Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920'de açıldığında elinde ne bir ordu ne de işleyen bir yargı düzeni vardı. İstanbul'daki hükûmet Meclis'i tanımıyor, Anadolu'nun birçok yerinde ayaklanmalar çıkıyor, cephelerde asker kaçakları büyük bir sorun oluşturuyordu. Meclis'in bu tabloya ilk hukuki cevaplarından biri, açılıştan yalnızca altı gün sonra, 29 Nisan 1920'de kabul edilen 2 numaralı Hıyanet-i Vataniye Kanunu oldu. Kanunun yetersiz kaldığı düşünülünce 18 Eylül 1920'de İstiklâl Mahkemeleri kuruldu. Bu yazıda iki düzenlemeyi birlikte, kabul edildikleri ortamdan yürürlükten kalktıkları tarihe kadar anlatıyoruz.
Meclis'in ikinci kanunu
Hıyanet-i Vataniye Kanunu, TBMM'nin çıkardığı ikinci kanundur. Türkçe Vikipedi'ye göre İttihat ve Terakki hükûmetinin Birinci Dünya Savaşı sırasında çıkardığı Hıyanet-i Askeriye Kanunu'ndan esinlenmişti. Belirgin amacı, henüz otoritesi ve meşruiyeti tartışmalı olan Meclis'e yönelik direnişleri kırmaktı. Kanunun birinci maddesi, Meclis'in meşruiyetine karşı "sözle, fiille veya yazı ile" muhalefet edenleri ya da halkı yoldan çıkarmaya çalışanları vatan haini sayıyordu. Dikkat çekici olan, maddenin Meclis'i "yüksek hilâfet ve saltanat makamını" ve ülkeyi yabancıların elinden kurtarmak için kurulmuş bir kurum olarak tanımlamasıdır; 1920 baharında Ankara, kendisini hâlâ padişahı kurtarmaya çalışan bir güç olarak sunuyordu.

Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Türkçe Vikipedi'nin İstiklâl mahkemesi maddesi, kanunun dört ay yürürlükte kaldığı halde sorunları çözemediğini yazar. Yunan ordusu karşısında düzenli bir ordu kurulamıyordu; asker kaçakları çeteler oluşturup köy ve kasabaları soyuyor, iç isyanlara insan kaynağı oluyordu. Yakalanan kaçak için cephede ölmek yerine hapse girmek daha cazipti. Kuvâ-yi Milliye aleyhine verilmiş bir fetva, Yunan uçaklarıyla Anadolu'ya atılıyordu. Sivil mahkemelerin ve harp divanlarının yavaş işleyişi caydırıcı değildi.
Bunun üzerine Dr. Tevfik Rüştü Bey (sonradan Aras) asker kaçaklarını, bozguncuları ve casusları yargılayacak "İhtilal Mahkemeleri" kurulmasını önerdi. Refik Şevket Bey fikre destek verdi ama adın "İstiklâl Mahkemeleri" olmasının daha uygun olacağını söyledi. Tasarı encümende takılınca Millî Savunma Vekili Fevzi Paşa (Çakmak) olağanüstü ihtiyaç gerekçesiyle önergeyi Meclis'e sundu. TBMM 18 Eylül 1920'de 42 sayılı kararla mahkemeleri kurdu. Üyeler milletvekilleri arasından seçiliyordu.
Üç dönem
Birinci dönem (18 Eylül 1920 - 17 Şubat 1921): Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa 14 mahkeme önerdi, sayı çok bulununca yedi bölge belirlendi; Diyarbakır'ın eklenmesiyle sekiz oldu: Ankara, Eskişehir, Konya, Isparta, Sivas, Kastamonu, Pozantı (Adana) ve Diyarbakır.
İkinci dönem (30 Temmuz 1921 - Ekim 1923): Sakarya öncesinin bunalımlı günlerinde Konya, Kastamonu, Samsun ve Yozgat'ta yeniden mahkemeler kuruldu; Ankara mahkemesi hiç kapanmadığı için beş mahkeme görev yaptı. Asker kaçakları, düşmana yardım edenler ve isyancılar yargılandı. Urfa Savunması'nın örgütleyicisi Ali Saip Bey, Konya mahkemesinin üyeleri arasındaydı.
Üçüncü dönem (1923-1927): Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki ayaklanmalar ve olağanüstü durumlar için kuruldu. 6 Nisan 1925'te Şeyh Said İsyanı'ndan sonra Diyarbakır'da Şark İstiklâl Mahkemesi kuruldu. 1926'daki İzmir suikast girişiminin ardından önce İzmir'de, ardından Ankara'da mahkeme çalıştı; fotoğraftaki üç üye bu dönemden. Türkçe Vikipedi, İsyan Bölgesi mahkemesiyle birlikte 7 Mart 1927'de kapatılan mahkemenin görev yaptığı iki yılda 2.436 kişiyi yargıladığını ve 240 idam kararı verdiğini aktarır.
Mahkemelerin en belirgin özelliği temyiz hakkının olmamasıydı; birçok sanık aynı gün ya da aynı hafta içinde tutuklanıyor, yargılanıyor ve ceza infaz ediliyordu. Kurtuluş Savaşı yıllarında amaç öncelikle kaçakları cepheye döndürmekti. Birkaç kez kaçmış askerlere halka açık yerde, doktor gözetiminde 40-100 değnek cezası verilir, künyelerine bir daha kaçarlarsa idam edilecekleri yazılırdı. En ağır ceza idamdı. Kaçağı haber vermeyen muhtar ya da imam para ve hapis cezası alır, rüşvet karşılığı kaçak koruyan memurlara 15-25 yıl ağır hapis verilirdi. Yargılanan suçlar arasında vatana ihanet, casusluk, bozgunculuk, Tekâlif-i Milliye'den mal kaçırmak, halka eziyet ve düşmanla iş birliği vardı.
Bir dava: Mustafa Sagir
Mahkemelerin en tanınan casusluk davası Hint asıllı İngiliz ajanı Mustafa Sagir'inkidir. Sagir İstanbul'da Karakol Cemiyeti'ne girmiş, Ankara'yı destekleyenleri İngiliz istihbaratına bildirmişti. Aralık 1920'de İnebolu ve Kastamonu üzerinden Ankara'ya geldi ve Mehmet Akif'le yakınlık kurdu; Akif'in evini posta adresi olarak veriyordu. Akif'in yanlışlıkla yırttığı bir mektubun içinden neredeyse boş bir kâğıt çıkması şüphe uyandırdı. Sagir yakalandı, Ankara İstiklâl Mahkemesi'nde yargılandı ve 24 Mayıs 1921'de idam edildi.
Kanunun sonraki hayatı
Hıyanet-i Vataniye Kanunu savaşla birlikte kalkmadı. 15 Nisan 1923'te 335 sayılı kanunla saltanatın kaldırılmasına ve Meclis'in meşruiyetine yayın yoluyla muhalefet de vatana ihanet kapsamına alındı. 25 Şubat 1925'te eklenen maddeyle dini ve kutsal değerleri siyasi amaçla kullanmak üzere cemiyet kuranlar da idamla cezalandırılabilir hale geldi. İstiklâl Mehâkimi Kanunu 4 Mayıs 1949'da kaldırıldı; 1927-1949 arasında yeni bir İstiklâl Mahkemesi kurulmadı. Hıyanet-i Vataniye Kanunu ise ancak 12 Nisan 1991'de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile yürürlükten kalktı. Bugünkü Türk Ceza Kanunu'nda "vatana ihanet" adıyla bir suç tanımlanmamıştır; geleneksel olarak bu kapsama giren fiiller 302-308. maddelerde düzenlenir.
Hıyanet-i Vataniye Kanunu ve İstiklâl Mahkemeleri, Ankara'nın bir hareket olmaktan çıkıp devlete dönüşürken kullandığı en sert araçlardır. Düzenli ordunun kurulması, cephe gerisinin toparlanması ve iç isyanların bastırılmasında belirleyici rol oynadılar; aynı araçlar Cumhuriyet'in ilk yıllarında siyasi muhalefete karşı da kullanıldı. Bu ikili miras, konuyu bugün de tartışmalı kılan şeydir.
Meclis'in ikinci kanunu
Hıyanet-i Vataniye Kanunu, TBMM'nin çıkardığı ikinci kanundur. Türkçe Vikipedi'ye göre İttihat ve Terakki hükûmetinin Birinci Dünya Savaşı sırasında çıkardığı Hıyanet-i Askeriye Kanunu'ndan esinlenmişti. Belirgin amacı, henüz otoritesi ve meşruiyeti tartışmalı olan Meclis'e yönelik direnişleri kırmaktı. Kanunun birinci maddesi, Meclis'in meşruiyetine karşı "sözle, fiille veya yazı ile" muhalefet edenleri ya da halkı yoldan çıkarmaya çalışanları vatan haini sayıyordu. Dikkat çekici olan, maddenin Meclis'i "yüksek hilâfet ve saltanat makamını" ve ülkeyi yabancıların elinden kurtarmak için kurulmuş bir kurum olarak tanımlamasıdır; 1920 baharında Ankara, kendisini hâlâ padişahı kurtarmaya çalışan bir güç olarak sunuyordu.
- Madde 2: Fiilen vatan hainliğinde bulunanlar asılarak idam edilir.
- Madde 3: Vaaz ve hitabet yoluyla, söz ve hareketleriyle vatan hainliğine kışkırtanlar ve bunu yazı ve resimle yayanlar geçici küreğe konulur.
- Madde 7: Vatana ihanet sanıklarının yargılanması en çok 24 gün içinde karara bağlanır.
- Madde 8: Bu kararlar temyiz edilemez.

Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Neden yetmedi?Kronoloji:
- 23 Nisan 1920: Büyük Millet Meclisi açılır.
- 29 Nisan 1920: 2 numaralı Hıyanet-i Vataniye Kanunu kabul edilir.
- 2 Eylül 1920: Firarilerle ilgili kanun tasarısı Millî Savunma encümenine verilir.
- 18 Eylül 1920: 42 sayılı kararla İstiklâl Mahkemeleri kurulur.
- 17 Şubat 1921: Ankara dışındaki birinci dönem mahkemeleri kapatılır.
- 30 Temmuz 1921: İkinci dönem başlar.
- 24 Mayıs 1921: Casus Mustafa Sagir idam edilir.
- 15 Nisan 1923: 335 sayılı kanunla yayın yoluyla Meclis'in meşruiyetine muhalefet de vatana ihanet sayılır.
- 25 Şubat 1925: Dini siyasete alet eden cemiyet kurmak kanun kapsamına alınır.
- 6 Nisan 1925: Diyarbakır'da Şark İstiklâl Mahkemesi kurulur.
- 7 Mart 1927: Ankara ve İsyan Bölgesi mahkemeleri kapatılır.
- 4 Mayıs 1949: İstiklâl Mehâkimi Kanunu yürürlükten kalkar.
- 12 Nisan 1991: Hıyanet-i Vataniye Kanunu, 3713 sayılı kanunla kaldırılır.
- 23 Nisan 1920: Büyük Millet Meclisi açılır.
- 29 Nisan 1920: 2 numaralı Hıyanet-i Vataniye Kanunu kabul edilir.
- 2 Eylül 1920: Firarilerle ilgili kanun tasarısı Millî Savunma encümenine verilir.
- 18 Eylül 1920: 42 sayılı kararla İstiklâl Mahkemeleri kurulur.
- 17 Şubat 1921: Ankara dışındaki birinci dönem mahkemeleri kapatılır.
- 30 Temmuz 1921: İkinci dönem başlar.
- 24 Mayıs 1921: Casus Mustafa Sagir idam edilir.
- 15 Nisan 1923: 335 sayılı kanunla yayın yoluyla Meclis'in meşruiyetine muhalefet de vatana ihanet sayılır.
- 25 Şubat 1925: Dini siyasete alet eden cemiyet kurmak kanun kapsamına alınır.
- 6 Nisan 1925: Diyarbakır'da Şark İstiklâl Mahkemesi kurulur.
- 7 Mart 1927: Ankara ve İsyan Bölgesi mahkemeleri kapatılır.
- 4 Mayıs 1949: İstiklâl Mehâkimi Kanunu yürürlükten kalkar.
- 12 Nisan 1991: Hıyanet-i Vataniye Kanunu, 3713 sayılı kanunla kaldırılır.
Türkçe Vikipedi'nin İstiklâl mahkemesi maddesi, kanunun dört ay yürürlükte kaldığı halde sorunları çözemediğini yazar. Yunan ordusu karşısında düzenli bir ordu kurulamıyordu; asker kaçakları çeteler oluşturup köy ve kasabaları soyuyor, iç isyanlara insan kaynağı oluyordu. Yakalanan kaçak için cephede ölmek yerine hapse girmek daha cazipti. Kuvâ-yi Milliye aleyhine verilmiş bir fetva, Yunan uçaklarıyla Anadolu'ya atılıyordu. Sivil mahkemelerin ve harp divanlarının yavaş işleyişi caydırıcı değildi.
Bunun üzerine Dr. Tevfik Rüştü Bey (sonradan Aras) asker kaçaklarını, bozguncuları ve casusları yargılayacak "İhtilal Mahkemeleri" kurulmasını önerdi. Refik Şevket Bey fikre destek verdi ama adın "İstiklâl Mahkemeleri" olmasının daha uygun olacağını söyledi. Tasarı encümende takılınca Millî Savunma Vekili Fevzi Paşa (Çakmak) olağanüstü ihtiyaç gerekçesiyle önergeyi Meclis'e sundu. TBMM 18 Eylül 1920'de 42 sayılı kararla mahkemeleri kurdu. Üyeler milletvekilleri arasından seçiliyordu.
Üç dönem
Birinci dönem (18 Eylül 1920 - 17 Şubat 1921): Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa 14 mahkeme önerdi, sayı çok bulununca yedi bölge belirlendi; Diyarbakır'ın eklenmesiyle sekiz oldu: Ankara, Eskişehir, Konya, Isparta, Sivas, Kastamonu, Pozantı (Adana) ve Diyarbakır.
İkinci dönem (30 Temmuz 1921 - Ekim 1923): Sakarya öncesinin bunalımlı günlerinde Konya, Kastamonu, Samsun ve Yozgat'ta yeniden mahkemeler kuruldu; Ankara mahkemesi hiç kapanmadığı için beş mahkeme görev yaptı. Asker kaçakları, düşmana yardım edenler ve isyancılar yargılandı. Urfa Savunması'nın örgütleyicisi Ali Saip Bey, Konya mahkemesinin üyeleri arasındaydı.
Üçüncü dönem (1923-1927): Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki ayaklanmalar ve olağanüstü durumlar için kuruldu. 6 Nisan 1925'te Şeyh Said İsyanı'ndan sonra Diyarbakır'da Şark İstiklâl Mahkemesi kuruldu. 1926'daki İzmir suikast girişiminin ardından önce İzmir'de, ardından Ankara'da mahkeme çalıştı; fotoğraftaki üç üye bu dönemden. Türkçe Vikipedi, İsyan Bölgesi mahkemesiyle birlikte 7 Mart 1927'de kapatılan mahkemenin görev yaptığı iki yılda 2.436 kişiyi yargıladığını ve 240 idam kararı verdiğini aktarır.
Dikkat: yanlış bilinen
Cezalar ve yargılama biçimiİstiklâl Mahkemelerinin verdiği idam kararlarının sayısı hakkında tek bir rakam yoktur. Türkçe Vikipedi'nin Hıyanet-i Vataniye Kanunu maddesi 1923'e kadar "1000 ila 1500 arası" idam kararından söz eder. Ergün Aybars'ın "İstiklâl Mahkemeleri" çalışmasına dayanan hesap ise birinci dönemde resmî kayıtlara göre 1.054 infaz, ikinci ve üçüncü dönemlerde (isyan bölgesi dahil) en çok 576 infaz, toplam 1.630 idam kararı verir. Ayrıca 1925-1927 dönemine ait 240 idam kararına asker kaçaklarıyla ilgili kararlar ve sıkıyönetim mahkemelerinin kararları dahil değildir. Bu nedenle "İstiklâl Mahkemeleri şu kadar kişiyi astı" diye tek bir sayı vermek yanıltıcıdır; sayı, hangi dönemin ve hangi kaydın esas alındığına göre değişir.
Mahkemelerin en belirgin özelliği temyiz hakkının olmamasıydı; birçok sanık aynı gün ya da aynı hafta içinde tutuklanıyor, yargılanıyor ve ceza infaz ediliyordu. Kurtuluş Savaşı yıllarında amaç öncelikle kaçakları cepheye döndürmekti. Birkaç kez kaçmış askerlere halka açık yerde, doktor gözetiminde 40-100 değnek cezası verilir, künyelerine bir daha kaçarlarsa idam edilecekleri yazılırdı. En ağır ceza idamdı. Kaçağı haber vermeyen muhtar ya da imam para ve hapis cezası alır, rüşvet karşılığı kaçak koruyan memurlara 15-25 yıl ağır hapis verilirdi. Yargılanan suçlar arasında vatana ihanet, casusluk, bozgunculuk, Tekâlif-i Milliye'den mal kaçırmak, halka eziyet ve düşmanla iş birliği vardı.
Bir dava: Mustafa Sagir
Mahkemelerin en tanınan casusluk davası Hint asıllı İngiliz ajanı Mustafa Sagir'inkidir. Sagir İstanbul'da Karakol Cemiyeti'ne girmiş, Ankara'yı destekleyenleri İngiliz istihbaratına bildirmişti. Aralık 1920'de İnebolu ve Kastamonu üzerinden Ankara'ya geldi ve Mehmet Akif'le yakınlık kurdu; Akif'in evini posta adresi olarak veriyordu. Akif'in yanlışlıkla yırttığı bir mektubun içinden neredeyse boş bir kâğıt çıkması şüphe uyandırdı. Sagir yakalandı, Ankara İstiklâl Mahkemesi'nde yargılandı ve 24 Mayıs 1921'de idam edildi.
Kanunun sonraki hayatı
Hıyanet-i Vataniye Kanunu savaşla birlikte kalkmadı. 15 Nisan 1923'te 335 sayılı kanunla saltanatın kaldırılmasına ve Meclis'in meşruiyetine yayın yoluyla muhalefet de vatana ihanet kapsamına alındı. 25 Şubat 1925'te eklenen maddeyle dini ve kutsal değerleri siyasi amaçla kullanmak üzere cemiyet kuranlar da idamla cezalandırılabilir hale geldi. İstiklâl Mehâkimi Kanunu 4 Mayıs 1949'da kaldırıldı; 1927-1949 arasında yeni bir İstiklâl Mahkemesi kurulmadı. Hıyanet-i Vataniye Kanunu ise ancak 12 Nisan 1991'de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile yürürlükten kalktı. Bugünkü Türk Ceza Kanunu'nda "vatana ihanet" adıyla bir suç tanımlanmamıştır; geleneksel olarak bu kapsama giren fiiller 302-308. maddelerde düzenlenir.
Ek bilgi
Bugünkü anlamıMahkemeler hakkındaki değerlendirmeler keskin biçimde ayrışır. Ergün Aybars, onları dünyadaki devrim mahkemeleri içinde yasalara en bağlı ve en az ölüm cezası veren mahkemeler arasında sayar ve karşılaştırma için 1793 Fransız Devrimi'ni hatırlatır. Uğur Mumcu ise bu kurumları mahkeme değil, savaş ve ihtilal gibi olağanüstü dönemlerde isyancıları, bozguncuları ve karşı devrimcileri yargılayan "infaz kurulları" olarak niteler. İki görüşü birlikte okumak, kurumun hem savaş koşullarının ürünü hem de tartışmalı bir yargı deneyimi olduğunu görmeyi sağlar.
Hıyanet-i Vataniye Kanunu ve İstiklâl Mahkemeleri, Ankara'nın bir hareket olmaktan çıkıp devlete dönüşürken kullandığı en sert araçlardır. Düzenli ordunun kurulması, cephe gerisinin toparlanması ve iç isyanların bastırılmasında belirleyici rol oynadılar; aynı araçlar Cumhuriyet'in ilk yıllarında siyasi muhalefete karşı da kullanıldı. Bu ikili miras, konuyu bugün de tartışmalı kılan şeydir.
Kaynaklar
- Vikipedi, Hıyanet-i Vataniye Kanunu maddesi (tr.wikipedia.org)
- Vikipedi, İstiklâl mahkemesi maddesi (tr.wikipedia.org)
- Vikipedi, Mustafa Sagir maddesi (tr.wikipedia.org)