Giriş yap
🏺 Anunnaki

Tiamat ve meclis: Evrenin ilk muhalefet partisi

Bir kurumun içinde bölünme yaşandığını düşünün. Bir grup üye, yönetimin kararlarından rahatsız. Bir akşam ayrı bir odada toplanıyorlar. Kendi başkanlarını seçiyorlar, kendi kararlarını alıyorlar. Artık iki meclis var: biri resmi, diğeri karşı.

Enuma Eliş'in ilk tabletleri, bu tür bir bölünmenin evrendeki ilk örneğini anlatıyor. Tiamat'ı kurutulmuş balık benzetmesiyle, Kingu'yu da kader tabletiyle bu seride anlatmıştım. Bu kez Tiamat'ı bir karşı meclisin kurucusu olarak okumak istiyorum. Çünkü Enuma Eliş'te tanrıların meclisi tek değil; karşısında bir başkası daha var.

İlk istişare: Apsu, Mummu ve Tiamat

Enuma Eliş'in ilk sahnelerinden biri, evrenin ilk toplantısı sayılabilir. Genç tanrılar doğmuş ve gürültü yapıyorlar. Tiamat'ın karnında dans ediyor, bağırıyor, Apsu'yu rahatsız ediyorlar. Apsu, veziri Mummu'yu yanına alıyor ve Tiamat'ın karşısına çıkıyor.

Üçü oturuyor ve genç tanrılar hakkında konuşuyor. Apsu, bir karar öneriyor: Onların yollarını yok edeceğim, gündüz rahat edeyim, gece uyuyayım. Mummu, efendisini destekliyor: Evet babam, onları yok et. Ama Tiamat öfkeleniyor ve bağırıyor: Neden kendi yarattığımızı yok edelim? Yolları can sıkıcı, ama sabırla katlanalım.

Bu sahne, bence Mezopotamya edebiyatının en ilginç anlarından biri. Evrendeki ilk toplantı, bir yok etme önerisi üzerine yapılıyor ve o öneriye ilk itiraz eden kişi, bir anne. Tiamat, burada canavar değil, merhametli bir ebeveyn. Siz Tiamat'ın bu sözlerini okuduğunuzda, onun daha sonra kötü karakter olacağını tahmin eder miydiniz?

Ea'nın büyüsü ve Apsu'nun ölümü

Apsu, Tiamat'ın itirazına rağmen planından vazgeçmiyor. Ama Ea, bu planı öğreniyor. Bir büyü hazırlıyor, Apsu'yu uyutuyor ve onu öldürüyor. Mummu'yu da bağlıyor. Sonra Apsu'nun üzerine kendi evini kuruyor. Abzu yazısında bu evin adını ve Eridu'daki karşılığını anlatmıştım.

Burada meclis açısından önemli bir nokta var. Ea, Apsu'yu öldürmeden önce kimseye danışmıyor. Genç tanrıların meclisini toplamıyor, bir karar almıyor. Tek başına hareket ediyor. Bu, Enki yazısında anlattığım bağımsız tavrının bir başka örneği. Ama bu kez sonuçları çok daha büyük.

Çünkü Apsu'nun ölümü, Tiamat'ı değiştiriyor. Eşinin öldürülmesine rağmen ilk başta harekete geçmiyor. Ama sonra başka tanrılar ona geliyor.

Kışkırtıcılar

Enuma Eliş'te Tiamat'ın fikrini değiştiren, bir grup tanrı. Bunlar, Anu'nun yarattığı rüzgarlardan rahatsız olan tanrılar. Marduk'un doğumundan sonra Anu ona dört rüzgar veriyor ve Marduk bu rüzgarlarla oynuyor. Tiamat'ın içinde dalgalar kabarıyor. Tanrılar ne uyuyabiliyor ne dinlenebiliyor.

Bu tanrılar Tiamat'a gidiyor ve onu suçluyorlar. Eşin Apsu öldürüldüğünde sen yanında durmadın, diyorlar, şimdi bizi de rahat bırakmıyorlar. Sen bir anne değil misin? Bize acımıyor musun?

Bu sahnede ilginç bir ironi var. Tiamat ilk toplantıda gürültüye katlanmayı öneren tanrıçaydı. Şimdi gürültüden rahatsız olan tanrılar, onu harekete geçmeye zorluyor. Anneliği, bu kez merhamet için değil, intikam için çağrılıyor.

Ve Tiamat ikna oluyor. Savaşa hazırlanıyor.

Karşı meclisin kuruluşu

Tiamat'ın ilk işi, bir ordu kurmak. On bir canavar doğuruyor: zehirli yılanlar, ejderhalar, aslan iblisleri, akrep adamlar, balık adamlar ve daha fazlası. Tiamat yazısında bu yaratıkları anlatmıştım.

Ama sonra çok daha önemli bir şey yapıyor. Tanrıların arasından Kingu'yu seçiyor ve onu yükseltiyor. Enuma Eliş, bunu meclis diliyle anlatıyor. Tiamat Kingu'ya şöyle diyor: Seni tanrıların meclisinde yücelttim. Bütün tanrılar üzerindeki egemenliği senin eline verdim. Ve ona kader tabletini veriyor, göğsüne bağlıyor.

Bu, bir karşı meclisin kuruluşu. Tiamat, kendi tarafındaki tanrılardan bir meclis oluşturuyor, onlara bir başkan atıyor ve başkana kader tabletini veriyor. Yani artık iki meclis var: Anşar'ın başkanlığındaki genç tanrıların meclisi ve Tiamat'ın kurduğu, Kingu'nun başkanlığındaki karşı meclis.

Kingu yazısında kader tabletinin bu el değiştirmesini anlatmıştım. Burada ilginç olan, Tiamat'ın kendisinin başkan olmaması. Bir başkan atıyor, ama kendisi arka planda kalıyor. Bu, bir kurucunun ya da bir hamının tavrı.

Elçiler ve geri dönüşler

Anşar, Tiamat'ın hazırlıklarını öğrenince endişeleniyor. Önce Ea'yı gönderiyor. Ea, Tiamat'ın gücünü görünce geri dönüyor. Sonra Anu'yu gönderiyor. Anu da Tiamat'ın karşısında duramıyor ve geri dönüyor. Anşar'ın yazısında bu çaresizliği anlatmıştım.

Bu sahnede genç tanrıların meclisi kriz içinde. İki büyük üyesi, Ea ve Anu, görevlerinde başarısız oluyor. Meclis bir lider arıyor. Ve sonunda Marduk ortaya çıkıyor, Marduk yazısında anlattığım şartlı pazarlıkla.

İki meclisin karşılaştırması burada çok anlamlı. Tiamat'ın meclisi tek bir kişinin iradesiyle kuruluyor; başkanı o seçiyor, tableti o veriyor. Anşar'ın meclisi ise bir krizle karşı karşıya, uzun tartışmalar yapıyor, elçiler gönderiyor ve sonunda bir pazarlıkla bir lider seçiyor. Birinde hızlı ama tek kişilik bir karar, ötekinde yavaş ama kolektif bir süreç.

Ve Enuma Eliş'in sonunda kazanan, yavaş ve kolektif olan. Bu bir siyasi mesaj mı? Belki. Babil'in rahipleri, kendi kurumlarının, yani tanrılar meclisinin ve onun Marduk'a verdiği yetkinin, kaosa karşı zafer kazandığını anlatıyor.

Savaştan sonra karşı meclisin üyeleri

Marduk, Tiamat'ı öldürdükten sonra karşı meclisin üyeleriyle ne yapıyor? Enuma Eliş'e göre Tiamat'ın yanındaki tanrılar kaçmaya çalışıyor, ama Marduk onları ağına alıyor ve bağlıyor. Silahlarını kırıyor. On bir canavarı zincire vuruyor. Kingu'yu da yakalıyor ve kader tabletini ondan alıyor.

Sonra, Mami yazısında da değindiğim gibi, Kingu'nun kanından insanlar yaratılıyor. Ama karşı meclisin diğer üyeleri affediliyor. Marduk, onların cezasını insanlara aktarıyor: Tanrıların işini artık insanlar yapacak. Yenilen tanrılar özgürlüklerini kazanıyor.

Bu, Mezopotamya'nın siyasi düşüncesi açısından çok ilginç. Muhalefetin lideri cezalandırılıyor, ama üyeleri affediliyor ve yeni düzene dahil ediliyor. Bir tür genel af. Sizce bu akıllıca bir siyaset mi? Yoksa sadece insanları işçi olarak yaratmak için bir bahane mi?

Akitu'da okunan savaş

Enuma Eliş'in bir masa başı metni olmadığını da hatırlatmak gerekiyor. Seleukos dönemine ait bir ritüel metni, Babil'deki yeni yıl bayramının dördüncü gününde rahibin Enuma Eliş'i baştan sona okuduğunu söylüyor. Yani iki meclisin savaşı, her yıl Esagila'da yüksek sesle anlatılıyordu.

Bunu düşününce Tiamat'ın karşı meclisi başka bir anlam kazanıyor. Her yılın başında, kaosun örgütlendiği ve yenildiği hikaye yeniden dinleniyordu. Belki de bu okuma, yeni yılın düzeninin bir kez daha kurulması gibi hissediliyordu. Tiamat her yıl yeniden ayaklanıyor, Kingu her yıl yeniden başkan seçiliyor ve her yıl yeniden yeniliyordu. Muhalefetin yenilgisi, bir defalık bir olay değil, yıllık bir tören.

Sitchin'in karşı meclisi

Sitchin'in anlatısında Tiamat bir gezegen, karşı meclis ise onun uyduları. Kingu, Tiamat'ın en büyük uydusu; sonradan Ay oluyor. Sitchin, Tiamat'ın on bir canavarını Tiamat'ın uyduları olarak yorumluyor. Marduk, yani Nibiru, Tiamat'a çarptığında bu uydular dağılıyor ve bazıları kuyruklu yıldızlara dönüşüyor.

Bu okuma, Enuma Eliş'in meclis dilini tamamen görmezden geliyor. Metinde Tiamat'ın kurduğu yapı, bir uydu sistemi değil, bir siyasi yapı: Tanrılar toplanıyor, bir başkan seçiliyor, egemenlik veriliyor, kader tableti göğse bağlanıyor. Bunlar, Mezopotamya'nın siyasi ve hukuki pratiklerinin dili. Sitchin bu dili gök mekaniği diline çeviriyor, ama çeviri sırasında metnin asıl söylediğini kaybediyor.

Akademik yorum, Tiamat'ın karşı meclisini, düzene karşı kaosun örgütlenmesi olarak görüyor. Ama kaosun da bir düzeni var: bir meclisi, bir başkanı, bir tableti. Bu, Mezopotamya düşüncesinde kaosun bile düzenin diliyle anlatıldığını gösteriyor.

Forumlarda Tiamat'ın tarafı

Türkçe forumlarda Tiamat, son yıllarda bir tür sempati kazanmış durumda. Bir mitoloji forumunda biri, Tiamat'ın aslında haklı taraf olduğunu, eşini öldüren genç tanrılara karşı kendini savunduğunu yazmıştı. Bir başka katılımcı, bu okumanın Enuma Eliş'in kendi niyetine ters olduğunu, ama modern okurların metni farklı okumasının da meşru olduğunu eklemişti.

İngilizce bir forumda ise iki meclisin karşılaştırması yapılmıştı. Bir kullanıcı, Tiamat'ın meclisinin bir otokrasi, Anşar'ın meclisinin bir temsili sistem olduğunu öne sürmüştü. Bir başkası, bu karşılaştırmanın fazla modern olduğunu, Anşar'ın meclisinin de sonunda tüm yetkiyi tek bir tanrıya, Marduk'a verdiğini hatırlatmıştı. Bu itiraz bence çok yerinde.

SohbeX teorisi: Kaosun kurumsallaşması

Bu kısım spekülasyon. Belki Enuma Eliş'in yazarları, kaosu bir meclis olarak anlatarak bir uyarıda bulunuyordu: Düzene karşı olan güçler de örgütlenebilir, kendi kurumlarını kurabilir. Kaos, sadece dağınıklık değil, alternatif bir düzen de olabilir. Ve bu alternatif düzenle başa çıkmanın yolu, onu dağıtmak değil, üyelerini yeni düzene katmak. Bu okumanın açık bir metin dayanağı yok; sadece iki meclisin anlatımını karşılaştırınca akla gelen bir düşünce.

Kapanırken

Tiamat'ı düşündüğümde, ilk toplantıda "kendi yarattığımızı neden yok edelim" diyen anneyi hatırlıyorum. Sonra da kendi meclisini kurup savaşa hazırlanan tanrıçayı.

Sizce bir anneyi savaşa sürükleyen şey neydi? Eşinin ölümü mü, çocuklarının şikayetleri mi, yoksa sabrının sonunda tükenmesi mi?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap