İçeriğe geç
Giriş yap
0

Çete Ayşe: küpelerini satıp tüfek alan İmamköylü dul ve Aydın cephesi

Gece Kâtibi başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Gece KâtibiKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

İmamköy'de bir genç dul

Çete Ayşe, 1894'te Aydın'ın İmamköy adlı köyünde doğdu. Babasının adı Mustafa'ydı. 1910'da komşu Kayacık köyünden Mustafa adlı bir gençle evlendi ve iki kızı oldu. Ancak bu evlilik uzun sürmedi. 1915'te eşi Çanakkale cephesinde şehit düştü. Genç yaşında dul kalan Ayşe, kızlarıyla birlikte İmamköy'e, babasının yanına döndü ve hayatını orada sürdürmeye başladı.
Kaynaklar
Belge: Kuvâ-yı Millîye — Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı (Atatürk Ansiklopedisi), Atatürk Ansiklopedisi maddesi — yazar: Öğretim Üyesi Günver GÜNEŞ. Tarih: 16 Şubat 2021.
Ayşe'nin bu dönemdeki hayatı, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Anadolu'nun binlerce köy kadınının hayatından farklı değildi. Erkekler cephedeydi ya da cephede kalmıştı. Tarlalar, bağlar ve hayvanlar kadınlara kalmıştı. Ayşe de babasının yanında hem tarlada çalışıyor hem de iki kızına bakıyordu.
Efe kıyafetiyle Çete Ayşe
Efe kıyafetiyle Çete AyşeGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 1894 İmamköy'de doğum; 1910 evlilik; 1915 eşinin Çanakkale'de şehit düşmesi; 15 Mayıs 1919 İzmir'in işgali; 27 Mayıs 1919 Aydın'ın işgali; Haziran 1919 sonu Aydın'ın kısa süreliğine geri alınması; 3-4 Temmuz 1919 Aydın'ın yeniden işgali; 7 Eylül 1922 Aydın'ın kurtuluşu; 1933 İstiklal Madalyası; 1967 İmamköy'de ölüm.

Menderes kıyısında bir göç

15 Mayıs 1919'da Yunan birlikleri İzmir'e çıktı. Kısa süre sonra Yunan kuvvetlerinin Aydın'a da gireceği haberi bölgeye yayıldı. İmamköy halkı tedirgin oldu ve köylülerin bir bölümü Menderes'in öte yakasına göç etmeye başladı. Ayşe de göç edenlerin arasındaydı. Ancak nehri geçerken trajik bir olay yaşandı: Ayşe'nin arkadaşı Asiye ve kız kardeşi nehre düşerek boğuldu.

Bu olay, Ayşe'nin hayatını değiştirdi. Göçmekten vazgeçti ve köye dönüp direnmeye karar verdi. Kocasından kalan küpeleri sattı ve bu parayla bir tüfek satın aldı. Daha önce hiç silah kullanmamış olan Ayşe, tüfek kullanmayı öğrendi. Yunan birlikleri İmamköy'e geldiğinde, çocuklarını bir komşusuna emanet etti ve dağa çıktı.

"Dayanamadım, martin tüfeğimi aldım çıktım"

Ayşe, sonraki yıllarda bu günleri kendi sözleriyle anlattı: "Yunan kuvvetleri Aydın'a geldiğinde İmamköyü'nde idim... On beş gün evvel düşman Nazilli'ye vardı... Dayanamadım martin tüfeğimi aldım çıktım." Martini tüfeği, Osmanlı ordusunun eski tüfeklerinden biriydi ve Ege köylerinde yaygın olarak bulunuyordu. Ayşe'nin aldığı tüfek de büyük olasılıkla bu tür eski bir silahtı.

Aydın'ın Haziran 1919 sonunda yerel direnişçiler tarafından kısa bir süre için Yunan birliklerinden temizlenmesinin ardından Ayşe, Salavatlı'dan Halil İbrahim aracılığıyla Sancaktarın Ali Efe'nin grubuna katıldı. Efeler, ona on kızan vererek mücadeleye kattılar ve adını Çete Ayşe koydular. Bu, bir kadının efe grubunda yalnızca savaşçı olarak değil, küçük bir birliğin önderi olarak kabul edildiğini gösteriyordu.
Ek bilgi
Ege'nin efe geleneğinde kızanlar, bir efenin emrindeki genç savaşçılardı. Bir kadına on kızanın emrinin verilmesi, efeler arasında olağan bir uygulama değildi. Çete Ayşe, efe kıyafeti giyen ve efe unvanını alan ilk kadınlardan biri olarak anılır.
Aydın şehrinden bir görünüm
Aydın şehrinden bir görünümGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Zeynel Cebeci. Dosya sayfası

Kepez'den Üçyol'a

Çete Ayşe, Aydın'a yürüyen yüzlerce kızanla birlikte Kepez'de savaştı. Bu savaşta Çete Ayşe'nin yanında Çiftlikli Kübra ve Ayşe Çavuş gibi başka kadın direnişçiler de vardı. Ancak Yunan kuvvetleri takviye alarak geri döndü ve 3-4 Temmuz 1919'da Aydın'ı yeniden işgal etti. Bunun üzerine Çete Ayşe, Menderes'i geçerek Dalama'daki Yörük Ali Efe'nin grubuna katıldı.

Yörük Ali Efe'nin grubuyla birlikte Köşk, yani bugünkü Umurlu cephesinde çarpıştı. Ardından Üçyol Savaşı'na katıldı. Bu savaşta parmağından yaralandı. Savaştan sonra sıtmaya yakalanınca bir süre dinlendirildi. Yörük Ali Efe'nin talimatıyla silahını teslim etti ve cephe gerisindeki görevlere verildi. Cephe gerisi, ikmal, haberleşme ve yaralıların bakımı gibi işleri kapsıyordu ve bu işler de savaşın sürmesi için en az cephe kadar önemliydi.

İlerleyen dönemde Çete Ayşe'ye Gökçen Efe, Yörük Ali Efe ve Kıllıoğlu Efe gibi efelerin saygısı ve koruması sürdü. Çete Ayşe, Aydın'ın kurtuluşu olan 7 Eylül 1922'ye kadar Milli Mücadele içinde kaldı.

Aydın cephesinin coğrafyası

Çete Ayşe'nin savaştığı bölge, Büyük Menderes vadisinin Aydın ile Nazilli arasındaki kesimiydi. Vadinin tabanı geniş ve verimli ovalardan oluşuyor, kuzeyinde Aydın Dağları, güneyinde ise Menteşe'ye doğru yükselen tepeler uzanıyordu. Yunan birlikleri demiryolu ve ana yol boyunca ilerliyor, efe grupları ise dağ eteklerindeki köylere ve geçitlere dayanarak bu ilerleyişi kesmeye çalışıyordu. Köşk, Umurlu ve Dalama gibi yerler, ovanın kenarındaki bu direniş noktalarıydı. Menderes'in kendisi de cephenin doğal bir sınırıydı. Nehrin bir yakası Yunan denetiminde kalırken öbür yakası efelerin hareket alanı oluyordu. Çete Ayşe'nin Aydın'ın yeniden işgalinden sonra Menderes'i geçip Dalama'ya gitmesi, bu düzenin bir parçasıydı.

Bu cephede savaşanlar için geceler en önemli zamandı. Baskınlar, ikmal kollarına saldırılar ve köylerle haberleşme çoğunlukla karanlıkta yapılıyordu. Gündüzleri efe grupları dağlardaki saklı yerlerde dinleniyor, köylülerin getirdiği ekmek ve azıkla geçiniyordu. Çete Ayşe'nin cephe gerisi görevine verildikten sonra yaptığı işlerin önemli bir kısmı da bu köy-dağ bağlantısını sürdürmekti.

Kadın ve erkek üzerine sözleri

Çete Ayşe'nin Milli Mücadele hakkındaki düşünceleri, kendi sözleriyle aktarılır: "Bazı kadınların içinde bir pehlivan; bazı erkeklerin içinde de, korkaklıklarından dolayı, bir kadın gizlidir. Kemer belindir, çizme ayağın börk başındır. Mademki burası bizim vatanımız; biz de bu vatanın olmalıyız." Bu sözler, bir köy kadınının savaşta neden silaha sarıldığını kendi diliyle açıklar.

Sözlerin son cümlesi özellikle dikkat çekicidir. "Mademki burası bizim vatanımız; biz de bu vatanın olmalıyız" ifadesi, vatanın yalnızca erkeklerin savunacağı bir yer olmadığını, kadınların da bu toprağa ait olduğunu ve bu aidiyetin sorumluluk getirdiğini söyler. Çete Ayşe, böylece kendi kararını kişisel bir cesaretten çok bir aidiyet duygusuna dayandırır.
Kaynaklarda fark
Çete Ayşe ile ilgili anlatımlarda zaman zaman başka kadın direnişçilerle karışıklıklar olur. Çiftlikli Kübra, Ayşe Çavuş ve Gamalı Fatma gibi isimler, Ege'de savaşan başka kadınlardır. Ayrıca "Emire Ayşe" ve "Efe Ayşe" adları da Çete Ayşe için kullanılır. Bu farklı adlar, aynı kişiyi gösterir.

İstasyon meydanında bir madalya

1933'te Mustafa Kemal, Aydın'ı ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında, şehrin istasyon meydanında Çete Ayşe'nin göğsüne İstiklal Madalyası'nı bizzat taktı. Çete Ayşe, bu anıyı sonraki yıllarda şöyle anlattı: "O günlerden iki hatıram kaldı. Biri kadınlığımla verdiğim savaş, öteki de rahmetli Atatürk'ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyasıdır." Bu sözler, daha sonra Çete Ayşe'nin mezar taşına da yazıldı.

Cumhuriyetin ilanından sonra Çete Ayşe, İmamköy'de yaşamaya devam etti. Köyünde tarla işleriyle uğraştı, kızlarını büyüttü. 1967'de İmamköy'de hayatını kaybetti.
Ege yöresine özgü efe ve zeybek kıyafetleri
Ege yöresine özgü efe ve zeybek kıyafetleriGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: ErhanKalkandelen. Dosya sayfası

Ege'nin kadın direnişçileri

Çete Ayşe'nin hikâyesi, Milli Mücadele'de kadınların yalnızca cephe gerisinde değil, cephede de savaştığını gösteren örneklerden biridir. Ege'de Yunan işgaline karşı direnişte birçok kadın yer aldı. Bu kadınların çoğu, Çete Ayşe gibi, savaşta eşlerini ya da yakınlarını kaybetmiş, köylerinin işgalini görmüş ve silaha sarılmaya karar vermişti. Efe grupları, geleneksel olarak erkeklere ait bir dünya olmasına rağmen, bu kadınları kendi saflarına kabul etti.

Çete Ayşe'nin efe unvanını alması ve emrine kızanlar verilmesi, onun yalnızca bir yardımcı değil, bir savaşçı olarak kabul edildiğini gösterir. Bu, dönemin Ege köy toplumunda dikkat çekici bir durumdur.

Küpelerden madalyaya uzanan bir yol

Çete Ayşe'nin hayatı, Milli Mücadele'nin bir halk savaşı olduğunu en açık biçimde gösteren hikâyelerden biridir. Kocasını Çanakkale'de kaybetmiş genç bir dul, kocasından kalan küpeleri satıp aldığı eski bir tüfekle dağa çıkmış, efelerin saflarında savaşmış ve yaralanmıştır. On dört yıl sonra ise göğsüne Mustafa Kemal'in elinden İstiklal Madalyası takılmıştır.

Hikâyenin bazı ayrıntıları sözlü anlatılara dayanır ve farklı aktarımlarda küçük değişiklikler gösterir. Ancak Çete Ayşe'nin kendi sözleri, onun neden savaştığını ve bu savaşı nasıl hatırladığını açıkça ortaya koyar. Mezar taşındaki cümle, kadınlığıyla verdiği savaşı ve aldığı madalyayı hayatının iki büyük hatırası olarak anar.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap