Tanburi Cemil Bey, Osmanlı Devleti'nin son döneminde yetişen ve Türk müziğinin en büyük icracılarından biri olarak kabul edilen bir sanatçıdır. Tanbur, kemençe, yaylı tanbur, lavta ve viyolonsel çaldı; bu çalgıların her birinde kendine özgü bir üslup geliştirdi. Özellikle taksimleri, yani doğaçlama çalışları, Türk müziğinde bir dönüm noktası olarak görülür. Cemil Bey, yirminci yüzyılın başında taş plaklara yaptığı kayıtlar sayesinde sesini bugüne ulaştırabilen ilk büyük ustalardan biridir. 28 Temmuz 1916'da genç yaşta öldü. Bu yazıda Cemil Bey'in hayatını, çalgılarını, bestelerini, kayıtlarını ve bıraktığı mirası anlatıyoruz.
Tanburi Cemil Bey'in İstanbul'daki mezarıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Maurice Flesier. Dosya sayfası
Hayatı
Cemil Bey, 1873 yılında İstanbul'da doğdu. Babası, Darphane'de görevli MehmedTevfik Bey idi. Babasını küçük yaşta kaybetti ve dayısının yanında büyüdü. Mülkiye Mektebi'nde bir süre öğrenim gördü; ancak müziğe olan ilgisi ağır bastı. Bir süre devlet dairelerinde kâtiplik yaptı; ancak bu işlerde uzun süre kalmadı.
Müziğe küçük yaşta başladı. İlk derslerini ailesinden ve çevresindeki musikişinaslardan aldı. Kemençe çalmaya ilk gençliğinde başladı; tanbura ise biraz daha sonra yöneldi. Kısa sürede İstanbul'un musiki çevrelerinde tanındı. Konaklarda, köşklerde ve musiki meclislerinde çalmaya başladı.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Cemil Bey'in doğum yılı kaynaklarda 1871 ya da 1873 olarak verilir. Oğlu Mesud Cemil'in yazdığı biyografi 1873 tarihini esas alır. Mülkiye'deki öğrenimi ve devlet dairelerindeki görevleri hakkındaki ayrıntılar da kaynaklarda farklılık gösterir. Bu yazıda genel olarak kabul gören bilgiler esas alınmıştır.
Tanbur ve kemençe
Tanbur, uzun saplı ve küçük gövdeli bir mızraplı çalgıdır. Osmanlı müziğinde özellikle on yedinci yüzyıldan itibaren önemli bir yer edinmişti. Cemil Bey, tanburu yeni bir anlayışla çaldı. Mızrap tekniğinde hız ve parlaklık getirdi; taksimlerinde makamların geçişlerini, renklerini ve inceliklerini olağanüstü bir ustalıkla işledi.
Cemil Bey, kemençede de aynı ustalığı gösterdi. Klasik kemençe olarak bilinen küçük, üç telli yaylı çalgıda yaptığı taksimler, bu çalgının ifade gücünü yeniden tanımladı. Ayrıca yaylı tanbur adı verilen, tanburun yayla çalınan bir türünü geliştirdi ve yaygınlaştırdı. Lavta ve viyolonselde de başarılı bir icracıydı.
Taksim sanatı
Türk müziğinde taksim, belirli bir makamda yapılan doğaçlama bir çalıştır. Taksim, icracının makam bilgisini, yaratıcılığını ve teknik ustalığını aynı anda gösterdiği bir türdür. Cemil Bey, taksimleriyle Türk müziğinin en tanınmış icracılarından biri oldu.
Onun taksimlerinde, geleneksel makam kurallarına sadık kalınırken, yeni ve şaşırtıcı geçişler de yer alırdı. Ritim duygusu, melodik buluşları ve teknik hızı, dinleyenleri büyülerdi. Dönemin musikişinasları, Cemil Bey'in taksimlerini bir okul olarak gördü ve onun tarzını taklit etmeye çalıştı. Bir müzede sergilenen tanburGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Jelican9. Dosya sayfası
Taş plaklar
Yirminci yüzyılın başında İstanbul'da plak şirketleri faaliyet göstermeye başladı. Orfeon, Odeon ve Blumenthal gibi şirketler, İstanbul'un tanınmış müzisyenlerinin kayıtlarını yaptı. Cemil Bey de 1910'lu yılların başında bu şirketler için çok sayıda kayıt yaptı.
Bu kayıtlar, Türk müziği tarihinin en değerli belgeleri arasındadır. Cemil Bey'in taksimleri, peşrevleri ve saz semaileri, bu plaklar aracılığıyla bugüne ulaştı. Kayıtların teknik kalitesi dönemin koşullarına göre sınırlıdır; ancak sanatçının ustalığını açıkça duyurur. Bu plaklar, sonraki kuşak müzisyenler için bir eğitim kaynağı oldu.
Ek bilgi
Cemil Bey'in taş plak kayıtları, yirminci yüzyılın ikinci yarısında yeniden derlendi ve çeşitli koleksiyonlar hâlinde yayımlandı. Bu yeniden yayınlar, onun icra tarzının yeni kuşaklarca tanınmasını sağladı. Kayıtlardaki taksimler, bugün de konservatuvarlarda örnek olarak dinletilmektedir.
Besteleri ve kitabı
Cemil Bey, icracılığının yanı sıra bestekârlığıyla da tanınır. Peşrevler, saz semaileri ve oyun havaları besteledi. Bu eserlerde de icra tarzının canlılığı ve yenilikçiliği görülür. Muhayyer, Şedaraban ve Ferahnak gibi makamlarda bestelediği saz eserleri, bugün de Türk müziği repertuvarında önemli bir yer tutar.
Cemil Bey, 1902'de Rehber-i Musiki adlı bir kitap yayımladı. Bu kitap, Türk müziğinin nazariyatını, yani makam ve usul bilgisini anlatan bir eserdi. Kitap, dönemin müzik eğitiminde kullanılan kaynaklar arasında yer aldı.
Meşk geleneği ve öğrencileri
Cemil Bey'in yetiştiği dönemde Türk müziği, meşk adı verilen yöntemle öğretiliyordu. Meşkte öğrenci, eserleri notaya bakmadan, ustasını dinleyerek ve tekrar ederek öğrenirdi. Bu yöntem, eserlerin yanında icra üslubunun da aktarılmasını sağlıyordu. Cemil Bey, bu geleneğin içinde yetişti; ancak Batı notasını da biliyor ve kullanıyordu. Bu iki dünyayı birlikte tanıması, onun müzik anlayışını zenginleştirdi.
Cemil Bey'in düzenli bir öğretmenlik hayatı olmadı. Yine de çevresindeki genç müzisyenler, onun çalışını dinleyerek ve plaklarını tekrar tekrar çalarak ondan öğrendi. Yirminci yüzyılın tanınmış tanbur icracıları, onun tarzını kendi icralarının çıkış noktası olarak gördü. Cemil Bey'in etkisi, böylece hem doğrudan temas hem de kayıtlar aracılığıyla yayıldı.
Kişiliği ve son yılları
Cemil Bey, yalnızlığı seven, içine kapanık ve hassas bir kişiliğe sahipti. Para ve şöhret kazanmak için çaba göstermez, çoğu zaman yoksulluk içinde yaşardı. Musiki çevrelerinde, onun çalmak için ruh hâlinin uygun olmasını beklediği ve kendisini zorlayan ortamlarda çalmayı reddettiği anlatılır.
Son yıllarında sağlığı bozuldu. 28 Temmuz 1916'da, henüz kırk üç yaşındayken İstanbul'da öldü. Merkezefendi Mezarlığı'nda toprağa verildi. Oğlu Mesud Cemil de babasının izinden giderek önemli bir müzisyen oldu ve babasının hayatını anlatan bir kitap yazdı.
Etkisi
Cemil Bey'in icra tarzı, Türk müziğinde yeni bir çığır açtı. Ondan sonra gelen tanbur ve kemençe icracılarının büyük kısmı, onun üslubundan etkilendi. Yirminci yüzyılın Türk müziği icracıları, Cemil Bey'i bir ustalar ustası olarak kabul etti. Metropolitan Sanat Müzesi koleksiyonundaki bir kemençeGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Creator:Baron Baronak. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji 1873: Cemil Bey'in İstanbul'da doğumu 1902: Rehber-i Musiki'nin yayımlanması 1902: Oğlu Mesud Cemil'in doğumu 1910'lar başı: Taş plak kayıtları 28 Temmuz 1916: Cemil Bey'in ölümü
Doğaçlamanın kalıcılığı: bir sesin taş plaktan bugüne yolculuğu
Tanburi Cemil Bey'in hikâyesi, Türk müziğinin geleneksel aktarım biçimi ile modern kayıt teknolojisinin buluştuğu bir anı temsil eder. Yüzyıllar boyunca Türk müziği, ustadan çırağa meşk yoluyla aktarılmıştı. Bu aktarımda icracının üslubu, ancak onu dinleyen öğrencilerin hafızasında yaşayabiliyordu. Cemil Bey'in taş plak kayıtları, bir icracının sesinin ilk kez kalıcı olarak saklanabildiği dönemin en değerli örnekleridir.
Taksim, doğası gereği bir anlık yaratımdır; her icra bir kez gerçekleşir ve bir daha tekrarlanmaz. Cemil Bey'in taksimlerinin kayda geçmesi, bu anlık yaratımları kalıcı kıldı. Böylece sonraki kuşaklar, onun ustalığını doğrudan dinleyebildi ve onun tarzından öğrenebildi.
Cemil Bey'in hayatı, sanatına adanmış, şöhretten uzak bir ustanın hayatıdır. Yoksulluk içinde geçen yılları ve erken ölümü, onun etrafında hüzünlü bir efsane oluşturdu. Ancak bıraktığı kayıtlar ve besteler, bu efsanenin ötesinde gerçek bir mirası temsil eder. Bugün bir Cemil Bey taksimi dinlemek, Osmanlı'nın son döneminin İstanbul'unda bir musiki meclisine konuk olmak gibidir. Plakların cızırtısı arasından yükselen ses, yüzyılı aşan bir zaman dilimini bir anda kapatır.