1826 yazında İstanbul, Osmanlı tarihinin en büyük dönüşümlerinden birine sahne oldu. Yaklaşık dört yüz yıllık bir geçmişe sahip olan Yeniçeri Ocağı, II. Mahmud tarafından kaldırıldı. Ancak bir ordunun kaldırılması, yerine yeni bir ordunun kurulmasını da zorunlu kılıyordu. II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı'nın yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye, yani Muhammed'in muzaffer askerleri adını taşıyan yeni bir ordu kurdu. Bu ordu, Osmanlı'nın modern ordusunun ilk adımı oldu. Bu yazıda Asâkir-i Mansûre'nin nasıl kurulduğunu, örgütlenmesini, Serasker makamını, askerlerin nasıl toplandığını, eğitimlerini ve bu ordunun karşılaştığı zorlukları anlatıyoruz.
II. Mahmud'un portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Josef Kriehuber (1800 -1876). Dosya sayfası
Önceki denemeler
II. Mahmud'un yeni ordu kurma çabası, ilk deneme değildi. III. Selim, 1793'te Nizam-ı Cedid adıyla Avrupa usulünde eğitilmiş bir ordu kurmuştu. Ancak bu ordu, Yeniçerilerin ve onların destekçilerinin şiddetli muhalefetiyle karşılaştı. 1807'de çıkan Kabakçı Mustafa İsyanı, Nizam-ı Cedid'in kaldırılmasına ve III. Selim'in tahttan indirilmesine yol açtı.
II. Mahmud'un tahta çıkışından sonra, 1808'de Alemdar Mustafa Paşa tarafından Sekban-ı Cedid adıyla yeni bir ordu kurulmaya çalışıldı. Ancak bu deneme de Yeniçerilerin isyanıyla sona erdi ve Alemdar hayatını kaybetti. Bu deneyimler, II. Mahmud'a yeni bir ordu kurmanın Yeniçeri Ocağı ortadan kaldırılmadan mümkün olmadığını gösterdi.
Eşkinci ocağı ve Vaka-i Hayriye
II. Mahmud, 1826 yılının mayıs ayında Eşkinci adıyla yeni bir birlik kurulmasını emretti. Bu birlik, Yeniçeri Ocağı'nın içinden seçilen askerlerden oluşacak ve modern usulde eğitilecekti. Ancak Yeniçeriler, bu düzenlemeye de karşı çıktı. 15 Haziran 1826'da Yeniçeriler, Et Meydanı'nda kazanlarını devirerek isyan etti.
II. Mahmud, bu isyana karşı kararlı davrandı. Sancak-ı Şerif'i çıkararak halkı ve diğer askerî birlikleri Yeniçerilere karşı çağırdı. Topçular, Yeniçeri kışlalarını topa tuttu. İsyan kısa sürede bastırıldı. 17 Haziran 1826'da yayımlanan fermanla Yeniçeri Ocağı resmen kaldırıldı. Bu olay, Osmanlı tarihinde Vaka-i Hayriye, yani hayırlı olay olarak anılır.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Vaka-i Hayriye adı, olayın II. Mahmud'un yönetimi tarafından nasıl görüldüğünü yansıtır. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, birçok kişi için bir kurtuluş olarak görülse de bazıları için büyük bir trajediydi. Olay sırasında ve sonrasında binlerce kişi hayatını kaybetti. Ayrıca Yeniçerilerle bağlantılı görülen Bektaşi tarikatı da yasaklandı.
Yeni ordunun kuruluşu
Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından kısa süre sonra, yeni ordunun kuruluşu ilan edildi. Bu ordunun adı, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye olarak belirlendi. Bu adın seçilmesi, yeni ordunun İslami bir meşruiyete dayandırılmasını amaçlıyordu. Böylece yeni ordunun gâvur usulü olduğu yönündeki eleştirilerin önüne geçilmek istendi.
Asâkir-i Mansûre'nin örgütlenmesi, Avrupa ordularının örgütlenmesini örnek alıyordu. Ordu, alaylara, taburlara ve bölüklere ayrıldı. Her birliğin başında rütbeli subaylar bulunuyordu. Askerler, Avrupa usulünde talim yapıyor ve modern silahlarla donatılıyordu. II. Mahmud imzalı bir hat levhasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Signed by Sultan Mahmud II 1785 Details on Google Art Project. Dosya sayfası
Serasker makamı
Yeni ordunun başına, serasker unvanıyla bir komutan getirildi. İlk serasker, Vaka-i Hayriye'de önemli rol oynayan Ağa Hüseyin Paşa oldu. Serasker, yalnızca ordunun komutanı değil, aynı zamanda İstanbul'un asayişinden de sorumluydu. Çünkü Yeniçeri Ağası'nın İstanbul'un güvenliğiyle ilgili görevleri de seraskere geçmişti.
Seraskerlik makamı, eski Yeniçeri Ağası'nın konağına yerleşti. Daha sonra seraskerlik için Beyazıt'ta yeni bir bina yapıldı. Bu bina, bugün İstanbul Üniversitesi'nin merkez binası olarak kullanılmaktadır. Beyazıt Kulesi de seraskerliğin yangın gözetleme kulesi olarak yapıldı.
Askerlerin toplanması
Asâkir-i Mansûre'nin askerleri, gönüllülük esasına göre toplanmaya çalışıldı. Ancak gönüllü sayısı yeterli olmadı. Bu nedenle taşradan zorunlu olarak asker toplanmaya başlandı. Taşradaki yöneticilere, belirli sayıda genç erkeği İstanbul'a göndermeleri için emirler verildi. Bu uygulama, zorunlu askerliğin ilk adımlarından biri olarak kabul edilir.
Askerlerin hizmet süresi, başlangıçta on iki yıl olarak belirlendi. Bu süre, askerlerin uzun süre ordu içinde kalmasını ve iyi eğitilmesini sağlamayı amaçlıyordu. Ancak bu uzun süre, ailelerin ve köylülerin şikâyetlerine yol açtı. Sonraki dönemlerde askerlik süresi kısaltıldı.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Asâkir-i Mansûre'nin kuruluşuyla birlikte Osmanlı ordusunun hemen modern bir orduya dönüştüğü sanılabilir. Oysa yeni ordunun kurulması, uzun ve zorlu bir süreçti. İlk yıllarda yeterli sayıda eğitimli subay bulunmadı ve askerlerin büyük bir kısmı deneyimsizdi. Bu durum, ordunun kuruluşundan kısa süre sonra yaşanan savaşlarda açıkça görüldü.
1828–1829 savaşı
Asâkir-i Mansûre, kuruluşundan sadece iki yıl sonra büyük bir sınavla karşılaştı. 1828'de Rusya, Osmanlı'ya savaş ilan etti. Henüz yeterince eğitilmemiş olan yeni ordu, Rus ordusu karşısında zorlandı. Rus birlikleri, Balkanlar'ı geçerek 1829'da Edirne'ye kadar ulaştı. Bu savaş, 1829'da imzalanan Edirne Antlaşması'yla sona erdi.
Bu yenilgi, yeni ordunun eksikliklerini açıkça gösterdi. Ancak II. Mahmud, yeni ordunun geliştirilmesinden vazgeçmedi. Aksine, eğitim ve örgütlenme alanlarında yeni adımlar attı.
Eğitim ve okullar
Yeni ordunun en büyük eksikliği, eğitimli subayların azlığıydı. Bu eksikliği gidermek için yabancı askerî uzmanlar davet edildi. Prusya'dan gelen subaylar arasında, sonradan Alman ordusunun ünlü komutanı olacak olan Helmuth von Moltke de vardı. Moltke, 1835–1839 yılları arasında Osmanlı'da danışman olarak görev yaptı.
Subay yetiştirmek için 1834'te Mekteb-i Harbiye, yani Harp Okulu kuruldu. Bu okul, Osmanlı'nın modern subay yetiştiren ilk okulu oldu. Ayrıca askerî tıp eğitimi için 1827'de Tıphane-i Amire açıldı. Bu okullar, sonraki yıllarda Osmanlı'nın modernleşmesinde önemli rol oynayacak bir kadronun yetişmesini sağladı.
Asâkir-i Nizamiye'ye geçiş
II. Mahmud'un ölümünden sonra, Tanzimat döneminde ordu yeniden düzenlendi. 1843'te yapılan düzenlemeyle ordunun adı Asâkir-i Nizamiye olarak değiştirildi. Bu düzenlemeyle birlikte ordu, bölgesel ordulara ayrıldı ve askerlik süresi kısaltıldı. Ayrıca yedek askerlerden oluşan redif birlikleri kuruldu.
Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye, Osmanlı'nın askerî modernleşmesinde bir dönüm noktasıydı. Bu ordu, III. Selim'in ve Alemdar Mustafa Paşa'nın başarısız denemelerinden sonra, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla birlikte kurulabildi. Ordunun adının İslami bir meşruiyete dayandırılması, II. Mahmud'un yeni düzenlemeleri halka kabul ettirmek için ne kadar dikkatli davrandığını gösterir.
Yeni ordunun ilk yılları zorluklarla doluydu. Eğitimli subayların azlığı, askerlerin deneyimsizliği ve 1828–1829 savaşındaki yenilgi, ordunun eksikliklerini açıkça ortaya koydu. Ancak II. Mahmud, bu zorluklara rağmen yeni ordunun geliştirilmesinden vazgeçmedi. Mekteb-i Harbiye'nin kurulması ve yabancı uzmanların davet edilmesi, ordunun uzun vadede güçlenmesini sağladı.
Asâkir-i Mansûre'nin kuruluşu, aynı zamanda Osmanlı devlet yapısında da köklü değişikliklere yol açtı. Seraskerlik makamı, zamanla modern bir savunma bakanlığına dönüştü. Zorunlu askerlik uygulaması, devletin halkla ilişkisini değiştirdi. Askerî okullar, Osmanlı'nın modernleşmesinde önemli rol oynayacak bir kadronun yetişmesini sağladı. Bugün Beyazıt'taki seraskerlik binası ve kulesi, bu dönüşümün İstanbul'daki en görünür hatıraları olarak ayakta duruyor. Et Meydanı'nda devrilen kazanlardan Harbiye sıralarına uzanan bu süreç, Osmanlı'nın yeni yüzyıla hazırlanışının hem bedelini hem de kazanımlarını bir arada gösteriyor.