Bir günün adı, bir devletin takvimi
Bir ülkenin hangi günleri kutladığı, kendini nasıl anlattığının da bir göstergesidir. Cumhuriyet'in ilk on iki yılında bayram ve tatil günleri, farklı tarihlerde çıkarılmış ayrı kanunlarla düzenlenmişti. Bu dağınık yapı, 27 Mayıs 1935'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun ile tek bir metinde toplandı. Kanun, 1 Haziran 1935 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı ve yayımı tarihinde yürürlüğe girdi.Kaynaklar
Altı maddelik bu kısa metin, Cumhuriyet'in takvimini yeniden çizdi: bir tek ulusal bayram, sayılı genel tatil günleri ve pazar gününe bağlanan hafta tatili. Kanunun dili de dönemin dil çalışmalarının izini taşır; "milli bayram" yerine "ulusal bayram", "hakimiyeti milliye" yerine "ulusal egemenlik" gibi yeni sözcükler bu metinde resmî dile girdi.Belge: Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun — T.C. Resmî Gazete, Kanun No. 2739, Sayı 3017. Tarih: 1 Haziran 1935.

Birinci madde: Yalnız bir ulusal bayram
Kanunun birinci maddesi son derece açıktır: Ulusal Bayram, yalnız Cumhuriyet'in ilan edildiği 29 Ekim günüdür. Türkiye'nin içinde ve dışında devlet adına yalnız o gün tören yapılır. Bayram, 28 Ekim öğleden sonra başlar; 29 ve 30 Ekim günleri devam eder. Böylece Cumhuriyet Bayramı, iki buçuk günlük bir resmî tatil olarak tanımlandı."Yalnız" sözcüğünün iki kez kullanılması dikkat çekicidir. Kanun koyucu, diğer anma ve kutlama günlerini önemsiz saymıyordu; ancak devletin resmî tören düzeninde tek bir zirve gün olmasını istiyordu. Yurt dışındaki elçiliklerin de yalnız 29 Ekim'de resepsiyon vermesi, bu düzenlemenin bir sonucuydu.
Tarih notu
Kronoloji: 29 Ekim 1923 Cumhuriyet'in ilanı; 27 Mayıs 1935 2739 sayılı kanunun kabulü; 1 Haziran 1935 Resmî Gazete'de yayımı ve yürürlük. Kanunun kabul edildiği gün, aynı oturumda başka vergi ve mali düzenlemeler de görüşülmüştü; Resmî Gazete'nin aynı sayısında istihlak vergisine ilişkin bir kanun da yer alır.
İkinci madde: Beş genel tatil
İkinci madde, ulusal bayramın dışındaki genel tatil günlerini sayar. Metindeki sıralama şöyledir:- Zafer Bayramı: İstiklal Savaşı'nda son zaferin kazanıldığı 30 Ağustos günü. Bu gün, Millî Müdafaa Vekilliğinin hazırlayacağı program uyarınca askerî tören yapılır.
- Ulusal Egemenlik Bayramı: 22 Nisan öğleden sonra ve 23 Nisan günü.
- Bahar Bayramı: Mayısın birinci günü.
- Şeker Bayramı: Üç gün.
- Kurban Bayramı: Dört gün.
- Yılbaşı: 31 Aralık öğleden sonra ve 1 Ocak günü.
Aynı maddenin son fıkrası, ticari hayatı da düşünür: Genel tatil günlerinde ve ulusal bayramın 28 ve 30 Ekim günlerinde özel iş yerlerinin kapanması zorunlu değildir. Zorunlu kapanma yalnız 29 Ekim için öngörülmüştü.

Ek bilgi
Kanunda dinî bayramlar açıkça genel tatil olarak sayılır: Şeker Bayramı üç, Kurban Bayramı dört gündür. Bu süreler, metnin ikinci maddesinin D ve E bentlerinde yazılıdır. Dinî bayramların tarihleri hicrî takvime bağlı olduğu için kanun gün belirtmez, yalnız süre verir.
Üçüncü madde: Hafta tatili pazar oluyor
Kanunun belki de en çok konuşulan hükmü üçüncü maddedir: Hafta tatili pazar günüdür. Bu tatil, otuz beş saatten eksik olmamak üzere cumartesi günü saat 13.00'te başlar. Halkın yeme, içme, giyinme gibi zorunlu ihtiyaçlarıyla ilgili alışveriş dükkânları ve mağazaları için cumartesi günü Hafta Tatili Kanunu hükümleri uygulanmaz.Bu düzenleme, 1924 tarihli 394 sayılı Hafta Tatili Kanunu'nun birinci maddesinin son fıkrasını kaldırarak eski cuma tatilinin yerine pazarı koydu. Değişikliğin gerekçesi, iş ve ticaret ilişkilerinin büyük bölümünün pazar gününü tatil sayan Avrupa ülkeleriyle sürmesiydi. Cuma tatilinde Türk bankaları ve tüccarları, hafta içinde fiilen iki gün dış dünyayla iş yapamıyordu. Cumartesi öğleden sonrasını da kapsayan otuz beş saatlik süre, çalışanlar açısından da yeni bir dinlenme düzeni getirdi.
Dördüncü madde: Eski kanunların kaldırılması
Dördüncü madde, bayram ve tatil günlerine ilişkin önceki düzenlemeleri tek tek sayarak yürürlükten kaldırır. Bunlar arasında Meşrutiyet döneminden kalma 25 Haziran 1325 tarihli bir kanun, Birinci Meclis döneminde 23 Nisan 1337'de (1921) kabul edilen 112 sayılı kanun ve 1923, 1925 ve 1926 yıllarında çıkarılan bayram kanunları vardır. Böylece Osmanlı'dan kalan ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında üst üste eklenen hükümler tek bir metinde birleşti.Kaldırılan metinlerin sayılması, dönemin kanun yapma tekniğinin de örneğidir. Kanun koyucu, "aykırı hükümler kaldırılmıştır" gibi genel bir ifadeyle yetinmeyip kaldırılan her kanunu tarih ve numarasıyla gösterdi. Bu, sonradan hangi hükmün yürürlükte olduğu konusunda tereddüt doğmasını önledi.
Kanunun sonraki yolculuğu
2739 sayılı kanun, sonraki yıllarda birçok kez değiştirildi. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ile 23 Nisan'ın çocuklarla ilişkilendirilmesi, bu değişikliklerin bir parçası olarak sonradan takvime girdi. Hafta tatilinin cumartesi öğleden sonrasından tam iki güne uzanması, Bahar Bayramı'nın adının ve kapsamının değişmesi gibi düzenlemeler de yıllar içinde yapıldı. Kanunun numarası ise bugün de yürürlükte olan mevzuatta korunur; genel tatillere ilişkin güncel liste, değişikliklerle birlikte aynı kanun numarası altında yer alır.Bu süreklilik, 1935'te kurulan çerçevenin sağlamlığını gösterir. Bayram ve tatillerin bir kanunla, gün gün ve saat saat belirlenmesi, sonraki kuşaklara da örnek oldu.

Doğrusu
Kanun 1935'te 23 Nisan'ı "Ulusal Egemenlik Bayramı" olarak tanımlar; bayramın çocuklarla birlikte anılması ve adının genişlemesi sonraki düzenlemelerle gerçekleşti. 1935 metnini okurken bugünkü bayram adlarını geriye doğru taşımamak gerekir.
Takvimin dili: 1935'in sözcükleri
Kanunun Resmî Gazete'deki metni, dil devriminin en hareketli yıllarından birinde yayımlandı. Metinde "ulusal", "egemenlik", "genel", "süel" gibi sözcükler, eski "millî", "hakimiyet", "umumî", "askerî" karşılıklarının yerine kullanıldı. Kanun adı da aynı anlayışla "Ulusal Bayram ve Genel Tatiller" olarak kondu. Bu sözcüklerin bir bölümü günlük dile yerleşirken bazıları zamanla eski karşılıklarıyla birlikte kullanılmaya devam etti. Örneğin Zafer Bayramı için kanunda kullanılan "süel tören" ifadesi, bugün yerini "askerî tören" ifadesine bırakmıştır.Uygulamada ilk yıllar
Kanunun yayımlanmasından birkaç ay sonra gelen 29 Ekim 1935, yeni düzenlemeyle kutlanan ilk Cumhuriyet Bayramı oldu. Ankara'da resmî geçit töreni yapıldı; yurt dışındaki temsilcilikler de kanunun öngördüğü biçimde yalnız bu gün için resmî kabul düzenledi. Pazar tatili ise iş dünyasında hızla benimsendi; bankalar, devlet daireleri ve büyük ticarethaneler cumartesi öğleden sonra kapanmaya başladı.Atatürk'ün bu bayramlardaki yeri de dikkat çekicidir. Cumhuriyet Bayramı'nın onuncu yılında, 29 Ekim 1933'te okunan Onuncu Yıl Nutku, tek ulusal bayram anlayışının ruhunu yansıtıyordu. 1936'daki geçit töreninde Atatürk, tribünden askerî birlikleri ve okul gruplarını izledi; bu törenlerin fotoğrafları, kanunun öngördüğü "devlet adına tek tören günü" düzeninin görsel kayıtlarıdır.
Bir kanunu değerlendirmek: Tek bayram, çok anlam
2739 sayılı kanun, Cumhuriyet'in kendini nasıl tanımladığını gösteren yoğun bir metindir. Ulusal bayramın 29 Ekim'e bağlanması, devletin kuruluş anını kimliğinin merkezine koydu. 23 Nisan ve 30 Ağustos'un genel tatil olarak tanınması, Meclis'in ve askerî zaferin bu kimlikteki yerini teslim etti. Dinî bayramların süreleriyle birlikte kanunda yer alması ise yeni takvimin toplumsal gelenekleri dışarıda bırakmadığını gösterdi. Pazar tatili, Türkiye'nin iktisadi hayatını dünya ticaret düzenine yaklaştırdı.Kısa ama kalıcı bu metin, bugün kullandığımız bayram takviminin başlangıç noktasıdır. Resmî Gazete'nin 1 Haziran 1935 tarihli sayısında yer alan altı madde, doksan yılı aşkın bir süredir değişikliklerle birlikte yaşamaya devam ediyor.