İçeriğe geç
Giriş yap
0

Mevlid gelenekleri: Süleyman Çelebi'den mevlid kandiline

Eski Harita başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Eski HaritaKonu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1
Türk kültüründe mevlid denildiğinde akla ilk gelen eser, Süleyman Çelebi'nin 1409 yılında Bursa'da tamamladığı Vesîletü'n-necât adlı manzum eserdir. Hz. Muhammed'in doğumunu, hayatını, miracını ve vefatını anlatan bu eser, yüzyıllar boyunca camilerde, evlerde ve konaklarda okunarak Türk toplumunun dinî ve kültürel hayatının ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Mevlid, doğumlarda, ölüm yıldönümlerinde, askere uğurlamalarda, sünnet düğünlerinde ve özellikle Mevlid Kandili'nde okundu. Bu yazıda Süleyman Çelebi'yi, eserinin yapısını, Osmanlı sarayındaki mevlid törenlerini ve halk arasında yaşayan mevlid geleneklerini ele alıyoruz.
Kaynaklar
Belge: MEVLİD — TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (TDV İslâm Ansiklopedisi), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, s. 475-479 — müellif: Ahmet Özel. Tarih: 2004.
Bursa'daki Süleyman Çelebi Türbesi
Bursa'daki Süleyman Çelebi TürbesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası

Süleyman Çelebi

Süleyman Çelebi, on dördüncü yüzyılın ikinci yarısında Bursa'da doğdu. Babası, Yıldırım Bayezid döneminin tanınmış ailelerindendi. Süleyman Çelebi, iyi bir medrese eğitimi aldı ve tasavvufla da yakından ilgilendi. Yıldırım Bayezid zamanında divan imamlığı yaptığı, daha sonra Bursa'daki Ulu Cami'de imamlık görevinde bulunduğu kaynaklarda aktarılır. Hayatına dair bilinenler sınırlı olsa da, eserinin taşıdığı sade ve içten dil, onun halkla güçlü bir bağ kuran bir din adamı olduğunu gösterir. Süleyman Çelebi, 1422 yılında Bursa'da vefat etti. Türbesi, Bursa'nın Çekirge semtinde bulunur ve bugün de ziyaretçiler tarafından ziyaret edilir.

Vesîletü'n-necât

Eserin adı, "kurtuluş vesilesi" anlamına gelir. Eser, aruz vezninin fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılmış mesnevî biçiminde bir manzumedir. Süleyman Çelebi, eserini Allah'ı övgüyle açar, ardından Hz. Muhammed'in nurunun yaratılışını, annesi Âmine Hatun'un doğum gecesinde yaşadıklarını, doğumu, çocukluğu, peygamberliği, miracı ve vefatını anlatır. Eserin en çok sevilen bölümlerinden biri, doğum anını anlatan ve "Merhaba" nakaratıyla süren veladet bahridir. Bu bölümde bütün varlıkların yeni doğan peygamberi sevinçle karşıladığı anlatılır.

Eserin dili, döneminin Türkçesiyle yazılmıştır ve halkın kolayca anlayabileceği bir sadelik taşır. Bu sadelik, eserin yüzyıllar boyunca geniş kitlelere ulaşmasının başlıca nedenlerinden biridir. Vesîletü'n-necât'ın çok sayıda yazma nüshası bulunur ve bu nüshalar arasında zaman içinde eklenen beyitler nedeniyle farklılıklar görülür. Eser, sonraki yüzyıllarda pek çok şair tarafından örnek alındı ve Türkçede yüzlerce mevlid yazıldı; ancak hiçbiri Süleyman Çelebi'nin eseri kadar yaygınlık kazanmadı.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Mevlid, Süleyman Çelebi tarafından icat edilmiş yepyeni bir türdür.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Hz. Peygamber'in doğumunu anlatan eserler ve doğum gününü anma törenleri, Süleyman Çelebi'den önce de İslam dünyasında, özellikle Arapça eserlerde mevcuttu. Süleyman Çelebi'nin katkısı, bu geleneği Türkçe, içten ve akıcı bir manzumeyle Anadolu halkına ulaştırmasıdır.
Bursa Ulu Camii'nin içi ve şadırvanı
Bursa Ulu Camii'nin içi ve şadırvanıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Carl Ha. Dosya sayfası

Eserin yazılışına dair rivayet

Vesîletü'n-necât'ın yazılışıyla ilgili olarak halk arasında yaygın bir rivayet anlatılır. Bu rivayette, Bursa Ulu Camii'nde vaaz veren bir vaizin, peygamberler arasında ayrım yapmamak gerektiğini anlatırken dinleyenlerden birinin itirazına yol açtığı ve tartışmanın büyüdüğü aktarılır. Süleyman Çelebi'nin, bu tartışmanın ardından Hz. Muhammed'e duyulan sevgiyi dile getirmek için eserini kaleme aldığı söylenir. Rivayetin ayrıntıları kesin olarak doğrulanamasa da, eserin Bursa'nın canlı ilim ve vaaz ortamında doğduğu açıktır. Eserin bütününde diğer peygamberlere de derin bir saygı gösterilir; Hz. İsa ve Hz. Musa gibi peygamberler hürmetle anılır.

Eserin yazıldığı yıllar, Osmanlı tarihinin en zor dönemlerinden birine denk gelir. 1402'deki Ankara Savaşı'nın ardından başlayan Fetret Devri, Yıldırım Bayezid'in oğulları arasındaki taht mücadeleleriyle geçiyordu. Böyle bir dönemde Bursa'da yazılan ve sevgi, umut ve kurtuluş temalarını işleyen bir eserin halk arasında hızla benimsenmesi, dönemin ruh hâli düşünüldüğünde anlamlıdır. Eserin yazma nüshaları, yüzyıllar boyunca hattatlar tarafından özenle çoğaltıldı; bazı nüshalar tezhip ve süslemelerle bezendi. Matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte on dokuzuncu yüzyılda eserin basılı nüshaları da çoğaldı ve hemen her evde bulunan kitaplar arasına girdi.

Mevlidin okunuşu ve musikisi

Mevlid, mevlidhan adı verilen ve güzel sesleriyle tanınan kişiler tarafından okunur. Mevlidin okunuşu, Türk dinî musikisinin önemli formlarından biridir. Her bölüm, farklı makamlarda okunur ve mevlidhanlar, bölümlerin arasında ilahiler ve kasideler de okuyabilir. Veladet bahrinde okunan "Merhaba" bölümü, dinleyenlerin en çok beklediği ve en çok duygulandığı kısımdır. Mevlidin sonunda dua edilir ve katılanlara şerbet, şeker ya da lokum ikram edilir. Mevlid şekeri ve gül suyu ikramı, geleneğin akılda kalan unsurları arasındadır.

Osmanlı döneminde mevlidhanlık, saygın bir sanat dalı olarak görülürdü. Büyük camilerde mevlid okumak için ses ve musiki bilgisi gerekirdi. Pek çok tanınmış hafız ve musikişinas, mevlidhanlıkta da isim yaptı. Mevlid okuma geleneği, cumhuriyet döneminde de sürdü ve radyo ile televizyon yayınları aracılığıyla daha geniş kitlelere ulaştı.

Sarayda mevlid törenleri

Mevlid Kandili, Hz. Peygamber'in doğumunun yıldönümü olarak Rebiülevvel ayının on ikinci gecesinde kutlanır. Osmanlı sarayında bu gece için resmî törenler düzenlenmesi, III. Murad döneminde, 1588 yılında başladı. Bu törenler, zamanla saray protokolünün önemli bir parçası oldu. Padişah, devlet adamları ve ulema ile birlikte selâtin camilerinden birine gider ve orada mevlid dinlerdi. Törenlere Mevlid-i Nebevî alayı denirdi. On dokuzuncu yüzyılda bu törenler çoğunlukla Sultanahmet Camii'nde yapılırdı. Tören sırasında Mekke'den gelen müjde mektubu okunur, mevlid sonrasında şerbet dağıtılır ve devlet erkânına hediyeler verilirdi.
Tarih notu
Kronoloji
1409: Süleyman Çelebi'nin Vesîletü'n-necât'ı Bursa'da tamamlaması.
1422: Süleyman Çelebi'nin vefatı.
1588: III. Murad döneminde sarayda resmî mevlid törenlerinin başlaması.
19. yüzyıl: Mevlid-i Nebevî alaylarının Sultanahmet Camii'nde yapılması.
20. yüzyıl: Mevlidin radyo yayınlarıyla geniş kitlelere ulaşması.

Halk arasında mevlid

Mevlid, Osmanlı toplumunda yalnızca kandil gecelerinde değil, hayatın önemli anlarında da okundu. Bir çocuğun doğumu, bir evin açılışı, bir yolculuktan dönüş, askere uğurlama ya da bir hastalıktan iyileşme gibi sevinçli olaylarda mevlid okutulurdu. Vefat edenlerin ardından üçüncü, yedinci, kırkıncı ve elli ikinci gecelerde mevlid okutmak da yaygın bir gelenekti. Bu toplantılara komşular, akrabalar ve dostlar katılır, mevlidin ardından yemek ya da ikram sunulurdu. Kadınlar arasında da ayrıca mevlid toplantıları düzenlenirdi.

Mevlid geleneği, Osmanlı'nın farklı bölgelerine de yayıldı. Balkanlarda, Kafkasya'da ve Orta Asya'da yaşayan Türk ve Müslüman topluluklar arasında da Süleyman Çelebi'nin eseri okundu. Eser, Arnavutça, Boşnakça ve başka dillere de tercüme edildi ya da bu dillerde benzer mevlidler yazıldı. Bu yaygınlık, mevlidin yalnızca dinî bir metin olmadığını, aynı zamanda ortak bir kültürel miras hâline geldiğini gösterir.

Mevlid geleneklerini değerlendirmek: bir eserin toplumu buluşturan gücü

Mevlid gelenekleri, tek bir edebî eserin bir toplumun hayatına nasıl derinden işleyebileceğini gösteren dikkat çekici bir örnektir. Süleyman Çelebi'nin 1409'da Bursa'da tamamladığı Vesîletü'n-necât, sade ve içten Türkçesiyle beş yüz yılı aşkın bir süre boyunca dilden dile, kuşaktan kuşağa aktarıldı. Eserin başarısı, karmaşık bir dil yerine halkın kalbine seslenen bir anlatımı seçmesinden kaynaklanır. Veladet bahrindeki "Merhaba" nakaratı, okunduğu her toplantıda dinleyenleri ortak bir duyguda buluşturdu. Mevlidin okunuşu, Türk dinî musikisinin zengin bir formuna dönüşerek mevlidhanlık gibi saygın bir sanat dalını doğurdu. Osmanlı sarayında III. Murad döneminde başlayan resmî törenler, mevlidi devlet protokolünün bir parçası yaptı. Halk arasında ise mevlid, doğumdan ölüme hayatın önemli anlarına eşlik eden bir gelenek hâline geldi; komşuları, akrabaları ve dostları bir sofrada buluşturdu. Balkanlardan Orta Asya'ya uzanan geniş bir coğrafyada okunması, eserin ortak bir kültürel mirasa dönüştüğünü gösterir. Mevlidi anlamak, Osmanlı toplumunda inanç, edebiyat, musiki ve komşuluğun nasıl iç içe geçtiğini görmek demektir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap