Kandilli Rasathanesi, İstanbul'un Anadolu yakasında, Boğaz'a bakan İcadiye Tepesi'nde 1911'den beri çalışan gözlemevidir. Onu bugünkü yerinde kuran, Türkiye'de çağdaş astronomi eğitiminin öncüsü sayılan Fatin Gökmen'dir. Rasathanenin hikâyesi, 31 Mart Vakası'nda yıkılan bir meteoroloji istasyonundan Cumhuriyet'in saatini ve takvim hesaplarını yürüten bir bilim kurumuna uzanır. Kandilli RasathanesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Elmacenderesi. Dosya sayfası
Rasathane-i Âmire: Pera'dan Maçka'ya
İstanbul'daki ilk modern gözlemevi, 1868'de Rasathane-i Âmire adıyla kuruldu. Fransız hükûmeti, hava tahminlerinin telgrafla öteki merkezlere iletilmesi amacıyla bu girişimi destekledi. Avrupa'dan alınan aletlerle Pera'da, 74 metre yükseklikteki bir tepede kurulan rasathanenin ilk müdürü Aristide Coumbary idi. Rasathane uzun yıllar bir meteoroloji istasyonu olarak çalıştı.
12 Nisan 1909'da patlak veren 31 Mart Vakası sırasında rasathanenin binası ve aletleri tahrip edildi. Kurum geçici olarak Maçka'ya taşındı. Yeniden kurulması gereken bu gözlemevini kimin, nerede ve nasıl kuracağı sorusu, genç bir matematikçinin önüne geldi.
Tarih notu
Kronoloji: 1868 Rasathane-i Âmire'nin Pera'da kuruluşu; 12 Nisan 190931 Mart Vakası'nda tahribat; 1909 Fatin Bey'in Darülfünun'da astronomi müderrisliği; 1910 rasathane müdürlüğüne atanma; 1 Temmuz 1911 Kandilli'de düzenli meteoroloji ölçümlerinin başlaması; 1925 sonu hicri ay başlarının hesabı görevinin Kandilli'ye verilmesi; 1935 Zeiss teleskobunun kurulması; 1943Fatin Gökmen'in emekliliği; 1982Boğaziçi Üniversitesi'ne devir.
Muvakkithaneden Riyaziyat Medresesine
Mehmet Fatin, 1877'de babasının kadılık yaptığı Rumeli'de doğdu; ailesi Akseki'nin Gödene köyündendi. İlk öğrenimini Akseki ve Alanya'da, orta öğrenimini İzmir'in Bayındır kazasında yaptı. İstanbul'da Sultan Selim Camii'nin muvakkithanesinde, son müneccimbaşı HüseyinHilmi Efendi'nin yanında çalışarak eski astronomi ve takvim hazırlama usullerini öğrendi. Burada bilim tarihçisi Salih Zeki Bey'in dikkatini çekti. Onun teşvikiyle 1901'de yeni açılan Riyaziyat Medresesine girdi ve 1904'te birincilikle bitirdi.
Öğrenciliği sırasında siyasetle de ilgilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı, bir süre tutuklandı. Yakın dostu Mehmet Âkif'in on bir arkadaşıyla birlikte cemiyete girmesine o vesile oldu. Âkif, 1912'de yayımlanan "Süleymaniye Kürsüsünde" şiirini Fatin Hoca'ya ithaf etti. İkinci Meşrutiyet'ten sonra ise Fatin Bey bütün ilgisini bilime yöneltti.
Kandilli'de yeni bir gözlemevi
1909'da Darülfünun Fen Medresesi'nin astronomi ve olasılık hesabı müderrisliğine getirildi. 1910'da Maarif NazırıEmrullah Efendi onu Rasathane-i Âmire'nin müdürlüğüne atadı. Fatin Bey yeni gözlemevinin yeri için incelemeler yaptı ve İcadiye Tepesi'nde karar kıldı. Amacı eski rasathane gibi bir meteoroloji istasyonu değil, Belçika'daki Uccle Kraliyet Gözlemevi örneğinde bir astronomi ve jeofizik gözlemevi kurmaktı. Gerekli binaları yaptırdı ve aletleri satın aldırdı.
Fransız Meteoroloji Birliği aracılığıyla getirtilen birinci sınıf aletlerle 1 Temmuz 1911'den itibaren düzenli meteoroloji ölçümleri başladı. Ama Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya savaşları rasathanenin büyümesini durdurdu. Bu yıllarda yalnız bazı meteoroloji çalışmaları yapılabildi ve memleketin saat ayarı elde bulunan aletlerle belirlenip bazı kurumlara bildirilmeye başlandı. Fatin GökmenGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Ek bilgi
Fatin Bey, Millî Mücadele yıllarında İstanbul'daki Kuvâ-yı Milliye teşkilatına katılarak etkin bir rol oynadı. İşgal altındaki şehirde Anadolu'ya yardım eden gizli ağların içinde bulunan bilim insanlarından biriydi.
Cumhuriyet'in takvim ve saat işleri
1926 başına kadar resmî takvim olarak kullanılan hicri-kamerî takvimde ay başlarının tespiti, hilalin çıplak gözle görülmesine dayanıyordu ve bu, farklı yerlerde farklı sonuçlara yol açabiliyordu. Fatin Bey ay başlarının bilimsel hesaba dayandırılması için çalıştı. 1925 sonunda çıkan bir kanunla bu hesaplama görevi Kandilli Rasathanesi'ne verildi. Aynı dönemde Türkiye, 26 Aralık 1925 tarihli kanunlarla 1 Ocak 1926'dan itibaren milletlerarası takvim ve saat sistemine geçti. Rasathane, ülkenin resmî saatini belirleyen kurum olarak bu yeni düzenin bilimsel dayanağı oldu.
Saat ve takvimle ilgili iki kanun aynı gün, 26 Aralık 1925'te kabul edildi. Bunlardan biri, günün gece yarısından başlayan yirmi dört saate bölünmesini öngören milletlerarası saat düzenini getiriyordu. Öteki ise takvimi değiştiriyordu: 1926 yılının 1 Ocak günü, yeni takvimin ilk günü oldu. O güne kadar ezanî saat ile günlük hayat, rumi ve hicri takvimler ile resmî işler iç içe geçmişti. Bir memurun maaşı rumi takvimle, bir dinî bayram hicri takvimle, bir ticari sözleşme bazen Avrupa takvimiyle hesaplanıyordu. Yeni düzen bu karmaşaya son verdi; ama günlük hayatta saatlerin doğru ayarlanması, demiryolu tarifelerinin, telgraf ve posta işlerinin aynı saat düzeniyle yürümesi için güvenilir bir zaman merkezine ihtiyaç vardı. Kandilli bu ihtiyacı karşılayan kurum oldu.
Fatin Gökmen on beş yıllık bir çabanın sonunda Almanya'dan getirttiği Zeiss marka teleskobu 1935'te yerine kurdurdu. Ömrü boyunca topladığı matematik ve astronomi kitaplarını tek tek inceleyip her birinin içine kendi el yazısıyla tanıtım notları koydu. Bu kitaplığı daha sonra Süleymaniye Kütüphanesi'ne devretti. Takvim tarihi üzerine çalışmalarını "Türk Takvimi" (1936), "Eski Hitay Takvimi" (1936) ve "Eski Türklerde Hey'et ve Takvim" (1937) adlı kitaplarda topladı. "Rubu Tahtası, Nazariyatı ve Tersimi" adlı eseri de 1948'de çıktı.
Dikkat: yanlış bilinen
Fatin Gökmen 1909-1933 arasında Darülfünun'da yüzlerce öğrenci yetiştirdi ve bir dönem Fen Fakültesi dekanlığı yaptı. 1933Üniversite Reformu ile üniversiteden ayrıldı, ama Kandilli'deki görevini 1943'teki emekliliğine kadar sürdürdü. Bu ayrılış, onun bilim hayatının sona erdiği anlamına gelmez; takvim tarihi üzerine en önemli kitaplarını bu tarihten sonra yayımladı.
Meclis ve son yıllar
Emekli olduktan sonra siyasete atılan Fatin Gökmen, 1943-1950 arasında iki dönem Konya milletvekili olarak Meclis'te bulundu. 7 Aralık 1955'te İstanbul'da öldü ve Kandilli'deki Küçüksu Mezarlığı'na gömüldü. Astronom Tarık Gökmen'in babasıdır. Adı Beykoz'da bir okula ve Darüşşafaka'nın Maslak yerleşkesinde 2010'da kurulan planetaryuma verilmiştir.
Rasathane 1982'ye kadar Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kaldı, sonra Boğaziçi Üniversitesi'ne devredildi ve 1983'te Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü adını aldı. Bugün deprem mühendisliği, jeodezi ve jeofizik bölümleri, astronomi, meteoroloji ve jeomanyetizma laboratuvarları ile Ulusal Deprem İzleme Merkezi bu çatı altında çalışır. Eski bir sismografGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Ilyacadiz. Dosya sayfası
Muvakkithaneden deprem merkezine: bir kurumun sürekliliği
Kandilli'nin hikâyesi, Osmanlı'nın son döneminde başlayan bilimsel kurumlaşmanın Cumhuriyet'e nasıl aktarıldığını gösteren nadir örneklerden biridir. Fatin Gökmen, eski muvakkithane geleneğini bilen ama Avrupa'nın çağdaş gözlemevlerini örnek alan bir kuşağın temsilcisiydi. 31 Mart Vakası'nda yıkılan bir rasathaneyi savaş yılları boyunca ayakta tutmak ve Cumhuriyet'e çalışan bir kurum olarak devretmek, sıradan bir müdürlük işi değildi.
Cumhuriyet'in takvim ve saat yenilikleri, yalnız kanun metinleriyle değil, onları uygulayacak bilimsel kurumlarla mümkündü. Kandilli, ülkenin saatini veren ve takvim hesaplarını yürüten kurum olarak bu yeniliklerin sessiz ama vazgeçilmez ayağı oldu. Bugün Türkiye'de bir deprem olduğunda ilk bakılan kaynaklardan birinin hâlâ Kandilli olması, bir asır önce İcadiye Tepesi'nde atılan adımın ne kadar uzağa ulaştığını gösterir.