Edirne'de Tunca Nehri'nin kıyısında, geniş bir külliyenin içinde yer alan II. Bayezid Darüşşifası, Osmanlı tıp tarihinin en önemli yapılarından biridir. On beşinci yüzyılın sonunda inşa edilen bu hastane, hem mimarisiyle hem de tedavi yöntemleriyle dikkat çeker. Darüşşifada hastalar, ilaçların yanı sıra musiki ve su sesiyle de tedavi ediliyordu. On yedinci yüzyılda burayı ziyaret eden Evliya Çelebi, hastalara haftada birkaç kez musiki dinletildiğini anlatır. Bugün bu yapı, Trakya Üniversitesi'ne bağlı bir sağlık müzesi olarak ziyaretçilere açıktır. Bu yazıda II. Bayezid Külliyesi'nin kuruluşunu, darüşşifanın mimarisini, tedavi yöntemlerini, Evliya Çelebi'nin anlatımlarını, darüşşifanın çalışanlarını ve günümüzdeki müzesini anlatıyoruz.
Kaynaklar
Belge: BEYAZIT II CAMİİ ve KÜLLİYESİ (Edirne) — TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (TDV İslâm Ansiklopedisi), TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi — müellif: Semavi Eyice.
Edirne'deki II. Bayezid KülliyesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Ggia. Dosya sayfası
Külliyenin kuruluşu
II. Bayezid Külliyesi, 1484–1488 yılları arasında II. Bayezid tarafından yaptırıldı. Külliyenin mimarı, Mimar Hayreddin'dir. Külliye, Edirne'nin merkezinden biraz uzakta, Tunca Nehri'nin kıyısında kurulmuştur. Külliyede cami, darüşşifa, tıp medresesi, imaret, tabhane, hamam ve diğer yapılar bulunur.
Külliyenin kuruluşu, II. Bayezid'in Edirne'ye verdiği önemi gösterir. Edirne, İstanbul'un fethinden önce Osmanlı'nın başkentiydi ve fetihten sonra da padişahların sık sık kaldığı önemli bir şehir olmaya devam etti. II. Bayezid, Edirne'de bu büyük külliyeyi yaptırarak şehrin önemini vurgulamak istedi.
Külliyenin bütün yapıları, II. Bayezid'in kurduğu vakıf tarafından finanse ediliyordu. Vakfın gelirleri, köylerden, dükkânlardan ve diğer mülklerden elde ediliyordu. Vakfiyede, darüşşifanın çalışanlarının maaşları, hastaların yiyecekleri ve ilaçlarının nasıl sağlanacağı ayrıntılı olarak belirtilmişti.
Darüşşifanın mimarisi
Darüşşifa, kendine özgü bir mimariye sahiptir. Yapının ana bölümü, altıgen bir plana sahiptir. Bu altıgen bölümün ortasında, kubbeyle örtülü bir salon bulunur. Salonun etrafında, altı eyvan ve hasta odaları yer alır. Kubbenin tepesindeki açıklık, salona ışık ve hava girmesini sağlar.
Salonun ortasında, bir şadırvan bulunurdu. Şadırvandan akan suyun sesi, hastaları rahatlatmak amacıyla kullanılıyordu. Salonun akustiği, musiki dinletilerinin bütün odalardan duyulabilmesini sağlayacak şekilde tasarlanmıştı.
Darüşşifa, ayrıca avlular ve bahçelerle çevriliydi. Bu bahçelerde şifalı bitkiler yetiştiriliyordu. Bahçeler, hastaların dinlenmesi ve temiz hava alması için de kullanılıyordu.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Osmanlı darüşşifaları yalnızca akıl hastalarının tedavi edildiği yerler değildi. Edirne Darüşşifası'nda da farklı hastalıkların tedavisi yapılıyordu. Ancak darüşşifanın mimari yapısı ve musikiyle tedavi uygulaması, özellikle ruhsal sıkıntıları olan hastalar için önem taşıyordu. Bu nedenle darüşşifa, sonraki dönemlerde daha çok akıl hastalarının tedavisiyle anılır hâle geldi.
Sağlık Müzesi'nin kütüphane bölümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Musikiyle tedavi
Edirne Darüşşifası'nın en ünlü özelliği, musikiyle tedavi uygulamasıdır. Osmanlı tıbbında musikinin insanın ruhu ve bedeni üzerinde etkili olduğuna inanılıyordu. Farklı makamların farklı hastalıklara iyi geldiği düşünülüyordu. Bu nedenle darüşşifada hastalara belirli makamlarda musiki dinletiliyordu.
Musikiyle tedavi düşüncesi, İslam tıbbının uzun bir geleneğine dayanır. Farabi ve İbn Sina gibi âlimler, musikinin insan üzerindeki etkileri hakkında eserler yazmıştı. Osmanlı hekimleri, bu geleneği sürdürerek musikiyi tedavi yöntemleri arasına kattı.
Evliya Çelebi'nin anlatımı
On yedinci yüzyılda Edirne'yi ziyaret eden ünlü seyyah Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde darüşşifayı ayrıntılı olarak anlatır. Evliya Çelebi, darüşşifada hastalara haftada birkaç kez musiki dinletildiğini yazar. Ona göre darüşşifada musikişinaslar, farklı makamlarda eserler çalarak hastaları rahatlatıyordu.
Evliya Çelebi, ayrıca darüşşifada hastalara güzel yemekler verildiğini, odaların temiz tutulduğunu ve hastalara iyi bakıldığını anlatır. Evliya Çelebi'nin anlatımları, bazen abartılı olmakla eleştirilse de darüşşifanın işleyişi hakkında değerli bilgiler sunar.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA Edirne Darüşşifası'nda musikiyle tedavinin bugünkü anlamda bilimsel bir yöntem olarak uygulandığı sıkça söylenir. Oysa bu uygulama, dönemin tıp anlayışına ve inançlarına dayanıyordu. Musikinin farklı makamlarının farklı hastalıklara iyi geldiği düşüncesi, bugünkü bilimsel yöntemlerle kanıtlanmış bir düşünce değildir. Ancak musikinin hastaları rahatlatıcı etkisi, bugün de çeşitli tedavi yaklaşımlarında kabul görmektedir.
Darüşşifanın çalışanları
II. Bayezid'in vakfiyesi, darüşşifanın çalışanlarını ayrıntılı olarak belirtir. Darüşşifada başhekim, hekimler, göz hekimi, cerrahlar, eczacılar, hastabakıcılar, aşçılar ve temizlik görevlileri çalışıyordu. Ayrıca musikişinaslar da darüşşifanın kadrosunda yer alıyordu.
Başhekim, darüşşifanın yönetiminden ve hastaların tedavisinden sorumluydu. Hekimler, hastaları muayene ediyor ve tedavi ediyordu. Eczacılar, şifalı bitkilerden ilaçlar hazırlıyordu. Hastabakıcılar ise hastaların günlük bakımıyla ilgileniyordu.
Vakfiye, ayrıca çalışanların nasıl davranması gerektiğini de belirtir. Çalışanların hastalara karşı nazik ve şefkatli olmaları, onların ihtiyaçlarını karşılamaları ve onlara iyi bakmaları isteniyordu. Bu kurallar, Osmanlı'nın hastalara verdiği önemi gösterir.
Tıp medresesi
Külliyede, darüşşifanın yanında bir de tıp medresesi bulunuyordu. Bu medresede hekim adayları eğitim görüyordu. Öğrenciler, teorik derslerin yanı sıra darüşşifada hastaları tedavi eden hekimlerin yanında pratik eğitim alıyordu. Bu yöntem, bugünkü tıp fakültelerinin eğitim hastanelerine benzer bir yapı oluşturuyordu.
Darüşşifanın sonraki dönemleri
Darüşşifa, yüzyıllar boyunca hizmet vermeye devam etti. Ancak on dokuzuncu yüzyılda yapı, çeşitli savaşlar sırasında hasar gördü. 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Edirne'nin işgali ve sonraki Balkan Savaşları, yapının zarar görmesine neden oldu. Yirminci yüzyılın başlarında darüşşifa, hastane olarak kullanılmaz hâle geldi. Sağlık Müzesi'nde bir medrese odası canlandırmasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Sağlık müzesi
Yirminci yüzyılın sonlarında darüşşifa, Trakya Üniversitesi tarafından restore edildi. 1997'de yapı, sağlık müzesi olarak ziyaretçilere açıldı. Müzede, darüşşifanın tarihini, Osmanlı tıbbını ve musikiyle tedavi uygulamasını anlatan sergiler bulunur. Müzenin odalarında, hekimlerin hastaları tedavi ettiği ve musikişinasların hastalara musiki dinlettiği sahneler canlandırılmıştır.
Müze, 2004'te Avrupa Konseyi'nin Avrupa Müze Ödülü'nü kazandı. Bu ödül, müzenin uluslararası alanda tanınmasını sağladı. Bugün müze, her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlamaktadır.
Tarih notu
Kronoloji 1484–1488: II. Bayezid Külliyesi'nin yapılması
17. yüzyıl: Evliya Çelebi'nin darüşşifayı ziyareti ve anlatımı 1877–1878: Osmanlı-Rus Savaşı ve yapının hasar görmesi
20. yüzyıl başı: Darüşşifanın hastane olarak kullanılmaz hâle gelmesi 1997: Sağlık müzesi olarak açılması
2004: Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü
Su sesinin ve makamın şifa sayıldığı bir hastane
EdirneII. Bayezid Darüşşifası, Osmanlı'nın sağlık hizmetlerine verdiği önemi gösteren en güzel örneklerden biridir. Bu hastane, bir vakıf tarafından finanse ediliyor ve hastalara ücretsiz hizmet veriyordu. Vakfiyedeki ayrıntılı kurallar, hastaların bakımına ve çalışanların davranışlarına ne kadar önem verildiğini gösterir.
Darüşşifanın mimarisi ve musikiyle tedavi uygulaması, Osmanlı tıp anlayışının bütüncül bir yaklaşıma sahip olduğunu gösterir. Bu anlayışa göre insanın sağlığı, yalnızca bedeniyle değil, aynı zamanda ruhuyla da ilgiliydi. Su sesi, musiki, temiz hava ve bahçeler, tedavinin bir parçası olarak görülüyordu.
Bugün sağlık müzesi olarak hizmet veren darüşşifa, Osmanlı tıp tarihinin önemli bir hatırasını yaşatıyor. Müzeyi ziyaret edenler, beş yüz yıl önce burada hastaların nasıl tedavi edildiğini görebiliyor ve Osmanlı'nın sağlık anlayışı hakkında bilgi edinebiliyor. Darüşşifanın hikâyesi, tıbbın yalnızca bir bilim değil, aynı zamanda bir şefkat sanatı olduğunu da hatırlatıyor. Tunca kıyısındaki bu kubbeli salon, hastalığı yalnızca bedende değil insanın bütününde arayan bir anlayışın taşa dönüşmüş hâli olarak ziyaretçilerini karşılamaya devam ediyor. Bu yapı, bir sultanın vakfiyesine yazdırdığı şefkat kurallarının yüzyıllar sonra bile okunabildiği ender belgelerden biridir.