İçeriğe geç
Giriş yap
0

Musul ve Kerkük'ü Atatürk mü sattı? 1918 işgali, Lozan'ın 3. maddesi ve 1926 Ankara Antlaşması

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt8 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
İddia: Musul ve Kerkük'ün Atatürk tarafından İngilizlere "satıldığı", Lozan'da masada verildiği ya da petrol gelirinin yüzde onu karşılığında elden çıkarıldığı sosyal medyada sık sık tekrarlanır. Bazı gönderilerde Atatürk'ün Lozan'a bizzat gittiği bile söylenir.

Kısa cevap: Musul, 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi'nden sonra, Kasım 1918'de İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edildi. Lozan Barış Antlaşması'nda (24 Temmuz 1923) Musul meselesi çözülemedi ve sonraya bırakıldı. Milletler Cemiyeti 16 Aralık 1925'te bölgeyi Irak'a bırakan bir karar verdi; Türkiye, 5 Haziran 1926'da imzalanan Ankara Antlaşması'yla bu sınırı kabul etti. Antlaşma bir satış değil, askerî ve diplomatik koşullar altında kabul edilmiş bir sınır düzenlemesiydi. Atatürk ise Lozan'a gitmedi; Türk heyetine İsmet Paşa başkanlık etti.
Birinci Dünya Savaşı sonunda Musul, 1918-1919
Birinci Dünya Savaşı sonunda Musul, 1918-1919Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Lionel Knox Trezise. Dosya sayfası

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?

Bir kullanıcı 11 Ekim 2026'da paylaştığı gönderide Atatürk'ün Lozan'a kendisi gidip Musul ve Kerkük'ü yüzde on petrol payı karşılığında sattığını, sonra bu payı da beş yüz bin sterline sattığını yazdı. Bir başka kullanıcı 25 Ekim 2026'da Musul ve Kerkük'ün 1926'da Atatürk tarafından verildiğini, Batum, Kıbrıs ve adalarla birlikte saydı. 26 Ekim 2026 tarihli bir gönderide ise Musul ve Kerkük'ün İngilizlere "babasının malı gibi" satıldığı ileri sürüldü. Gönderilerde rakamların bir kısmı gerçek bir antlaşmadan alınmış, ama bağlamından koparılmış durumda.

1918: Musul nasıl işgal edildi?

Birinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'ni imzaladı. Mütareke imzalandığında Musul şehri hâlâ Osmanlı kuvvetlerinin elindeydi. Ancak İngiliz kuvvetleri mütarekenin ardından ilerlemeyi sürdürdü ve Musul'daki Osmanlı komutanı Ali İhsan Paşa'dan şehri boşaltmasını istedi. İstanbul hükûmetinin talimatıyla Kasım 1918'de şehir İngilizlere bırakıldı. Bu tarihte Mustafa Kemal'in herhangi bir siyasi yetkisi yoktu; o sırada İstanbul'daydı ve Millî Mücadele henüz başlamamıştı.

Bu olgu, iddianın kronolojisini baştan bozar. Musul, Atatürk'ün kurduğu devletten önce, Osmanlı Devleti'nin son günlerinde fiilen kaybedilmişti. Sonraki yıllarda yapılan bütün görüşmeler, zaten başka bir devletin askerî denetiminde olan bir toprağın geri alınıp alınamayacağı üzerineydi.
Osmanlı döneminde Musul vilayetinin sınırları
Osmanlı döneminde Musul vilayetinin sınırlarıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Underlying lk. Dosya sayfası

Misak-ı Millî ve Lozan

28 Ocak 1920'de Osmanlı Mebusan Meclisi'nde kabul edilen Misak-ı Millî, mütareke imzalandığı sırada Türk askerinin elinde bulunan toprakları vatanın parçası sayıyordu. Musul da bu sınırların içinde kabul edildi. Lozan görüşmelerinde Türk heyeti, Musul'un Türkiye'ye bırakılmasını ısrarla savundu. İngiltere ise bölgeyi kendi mandası altındaki Irak'a bağlamakta kararlıydı.

Uzlaşma sağlanamayınca Lozan Antlaşması'nın 3. maddesi, Türkiye ile Irak arasındaki sınırın dokuz ay içinde Türkiye ile İngiltere arasında yapılacak görüşmelerle belirlenmesini, anlaşma sağlanamazsa meselenin Milletler Cemiyeti Konseyi'ne götürülmesini öngördü. Yani Lozan'da Musul "verilmedi"; aksine mesele açık bırakıldı.
Ek bilgi
1924'te İstanbul'da toplanan Haliç Konferansı'nda Türk ve İngiliz heyetleri anlaşamadı. Mesele Milletler Cemiyeti'ne taşındı. Cemiyet'in görevlendirdiği bir komisyon bölgede incelemeler yaptı ve Aralık 1925'te Konsey, Brüksel hattı olarak bilinen geçici sınırı kalıcı hâle getiren kararı verdi.

Şeyh Said isyanı ve askerî seçenek

Ankara, Musul'u askerî yoldan almayı da değerlendirdi. Ancak 1925 baharında Doğu Anadolu'da patlak veren Şeyh Said isyanı, ordunun önemli bir kısmını bölgeye bağladı. Genç Cumhuriyet, savaş yıllarından yeni çıkmış, ekonomisi zayıf ve ordusu yorgun bir ülkeydi. İngiltere ise hem bölgede hava gücüne hem de Milletler Cemiyeti'nde güçlü bir diplomatik konuma sahipti. Musul için yeni bir savaşa girmek, kazanılmış olan bağımsızlığı riske atmak anlamına geliyordu.
İsmet İnönü bir uçakta
İsmet İnönü bir uçaktaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

1926 Ankara Antlaşması ve petrol payı

5 Haziran 1926'da Ankara'da Türkiye, İngiltere ve Irak arasında imzalanan antlaşmayla sınır Brüksel hattı esas alınarak kesinleşti. Antlaşma, Türkiye'ye Irak petrollerinden devletin aldığı gelirin yüzde onunu yirmi beş yıl boyunca ödemeyi öngörüyordu. Aynı antlaşma, Türkiye'ye bu pay yerine belirli bir süre içinde beş yüz bin İngiliz lirası tutarında toplu bir ödeme alma seçeneği de tanıyordu. Türkiye bu toplu ödemeyi tercih etti.

Sosyal medyadaki "yüzde on karşılığı sattı, sonra beş yüz bin sterline sattı" cümlesi, bu antlaşma hükümlerinin çarpıtılmış bir özetidir. Ortada bir satış sözleşmesi yoktur; Türkiye, zaten Milletler Cemiyeti kararıyla Irak'a bırakılmış bir bölge için bir tazminat almıştır. O yıllarda Irak petrollerinin henüz büyük ölçüde işletilmediği, ilk büyük petrol çıkışının 1927'de Kerkük yakınlarında gerçekleştiği de hatırlanmalıdır.
Dikkat: yanlış bilinen
Musul'un kaybı Türk kamuoyunda uzun yıllar acı bir hatıra olarak kaldı. Atatürk de Musul'u Misak-ı Millî'nin parçası saymış, meselenin barışçı yoldan çözülmesini zorunlu görmüştü. Bu acıyı tanımak, kaybın sorumluluğunu tarihsel olarak yanlış kişiye yüklemekle aynı şey değildir.

Musul meselesinde sorumluluğun tarihi

Musul ve Kerkük iddiası, gerçek bir kaybı yanlış bir tarih ve yanlış bir kişiyle eşleştiren bir anlatıdır. Bölge 1918'de, Osmanlı Devleti'nin mütareke koşulları altında İngiliz işgaline girdi. Lozan'da Türk heyeti Musul'dan vazgeçmedi ve mesele açık bırakıldı. Milletler Cemiyeti'nin kararı ve 1925'teki iç isyan, Ankara'yı 1926'da bir sınır antlaşması yapmaya zorladı.

Bu süreçte Türkiye'nin elinde iki seçenek vardı: Güçlü bir İngiltere ve Milletler Cemiyeti kararı karşısında yeni bir savaşı göze almak ya da sınırı kabul edip ülkenin kalkınmasına yoğunlaşmak. Ankara ikincisini seçti ve antlaşmayla bir tazminat aldı. Bu karar tartışılabilir; ama "satış" kelimesi, ne antlaşmanın metnine ne de olayların kronolojisine uyar. Atatürk'ün Lozan'a gittiği iddiası ise kayıtlarla açıkça çelişir: Türk heyetine İsmet Paşa başkanlık etmişti.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap