Az bilinen bir manevi kız
Atatürk'ün manevi kızları denince akla genellikle Afet İnan, Sabiha Gökçen ya da Ülkü gibi isimler gelir. Bu isimlerin hayatları ayrıntılı biçimde bilinir, kitaplara, belgesellere konu olmuştur. Ancak Atatürk'ün himayesinde yaşamış ve vasiyetnamesinde adı geçen başka manevi kızları da vardır. Bunlardan biri, hayatı daha az bilinen ve oldukça kısa süren Nebile Hanım'dır. Soyadı Kanunu'ndan sonra ikinci evliliğiyle İrdelp soyadını alan Nebile Hanım'ın hikâyesi, Atatürk'ün özel hayatının az bilinen bir köşesine ışık tutar.Nebile Hanım 1910'da İstanbul'da doğdu. Babası, Osmanlı döneminin hukukçularından Mehmed Nesib Bey'di. Dedesi ise Beylerbeyi'ndeki bir dergâhın şeyhiydi. Ailesinin bir başka tanınmış ferdi, dönemin İzmit Valisi Eşref Bey'di; Nebile Hanım onun yeğeniydi.

Tarih notu
Kronoloji: 1910 İstanbul'da doğum; Temmuz 1927 Dolmabahçe Sarayı'na girişi; 17 Ocak 1929 Ankara Palas'ta Tahsin Bey ile düğün; 1931 civarı boşanma; 1934-1935 yurt gezilerinde ve cumhuriyet balolarında Atatürk'e eşlik etmesi; 1937 Sabahattin İrdelp ile Dolmabahçe'deki düğün; 1938 vasiyetnamede adının geçmesi; 1939 Yakacık Sanatoryumu; 1943 civarı İstanbul'da ölüm.
Dolmabahçe'ye giriş: iki farklı anlatım
Nebile Hanım'ın Dolmabahçe Sarayı'na nasıl girdiği ve Mustafa Kemal ile nasıl tanıştığı, farklı kişiler tarafından farklı biçimlerde anlatılmıştır. Bu anlatımlar, hatıraya dayalı tarih yazımının ne kadar değişken olabileceğini gösteren ilginç bir örnektir.Atatürk'ün sofrasında yıllarca hizmet eden Cemal Granda'nın anlatımı, daha sade bir tablo çizer. Granda'nın hatıralarında, Temmuz 1927'de İstanbul'daki Çapa Öğretmen Okulu'ndan üç genç kızın hizmet için Dolmabahçe Sarayı'na getirildiği, bunlardan Nebile'nin Atatürk'ün manevi kızı olarak sarayda kaldığı anlatılır. Mustafa Kemal, 1927 yazında Cumhuriyetin ilanından sonra ilk kez İstanbul'a gelmiş ve Dolmabahçe'ye yerleşmişti. Nebile Hanım'ın saraya girişi, bu döneme denk geliyordu.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun eşi Leyla Karaosmanoğlu'nun 1985'te bir gazeteciye aktardığı hikâye ise çok daha romanesk bir tablo sunar. Bu anlatımda Nebile Hanım, evinden kaçarak gizlice saraya girmiştir. Yakalandığında kovulmamak için yalvarmış ve saraya hizmetçi olarak alınmıştır. Bir gün üst kata çıkarak Mustafa Kemal'e kendini alt katın hizmetçisi olarak tanıtmış, böylece onun dikkatini çekmiştir.
Cemal Granda, Atatürk'ün yanında uzun yıllar sofra hizmetlerinde bulunmuş ve hatıralarını sonradan bir kitapta toplamıştı. Onun anlatımı, sarayın gündelik işleyişini içeriden gören birinin tanıklığıdır. Leyla Karaosmanoğlu ise eşi Yakup Kadri ile birlikte Ankara'nın seçkin çevrelerinde yer almış, o dönemin toplumsal hayatını yakından tanımış biriydi. İki anlatım, olaya farklı pencerelerden bakan iki tanığın hafızasını yansıtır.
Kaynaklarda fark
Nebile Hanım'ın saraya girişine ilişkin anlatımlar birbirini tutmaz. Hangisinin doğru olduğunu belgelerle kesinleştirmek mümkün değildir. Leyla Karaosmanoğlu'nun anlatımı olaydan yaklaşık altmış yıl sonra aktarılmıştır. Bu tür anlatımlar, olayın kendisinden çok, zamanla oluşan hatıraları yansıtıyor olabilir.
Çankaya, kolej ve ilk evlilik
Saraya girişinin ardından Nebile Hanım, bir yıl kadar Ankara'da Çankaya Köşkü'nde yaşadı. Atatürk, manevi kızlarının eğitimine her zaman büyük önem verirdi. Nebile Hanım'ı da bir süre İstanbul'daki Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Bu okul, dönemin İstanbul'unda kızlara yabancı dilde eğitim veren en tanınmış kurumlardan biriydi.1929'da Nebile Hanım, o sırada Viyana Büyükelçiliği'nde görevli bir diplomat olan Tahsin Bey ile evlendi. Tahsin Bey, sonraki yıllarda Tahsin Rüştü Baç adıyla tanınacaktı. Düğün, 17 Ocak 1929'da Ankara Palas'ta yapıldı. Atatürk de davetliler arasındaydı. Ankara Palas, yeni başkentin en seçkin oteliydi ve devletin resmî davetlerine ev sahipliği yapıyordu. Bu düğün, Atatürk'ün manevi kızlarının hayatlarını yakından takip ettiğinin ve onların mutluluğunu önemsediğinin bir göstergesiydi.
Ancak bu evlilik uzun sürmedi. Yaklaşık iki yıl sonra çift boşandı. Nebile Hanım, boşanmanın ardından yeniden Atatürk'ün yanına döndü.

Yurt gezileri ve balolar
1934 ve 1935 yıllarında Nebile Hanım, Atatürk'e yurt gezilerinde ve cumhuriyet balolarında eşlik etti. Bu yıllar, Atatürk'ün Anadolu'yu sık sık dolaştığı, yeni açılan fabrikaları, okulları, demiryollarını ziyaret ettiği yıllardı. Cumhuriyet baloları ise yeni Türkiye'nin modern yüzünü gösteren önemli toplumsal etkinliklerdi. Kadınların bu balolarda erkeklerle birlikte yer alması, cumhuriyetin kadın haklarına verdiği önemin bir simgesiydi.Atatürk'ün manevi kızlarının bu tür etkinliklerde ona eşlik etmesi, yeni Türk kadınının toplumsal hayattaki yerini gösteren bir mesaj olarak da algılanıyordu. Nebile Hanım da bu dönemde Atatürk'ün çevresindeki genç kadınlar arasında yer aldı.
İkinci evlilik ve Dolmabahçe'deki düğün
1937'de Nebile Hanım ikinci kez evlendi. Eşi, Atatürk'ün özel doktorlarından Ömer Bey'in yeğeni olan ve İzmit Kâğıt Fabrikası'nda çalışan mühendis Sabahattin İrdelp'ti. İzmit Kâğıt Fabrikası, cumhuriyetin ilk sanayi hamlesinin önemli kuruluşlarından biriydi ve 1936'da üretime başlamıştı. Düğün, Dolmabahçe Sarayı'nda, Atatürk'ün huzurunda gerçekleşti. Nebile Hanım, bu evlilikle İrdelp soyadını aldı.Bu düğün, Nebile Hanım'ın Dolmabahçe'ye girişinden yaklaşık on yıl sonra, aynı sarayda yapılmıştı. Bir zamanlar saraya giren genç kız, şimdi Atatürk'ün huzurunda evleniyordu.
Vasiyetname
1938'de hastalığı ilerleyen Atatürk, 5 Eylül 1938'de vasiyetnamesini yazdı. Vasiyetnamede, mal varlığının gelirinden manevi kızlarına ve yakınlarına aylık bağlanmasını istedi. Nebile Hanım da vasiyetnamede adı geçen kişiler arasındaydı. Atatürk'ün ölümünden sonra kendisine vasiyetname uyarınca aylık 100 lira bağlandı. Bu, o dönemde bir memur maaşıyla karşılaştırılabilecek bir miktardı.Vasiyetnamede adının geçmesi, Nebile Hanım'ın Atatürk'ün hayatında kalıcı bir yere sahip olduğunu gösterir. Atatürk, hayatının son günlerinde bile onu unutmamıştı.

Ek bilgi
Nebile Hanım, 1941'de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir söyleşide hayatını ve Atatürk'le ilgili hatıralarını anlattı. Bu söyleşide, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün kendisiyle yakından ilgilendiğini belirtti. Söyleşi, onun hayatına ilişkin kendi ağzından aktarılan nadir kaynaklardan biridir.
Hastalık ve erken ölüm
Nebile Hanım'ın son yılları, ağır hastalıklarla geçti. İkinci eşinden de ayrılan Nebile Hanım, menenjit ve verem hastalıklarına yakalandı. Atatürk'ün ölümünden sonra kısmi felç geçirdi. İlerleyen menenjit, görme yetisini kaybetmesine yol açtı. 1939'da durumu ağırlaşınca İstanbul'daki Yakacık Sanatoryumu'na kaldırıldı. Daha sonra bir yıl kadar İstanbul'daki bir hastanede tedavi gördü.Nebile Hanım'ın tam ölüm tarihi kesin olarak bilinmez. 1941'deki söyleşisinden yaklaşık iki yıl sonra, 1943 civarında hayatını kaybettiği kabul edilir. Cenazesi sade bir törenle İstanbul'daki Feriköy Mezarlığı'na defnedildi. Vasiyetname uyarınca kendisine bağlanan maaştan edindiği mal varlığını, yoksul ve kimsesiz çocukların eğitimine adanmış bir kurum olan Darüşşafaka'ya bağışladı.
Vasiyetnamede bir satır, Darüşşafaka'da bir iz
Nebile İrdelp'in hikâyesi, Atatürk'ün manevi kızlarına yönelik ilgisinin, en tanınmış isimlerin ötesine uzandığını gösterir. Saraya girişine dair birbiriyle çelişen anlatımlar, onun hayatının ne kadar az belgelendiğini ortaya koyar. Ancak eğitimi, iki evliliği, Atatürk'e eşlik ettiği yurt gezileri ve vasiyetnamede adının geçmesi, Atatürk'ün onu ailesinin bir parçası olarak gördüğünü açıkça gösterir.Nebile Hanım'ın kısa ve hastalıklarla dolu hayatı, otuz üç yaşında sona erdi. Ancak hayatının son eylemi, anlamlı bir iz bıraktı. Atatürk'ün vasiyetinden kendisine düşen payla edindiği mal varlığını Darüşşafaka'ya bağışlaması, Atatürk'ün eğitime verdiği önemi kendi hayatında da sürdürdüğünü gösterir. Atatürk'ün himayesinde eğitim gören bir genç kadın, hayatının sonunda kimsesiz çocukların eğitimine katkıda bulunarak bu mirası bir sonraki kuşağa aktarmıştı.