Osmanlı Devleti nasıl kuruldu? Küçük bir uç beyliğinin altı yüzyıl sürecek bir imparatorluğa dönüşmesi, 20. yüzyıl tarihçilerinin en çok tartıştığı sorulardan biri oldu. Bu tartışmanın en etkili cevabı, Avusturyalı tarihçi Paul Wittek'in 1937'de Londra'da verdiği ve 1938'de The Rise of the Ottoman Empire adıyla yayımlanan konferanslarından geldi. Wittek'in yorumunda Osmanlı'yı büyüten güç, Bizans sınırında İslam adına savaşan gazilerin, yani "gaza" ideolojisinin dinamizmiydi.
"Gazi tezi" adıyla anılan bu yorum, yarım yüzyıl boyunca Batı akademisinde Osmanlı kuruluşunun standart açıklaması oldu. 1980'lerden itibaren ise sert eleştirilere hedef oldu. Bu yazıda tezin doğuşunu, dayandığı belgeleri, Türk tarihçi Fuad Köprülü'nün alternatif yorumunu ve sonraki tartışmayı anlatıyoruz. Osman Gazi'yi gösteren geç dönem bir portreGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Wittek'in iki dayanağı: Ahmedî ve Bursa kitabesi
Wittek, tezini iki ana belgeye dayandırdı. Birincisi, 14. yüzyıl sonunda yazılmış Ahmedî'nin İskendernâme'sindeki Osmanlı tarihi bölümüydü. Ahmedî burada Osmanlı beylerini gazi olarak tanıtır ve onların asıl görevinin kâfirlere karşı savaşmak olduğunu söyler. Wittek bu şiiri, erken Osmanlıların kendilerini nasıl gördüklerinin doğrudan bir ifadesi olarak okudu.
İkinci dayanak, Bursa'daki Şehadet Camii'nin 1337 tarihli Arapça kitabesiydi. Bu kitabede Orhan Bey "sultanü'l-guzat, gazi, gaziler gazisi" gibi unvanlarla anılıyordu. Wittek'in okumasında bu kitabe, gaza kimliğinin daha 14. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı hükümdarlarının resmî kimliği olduğunu kanıtlıyordu.
Bu iki belgeden yola çıkan Wittek, Osmanlı devletini dinî bir savaş topluluğunun ürünü olarak tanımladı. Uç bölgesine gelen savaşçılar, Bizans topraklarına akınlar düzenleyerek hem ganimet hem de manevi saygınlık kazanıyordu. Osmanlı beyleri, bu savaşçıları en iyi örgütleyenler olarak öne çıkmıştı.
Ek bilgi
Paul Wittek (1894–1978), Viyana'da doğdu, I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı cephesinde subay olarak bulundu. 1920'lerde İstanbul'daki Alman Arkeoloji Enstitüsü'nde çalıştı ve Türkçe kaynakları yakından tanıdı. Nazi rejiminden kaçarak Belçika'ya, oradan İngiltere'ye geçti ve Londra Üniversitesi'nde ders verdi.
Fuad Köprülü'nün yanıtı
Wittek'in konferanslarından kısa bir süre önce, Türk tarihçi Mehmed Fuad Köprülü, 1935'te Paris'te Les Origines de l'Empire Ottoman adlı bir kitap yayımlamıştı. Köprülü, Osmanlı'nın kuruluşunu Selçuklu ve beylikler dönemi Anadolu'sunun sosyal ve kurumsal mirası içinde açıkladı. Ona göre Osmanlı, Türkmen göçlerinin, ahilik gibi şehirli kuruluşların, dervişlerin ve Selçuklu idare geleneğinin ürünüydü.
Köprülü, aynı zamanda Osmanlı'nın Bizans kurumlarını kopyaladığı yönündeki eski Batılı görüşlere de karşı çıktı. Onun çalışması, kuruluşu Anadolu Türk tarihi içinde konumlandıran ilk büyük sentezdi. Wittek ve Köprülü'nün yaklaşımları birbirini tamamen dışlamasa da, ilki dinî savaş ideolojisine, ikincisi sosyal ve kurumsal sürekliliğe ağırlık veriyordu. Seyyid Lokman'ın Kıyâfetü'l-İnsâniyye nüshasındaki Osman Gazi minyatürüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Nakash, circa 1579. Dosya sayfası
Eleştiri dalgası: Lindner, Imber ve Lowry
1980'lerde gazi tezi ciddi biçimde sorgulanmaya başlandı. Amerikalı tarihçi Rudi Paul Lindner, 1983'te yayımlanan Nomads and Ottomans in Medieval Anatolia adlı kitabında, erken Osmanlıları dinî savaşçılardan çok göçebe bir kabile topluluğu olarak tanımladı. Lindner'in vurguladığı üzere Osman'ın çevresinde Bizanslı Hristiyanlar da vardı; bu karma yapı, katı bir dinî savaş ideolojisiyle bağdaşmıyordu.
İngiliz tarihçi Colin Imber, gaza anlatısının büyük ölçüde 15. yüzyılda geriye dönük olarak kurulmuş bir hanedan efsanesi olduğunu savundu. Heath Lowry ise 2003'te yayımlanan The Nature of the Early Ottoman State kitabında Bursa kitabesini yeniden inceledi. Lowry, kitabenin diğer belgelerde Orhan için kullanılan unvanlarla uyuşmadığını, bu nedenle Wittek'in ona yüklediği anlamı taşıyamayacağını ileri sürdü. Lowry'nin yorumunda erken Osmanlı fetihlerinin ana motivasyonu ganimet ve köle elde etmekti; "gaza" ve "akın" kavramları neredeyse eş anlamlı kullanılıyordu.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Şehadet Camii kitabesinin özgünlüğü ve okunuşu tartışmalıdır. Kitabe, caminin 1855 depreminden sonraki onarımlarında yeniden yerleştirilmiştir. Bazı araştırmacılar onu güvenilir bir 14. yüzyıl belgesi sayarken, bazıları metnin sonradan değiştirilmiş olabileceğini düşünür.
Kafadar'ın uzlaştırıcı yorumu
Tartışmanın en etkili sentezlerinden biri, Cemal Kafadar'ın 1995'te yayımlanan Between Two Worlds adlı kitabıdır. Kafadar, gazi tezini tamamen reddetmedi, ancak "gaza" kavramının 14. yüzyıl uç toplumunda katı bir dinî savaş anlamına gelmediğini gösterdi. Ona göre gaza, Hristiyanlarla işbirliğini, evlilikleri ve karma toplulukları dışlamayan esnek bir kimlikti.
Kafadar ayrıca erken Osmanlı tarihini anlatan kroniklerin, farklı siyasi çevrelerin bakış açılarını taşıdığını vurguladı. Aşıkpaşazade gibi yazarlar, gazilerin ve dervişlerin bakış açısından yazarken, saray çevresindeki merkezileşmeyi eleştiriyorlardı. Böylece gaza vurgusu, bir gerçeklik tasviri olduğu kadar bir siyasi tutum ifadesiydi.
Bugünkü durum
Günümüzde Osmanlı kuruluşu üzerine çalışan tarihçilerin çoğu, tek bir açıklamanın yeterli olmadığını kabul ediyor. Coğrafi konum, Bizans'ın zayıflığı, Moğol baskısıyla batıya kayan nüfus, ganimet ekonomisi, dinî motivasyon, akrabalık ve ittifak ağları birlikte ele alınıyor. Arkeolojik ve nümizmatik çalışmalar ile Bizans kaynaklarının yeniden okunması da tartışmaya yeni veriler ekledi.
Wittek'in tezi bu nedenle bugün bir açıklama olarak değil, tartışmanın başlangıç noktası olarak değer taşır. Onun sorduğu soru, yani küçük bir beyliğin neden ve nasıl bu kadar büyüdüğü, hâlâ cevabı aranan bir sorudur.
Türkiye'deki yankılar
Gazi tezi tartışması Türkiye'de de karşılık buldu. Halil İnalcık, Osmanlı kuruluşunu anlatırken gaza ideolojisini önemli bir etken olarak kabul etti, ancak onu uç bölgesinin ekonomik ve sosyal koşullarıyla birlikte değerlendirdi. İnalcık'ın çalışmaları, Wittek'in yaklaşımını Osmanlı arşiv belgeleriyle zenginleştirdi. Halil Berktay gibi tarihçiler ise milliyetçi ve dinî kuruluş anlatılarını eleştiren yazılarıyla tartışmaya katıldı. Bu tartışma, Türkiye'de tarih yazımının yöntem sorunlarına dikkat çeken önemli bir alan oldu. Nakkaş Osman'ın Osman Gazi minyatürüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Nakkaş Osman. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji 1337: Bursa Şehadet Camii kitabesinin geleneksel tarihi 1390 civarı: Ahmedî'nin İskendernâme'sindeki Osmanlı tarihi bölümü 1935: Fuad Köprülü'nün Les Origines de l'Empire Ottoman'ı 1937: Wittek'in Londra konferansları 1938: The Rise of the Ottoman Empire'ın yayımlanması 1983: Lindner'in Nomads and Ottomans in Medieval Anatolia'sı 1995: Kafadar'ın Between Two Worlds'ü 2003: Lowry'nin The Nature of the Early Ottoman State'i
Bir şiir ve bir kitabeden doğan yüzyıllık soru
Gazi tezi tartışması, tarih yazımında birkaç belgenin nasıl büyük yorumların dayanağına dönüşebileceğini ve sonra nasıl sorgulanabileceğini gösteren öğretici bir örnektir. Wittek, bir saray şairinin övgü dizelerini ve onarım görmüş bir cami kitabesini, Osmanlı'nın kimliğini açıklayan anahtarlar olarak kullandı. Bu iki belge, bir tez için ince bir zemindi.
Yine de Wittek'in yaklaşımı tamamen yanlış değildi. Erken Osmanlı beylerinin kendilerini gazi olarak tanıttıkları, kroniklerin ve kitabelerin bu unvanı sıkça kullandığı biliniyor. Sorun, bu kimliğin ne anlama geldiğiydi. Kafadar'ın gösterdiği gibi, 14. yüzyıl uç toplumunda gaza, Hristiyan komşularla işbirliğini dışlamayan esnek bir kimlikti.
Köprülü'nün sosyal ve kurumsal süreklilik vurgusu ile Wittek'in ideoloji vurgusu, bugün birbirini tamamlayan iki bakış açısı olarak okunabilir. Lindner ve Lowry'nin eleştirileri ise erken Osmanlı toplumunun karma ve pratik yapısını görünür kıldı. Tartışmanın asıl kazancı, kuruluş döneminin tek bir formüle indirgenemeyeceğinin anlaşılması oldu. Bu sonuç, kuruluşu anlatan her yeni metni, kullandığı belgelerin ne söylediğine ve ne söyleyemeyeceğine dikkat ederek okumayı gerektirir. Wittek'in sorusu bu yüzden hâlâ canlıdır.