Efsane nasıl anlatılır?
Çanakkale Savaşı'na dair en çok anlatılan gizemli hikâyelerden biri, bir İngiliz taburunun bir bulutun içine girip bir daha görülmediği iddiasıdır. Hikâyenin yaygın anlatımında, 1915 Ağustos'unda Anafartalar bölgesinde ilerleyen İngiliz askerleri, tepenin üzerine çökmüş tuhaf, yoğun bir bulutun içine yürür. Bulut daha sonra yükselir ve uzaklaşır. Askerlerden ise hiçbir iz kalmaz. Ne ölü bulunur, ne esir, ne de yaralı. Yüzlerce asker, sanki yeryüzünden silinmiş gibi ortadan kaybolmuştur.Bu hikâye zamanla Türk ve yabancı popüler yayınlarda, olağanüstü olaylarla ilgili kitaplarda ve internet sitelerinde defalarca tekrarlandı. Bazı anlatımlarda bulutun bir uzay aracı olduğu bile ileri sürüldü. Oysa olayın gerçek hikâyesi, hem daha sıradan hem de çok daha acıdır.

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?
Bulut hikâyesinin ilk kez kamuoyuna sunulması, olaydan tam elli yıl sonraya, 1965'e dayanır. Çanakkale çıkarmasının ellinci yıldönümü dolayısıyla Yeni Zelandalı birkaç gazi, imzaladıkları bir beyanla olaya tanık olduklarını ileri sürdü. Beyanın içeriği özetle şuydu: gaziler, 1915'te bir tepeden bakarken İngiliz askerlerinin yoğun bir bulutun içine girdiğini, bulutun ardından yükselip gittiğini ve askerlerin bir daha görülmediğini anlatıyordu. Bu beyan, bir gazi derneğinin yayınında yer aldı ve oradan olağanüstü olaylar üzerine yazan yazarların eline geçti. 1970'lerde bu tür kitaplarda yaygınlaştı ve kısa sürede küresel bir efsaneye dönüştü. Türkiye'de de çeşitli dergilerde ve kitaplarda bu anlatım tekrarlandı. Son yıllarda ise sosyal medyada bir kullanıcının paylaştığı bir görselle yeniden gündeme geldi.Tarih notu
Kronoloji: 6-7 Ağustos 1915 Suvla Koyu çıkarması; 12 Ağustos 1915 Norfolk Alayı'nın 1/5. Taburu'nun Anafartalar'da taarruzu; 1918 savaş sonunda kayıp askerlerin akıbetinin araştırılması; 1919 bölgede bulunan toplu mezarlar; 1965 Yeni Zelandalı gazilerin bulut beyanı; 1999 olayı konu alan bir televizyon filmi.
12 Ağustos 1915: gerçekte ne oldu?
Ağustos 1915'te İngilizler, Suvla Koyu'na yeni bir çıkarma yaptı. Amaç, Anafartalar bölgesinden ilerleyerek yarımadadaki Türk savunmasını kuşatmaktı. Ancak çıkarmanın ilk günlerindeki gecikmeler, Türk kuvvetlerinin bölgeye ulaşmasına zaman tanıdı. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal'in sevk ve idaresindeki Türk birlikleri, İngiliz ilerleyişini durdurdu.12 Ağustos 1915 öğleden sonra, İngiltere'nin Norfolk bölgesinden gelen 1/5. Taburu, Anafartalar ovasında bir taarruza katıldı. Taburun içinde, Kral'ın Sandringham malikânesinde çalışan işçilerden oluşan ve bu nedenle Sandringham Bölüğü adıyla bilinen bir birlik de vardı. Taburun komutanı Yarbay Sir Horace Beauchamp'tı. Taarruz kötü planlanmıştı. Askerler, araziyi tanımıyordu ve Türk mevzilerinin yeri tam olarak bilinmiyordu.
Kaynaklar
İlerleyen tabur, taarruz sırasında dağıldı. Bir bölümü öndeki birliklerden koptu ve ağaçlık, çalılık bir alana daldı. Bu bölüme ne olduğunu kimse göremedi. Komutanları dahil yaklaşık 250 kişi geri dönmedi.Belge: On this day: 12 August 1915 — The Gallipoli Association, 1/5th Norfolk taburu, 12 Ağustos 1915. Tarih: 12 Ağustos 1915.

Savaştan sonra bulunan mezarlar
Kayıp askerlerin akıbeti, savaş boyunca belirsiz kaldı. Sandringham işçilerinin akıbeti, İngiltere'de Kraliyet ailesinin de ilgilendiği bir mesele haline geldi. Savaş bittikten sonra, 1919'da İngiliz mezar kayıt birimleri yarımadaya geldi. Bölgede çalışan bir İngiliz din görevlisi, Norfolk Alayı'na ait askerlerin cesetlerinin bulunduğu bir alana ulaştı. Bu alanda 180 civarında cesede ait kalıntılar bulundu. Bunların bir kısmının Norfolk taburuna ait olduğu, üniformalarındaki rozetlerden anlaşıldı.Bulunan kalıntılar, taburun çatışmada hayatını kaybettiğini açıkça gösteriyordu. Asker ve subayların çoğu, düşman hattına girdikten sonra çatışma sırasında ölmüştü. Bölgede kendilerine yardım edilecek bir birlik bulunmadığı için hayatını kaybeden askerler, savaştan sonra bulunana kadar orada kalmıştı. Kayıpların bir kısmının kimliği ise hiçbir zaman belirlenemedi.
Ek bilgi
Yeni Zelandalı gazilerin beyanı, bir başka açıdan da sorunludur. Beyanda olayın tarihi 21 Ağustos olarak verilir ve kaybolan birlik aynı alayın başka bir taburu olarak anılır. Oysa o taburun kayıtlarında böyle bir kayıp bulunmaz. Norfolk taburunun kaybı ise 12 Ağustos'ta yaşanmıştır. Tarihlerdeki ve birlik adlarındaki bu karışıklık, beyanın elli yıl sonra hafızaya dayanarak yazıldığını gösterir.
Sandringham'dan Anafartalar'a
Norfolk taburunun hikâyesini İngiltere'de bu kadar duygusal kılan, Sandringham Bölüğü'nün kökeniydi. Bölüğün askerleri, Kral V. George'un Norfolk'taki Sandringham malikânesinde bahçıvan, seyis, uşak ve tarım işçisi olarak çalışan gençlerdi. Malikânenin yöneticisi Frank Beck, bu gençleri savaş başında gönüllü olarak bir araya getirmiş ve kendisi de yüzbaşı olarak bölüğün başına geçmişti. Beck, Anafartalar'daki taarruzda kaybolanlar arasındaydı.Kral ailesi, savaş boyunca kayıp bölüğün akıbetini merak etti. Kraliçe Ana Alexandra'nın bu gençlerin ailelerine ilgisi biliniyordu. Taburun kaybolması, İngiltere'de esir alındıkları ya da bir yerlerde hayatta oldukları yönünde umutların uzun süre yaşamasına yol açtı. Bu belirsizlik, 1919'daki mezar bulgularına kadar sürdü. Bulgular, ailelerin acısını kesinleştirdi ama umutlarını da sona erdirdi.
1999'da bu hikâye bir İngiliz televizyon filmine konu oldu. Film, Sandringham Bölüğü'nün gönüllü olarak savaşa katılışını ve Anafartalar'daki kaybını dramatize etti. Film, bulut efsanesini değil, askerlerin çatışmada hayatını kaybettiği görüşünü öne çıkardı. Ancak popüler kültürde bulut hikâyesi, filmin anlattığı gerçek olaydan çok daha uzun ömürlü oldu.
Neden bulut?
Bulut hikâyesinin neden bu kadar kolay benimsendiği de ilgi çekici bir sorudur. Suvla ve Anafartalar bölgesi, Ağustos ayında kızgın sıcağın, tozun ve barut dumanının birbirine karıştığı bir alandı. Tuzla Gölü'nün çevresinde buğu ve sis olağandı. Uzaktan bakan bir gözlemcinin, bir birliğin toz ya da duman bulutu içinde gözden kaybolduğunu görmesi mümkündü. Bu tür bir görüntünün elli yıl sonra hatırlanırken olağanüstü bir olaya dönüşmesi ise insan hafızasının bilinen bir özelliğidir.Ayrıca kayıp bir taburun hikâyesi, savaşın en acı gerçeklerinden birini, yani hiçbir iz bırakmadan ölen askerleri yumuşatan bir anlatı sunar. Askerlerin gizemli biçimde kaybolması, onların bir çatışmada ölüp yıllarca mezarsız kalmasından daha kolay kabul edilebilir bir hikâyedir.

Türk tarafındaki kayıtlar
Türk kaynaklarında, Anafartalar'daki bu çatışmanın sonuçları doğal olarak farklı bir bakış açısıyla yer alır. Türk birlikleri, İngiliz taarruzlarını püskürtmüş ve Anafartalar hattını korumuştu. Bu çatışmalarda pek çok İngiliz askeri hayatını kaybetmiş, bazıları da esir alınmıştı. Kayıp Norfolk askerlerinden bir kısmının esir alındığına dair hikâyeler de anlatıldı, ancak savaşın ardından yapılan esir değişimlerinde bu taburdan kayda değer sayıda esir çıkmadı. Kaynaklarda fark
Efsanenin bazı anlatımlarında Türk askerlerinin bu kaybolan taburla hiçbir zaman çarpışmadığı ileri sürülür. Bu iddia, 1919'da bulunan kalıntılar ve Norfolk taburunun çatışmada ağır kayıplar verdiğini gösteren İngiliz kayıtları karşısında geçerliliğini yitirir.
Bulutun ardındaki çatışma
Anafartalar'da kaybolan Norfolk taburunun hikâyesi, bir efsanenin nasıl doğduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir. Gerçek olay, 12 Ağustos 1915'te kötü planlanmış bir taarruzda yaklaşık 250 askerin, savunma hattını koruyan Türk birlikleriyle çarpışarak hayatını kaybetmesidir. Bu askerlerin çoğunun kalıntıları savaştan sonra bulundu.Bulut hikâyesi ise olaydan elli yıl sonra ortaya çıktı. Yaşlı gazilerin hafızasında karışan tarihler, birlik adları ve görüntüler, bir doğa üstü olaya dönüştü. Bu hikâye, savaşın kaotik ortamında olanları anlamaya çalışan insanların ürettiği bir anlatıydı. Ancak tarih, gizemli bulutları değil, Anafartalar'da çarpışan ve hayatını kaybeden askerleri hatırlamayı gerektirir.
Efsanenin popülerliği, Çanakkale Savaşı'nın gerçek kahramanlıklarını ve acılarını gölgelememelidir. Anafartalar'da savunma hattını koruyan Türk askerleri de, hayatını kaybeden Norfolk askerleri de bu savaşın gerçek tanıklarıdır.