İçeriğe geç
Giriş yap
0

Etabli meselesi: Lozan'dan 1930 Ankara Sözleşmesi'ne, kim "yerleşik" sayılacaktı?

Eski Harita başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Eski HaritaKonu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1

Bir kelimenin diplomasisi

Fransızcadan gelen établi kelimesi, bir yere yerleşmiş, orada oturan kişi anlamına gelir. Balkan Savaşları'ndan sonra imzalanan nüfus değişimi antlaşmalarında bu kelime, kimin göç ettirileceğini, kimin yerinde kalacağını belirleyen bir hukuk terimine dönüştü. Türkiye ile Yunanistan arasında ise "etabli" kelimesinin nasıl yorumlanacağı, Lozan'dan sonra yedi yıl süren bir anlaşmazlığın odağı oldu.

Kavramın tarihi çelişkilerle doludur. 1913'te Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında tasarlanan ilk nüfus değişimi girişiminde, Aydın vilayetinden Gelibolu yarımadasına kadar uzanan bölgedeki Rumlar ile Yunanistan'ın Makedonya ve Epir bölgesindeki Müslümanlar "etabli" sayılmış ve değişime tabi tutulmak istenmişti. Birinci Dünya Savaşı bu uygulamayı engelledi. Lozan'da ise aynı kelime tam tersi bir anlam kazandı: Artık mübadeleye tabi olmayan nüfusu tanımlıyordu.
Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey
Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü BeyGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Lozan'daki pazarlık

30 Ocak 1923'te imzalanan Türk-Yunan nüfus mübadelesi sözleşmesi, iki bölgeyi mübadele dışında bıraktı: İstanbul'da yerleşik Rumlar ve Batı Trakya'da yerleşik Türkler. Konferanstaki tartışmalarda Lord Curzon, Anadolu'daki ticari hayatın büyük ölçüde Rum ve Ermenilerin elinde bulunduğunu, göçlerinin ekonomik sıkıntı yaratacağını ileri sürdü. İsmet Paşa ise Balkan Savaşları'ndan beri yaşananların ışığında mübadeleyi savundu. Sonunda İsmet Paşa, İstanbul doğumlu yaklaşık iki yüz bin Rum'un yerinde kalmasını kabul ederek İstanbul Rumlarının da mübadeleye dahil edilmesi yönündeki ısrarından vazgeçti.

Sözleşmenin uygulanması için bir bağımsız üye ile Türk ve Yunan delegelerinden oluşan alt komisyonlar kuruldu. Türk heyetinde Tevfik Rüştü, İhsan, Seniyüddin, Haydar, Mehmet Ali ve Hamdi beyler yer aldı. Ne var ki komisyonun önündeki en çetin soru, kimin "etabli" sayılacağıydı.
Ek bilgi
Kritik tarih: Mübadele sözleşmesinde İstanbul için belirleyici tarih 30 Ekim 1918, yani Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı gündü. Bu tarihten önce İstanbul'a yerleşmiş olanlar mübadele dışında kalacaktı.

İki yorum, bir kelime

Türk üyeler, etabli kavramının Türk nüfus kanunu esas alınarak yorumlanmasını savundu. Türk nüfus mevzuatında iki tür ahali vardı: bir yerde doğup orada oturanlar, yani yerliler; ve başka yerden gelip yerleşenler. İkinci gruptakiler, kayıtlarını eski yerlerinden nakletmedikçe yerli sayılmıyordu. Türk heyetinin görüşünce İstanbul Rumlarının önemli bir kısmı nüfus kaydını nakletmediği için yerleşik kabul edilemezdi.

Yunan üyeler ise sözleşmede herhangi bir ülkenin kanununa atıf yapılmadığını, bu nedenle kelimenin bir iç hukuk mevzuatına dayanılarak yorumlanamayacağını ileri sürdü. Karma Mübadele Komisyonu'nun hukuk komisyonu kelimeyi Yunan heyetinin lehine tercüme etti; nüfus siciline kaydını yaptırmış olanların yanında sürekli oturmak amacıyla mülk edinmiş ya da ticaret veya sanayi ile uğraştığını belgeleyenlerin de mübadeleden ayrı tutulmasını kabul etti. Bu karar üzerine Tevfik Rüştü Bey istifa etti, iki Türk üye karara imza koymadı.
Batı Trakya'da Gümülcine'deki Yeni Cami ve saat kulesi
Batı Trakya'da Gümülcine'deki Yeni Cami ve saat kulesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: User:Ggia. Dosya sayfası

Lahey'den gelen görüş

Uzlaşma sağlanamayınca mesele Milletler Cemiyeti'ne taşındı. Cemiyetin görüşüne başvurduğu Uluslararası Daimî Adalet Divanı, 21 Şubat 1925'te bir istişari görüş açıkladı. Divanın yorumunda "yerleşmiş olanlar" ifadesi süreklilik taşıyan, fiilî bir oturma durumunu anlatıyordu. İstanbul Rumlarının mübadele dışında sayılması için 1912 kanunuyla çizilen İstanbul belediye sınırları içinde bulunmaları, oraya hangi yolla olursa olsun 30 Ekim 1918'den önce gelmiş olmaları ve orada sürekli oturma niyeti taşımaları gerekiyordu.

Divanın görüşü bir çerçeve çizmişti, ama iki tarafın yorum farkı sürdü. Aradaki dönemde 1 Aralık 1926'da imzalanan Atina İtilafnamesi, mübadele sonrasında Yunanistan'da kalan Türklerin taşınır ve taşınmaz mallarına ilişkin hukuki düzenlemeler getirdi. Ancak etabli tartışması, mülkiyet ve tazminat meseleleriyle iç içe geçerek 1930'a kadar çözümsüz kaldı.

10 Haziran 1930 Ankara Sözleşmesi

1920'lerin sonunda Avrupa'daki yeni dengeler, Türkiye ile Yunanistan'ı ortak hareket etmeye yöneltti. Görüşmeler, 10 Haziran 1930'da Ankara'da imzalanan sözleşmeyle sonuçlandı. Sözleşmeyi Türkiye adına Hariciye Vekili Doktor Tevfik Rüştü Bey, Yunanistan adına fevkalade murahhas ve orta elçi Polikronyadis imzaladı. Sözleşmenin tam adı, mübadele hakkındaki Lozan sözleşmesi ile Atina İtilafnamesinin uygulanmasından doğan meselelerin kesin çözümüne dairdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu sözleşmeyi 17 Haziran 1930 tarihli 1725 sayılı kanunla onayladı; kanun 1 Temmuz 1930 tarihli ve 1534 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.

Sözleşmenin onuncu maddesi, etabli tartışmasını tek hamlede çözdü. Türkiye, İstanbul'a geldikleri tarih ve doğdukları yer ne olursa olsun, mübadeleden hariç tutulan İstanbul bölgesinde o tarihte bulunan Türk tabiiyetindeki bütün Rum Ortodokslara "etabli" sıfatını tanıyordu. Aynı sıfat, İstanbul'dan Türk makamlarının verdiği pasaportlarla ayrılmış gayrimübadillere de tanındı. Etabli sayılan aile reislerinin küçük çocukları ve evlenmemiş kızları İstanbul'daki aile reislerinin yanına gelebilecek, dul anneler de etabli tanınan oğullarına katılabilecekti. Türk Hükûmeti bu kişilerin dönüşü için her türlü kolaylığı gösterecekti. Batı Trakya'daki Türkler için de karşılıklı hükümler kabul edildi.
Doğrusu
Uygulama ayrıntısı: Etabli vesikalarının dağıtılması Karma Mübadele Komisyonu'nun tarafsız üyelerine bırakıldı. Etabli kişilerin evlenme, mülk alım ve satımı gibi işlemleri üzerindeki kısıtlamalar da sözleşmeyle kaldırıldı.
Trakya bölgesini gösteren bir harita
Trakya bölgesini gösteren bir haritaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Factuarius. Dosya sayfası

Mallar kime kalacaktı?

Sözleşmenin ilk fasılları, yıllardır çözülemeyen mülkiyet meselesini karşılıklı bir takasla kapattı. Birinci maddenin açık hükmüyle mübadil Müslümanların Yunanistan'da bıraktığı taşınır ve taşınmaz malların tam mülkiyeti Yunan Hükûmetine, ikinci maddeyle mübadil Rumların Türkiye'de bıraktığı malların tam mülkiyeti Türk Hükûmetine geçti. Üçüncü madde, iki hükûmetin bankalardaki mevduata koyduğu yasakların imzadan sonraki beş gün içinde kaldırılmasını ve paraların sahiplerine iade edilmesini öngördü.

Dokuzuncu madde ise İstanbul bölgesindeki Yunan uyruklu kişilerin taşınmazlarına ilişkindi. Bu mallara el koyma, haciz ya da işgal gibi tedbirler uygulanmışsa, sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren en geç iki ay içinde kaldırılacak ve sahipleri mülklerinde tam tasarruf hakkını yeniden kazanacaktı. Uyrukluk edinme şartlarından doğacak bütün anlaşmazlıklarda son sözü Karma Mübadele Komisyonu'nun tarafsız üyeleri söyleyecekti.

Mülklerin iadesi: 1885 sayılı kanun

Sözleşmenin mülkiyete ilişkin hükümlerini uygulamak için ayrı bir kanun gerekti. Türkiye Büyük Millet Meclisi 25 Temmuz 1931'de 1885 sayılı kanunu kabul etti. Kanun, 10 Haziran 1930 sözleşmesi uyarınca sahiplerine iadesi gereken taşınmazlar için bir yol haritası çizdi. Hükûmetin, mahallî idarelerin ya da belediyelerin elinde bulunan veya devlet kuruluşlarına bedelsiz tahsis edilmiş mallar kayıtsız şartsız boşaltılacaktı. İzinsiz işgal edilip tapusu verilmemiş olanlar mahkeme kararına gerek olmadan idari yolla tahliye ettirilecek, tahliye edilenlerin mahkemeye başvurma hakkı saklı kalacaktı.
Kaynaklar
Belge: 10 Haziran 1930 Tarihli Mukavelenameye Göre İadesi Lâzım Gelen Emval Hakkında Kanun — Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kanun No. 1885. Tarih: 25 Temmuz 1931.
Bu kanun, etabli tartışmasının yalnızca bir nüfus kaydı meselesi olmadığını, aynı zamanda binlerce ev, dükkân ve tarlanın akıbetiyle ilgili bir mülkiyet meselesi olduğunu açıkça gösterir.
Ek bilgi
Kronoloji: 30 Ocak 1923 mübadele sözleşmesi; 21 Şubat 1925 Daimî Adalet Divanı görüşü; 1 Aralık 1926 Atina İtilafnamesi; 10 Haziran 1930 Ankara Sözleşmesi; 17 Haziran 1930 1725 sayılı onay kanunu; 25 Temmuz 1931 1885 sayılı iade kanunu.

Etabli tartışması neyi değiştirdi?

Etabli kavramı Balkan Savaşları'ndan 1930'a kadar aynı kelimeyle iki zıt anlamı taşıdı: 1913'te göç ettirilecekleri, 1923'ten sonra ise yerinde kalacakları tanımladı. İki devlet de bu kelimeyi kaybedeceği nüfusun ekonomik ağırlığını gözeterek yorumlamaya çalıştı. Yunanistan, Balkanların başka bölgelerinden Batı Trakya'ya gelen Müslümanları kapsama almak, İstanbul'daki ve oraya Anadolu'dan gelen Rumları ise kapsam dışında tutmak istiyordu. Türkiye ise nüfusunun önemli bir kısmı Türk olan Batı Trakya'nın mübadele dışında kalmasını gözetiyordu.

1930 sözleşmesi, 30 Ekim 1918'i nihai ölçüt kabul edip doğum yerini ve geliş tarihini aramayarak bu tartışmayı kapattı. Aynı yıl Ekim ayında Yunan Başbakanı Venizelos'un Ankara'yı ziyaret etmesi ve dostluk antlaşmasının imzalanması, etabli meselesinin çözümünün Türk-Yunan yakınlaşmasının ilk ve vazgeçilmez basamağı olduğunu gösterdi.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap