; bu nedenle padişahlar, devlet adamları ve varlıklı kişiler şehrin dört bir yanında çeşmeler ve sebiller yaptırdı.

Sakaların ortadan kalkması ise modern şehir altyapısının gelişiminin bir sonucudur. Borulu su şebekesi, suyu doğrudan evlere ulaştırarak sakaların işlevini gereksiz kıldı. Bugün İstanbul'un sokaklarında hâlâ görülen tarihî çeşmeler ve Bozdoğan Kemeri, bu kaybolan su dünyasının hatırlatıcılarıdır. Bu yapılara bakan biri, bir zamanlar suyun ne kadar değerli olduğunu ve onu taşıyanların şehrin hayatında ne kadar önemli bir yer tuttuğunu düşünebilir. Bir çeşme taşına kazınmış kitabe, yalnızca bir bağışçının adını değil, o suyu taşıyan sayısız isimsiz emeği de hatırlatır.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap