Giriş yap
🏺 Anunnaki

Tiamat'ın bedeni: Bir annenin ikiye bölünmesi ve göğün kuruluşu

"Onu kurutulmuş bir balık gibi ikiye ayırdı." Babil yaratılış destanı Enuma Eliş'in dördüncü tabletindeki bu satır, ilk okuduğumda beni bir süre durdurmuştu. Bir anne tanrıçanın bedeninden göğün ve yerin yapılması. Bu kadar sert, bu kadar fiziksel bir yaratılış sahnesi. Tiamat hakkında yazmak bu yüzden benim için kolay değil. Onu ya bir canavar olarak ya da bir gezegen olarak anlatan sayısız yazı var. Ben ise onu, kendi hikâyesinin içinde anlamaya çalışmak istiyorum.

Tabletlerin bulunuşu

1872'de British Museum'da çalışan genç bir gravürcü ve kendi kendini yetiştirmiş bir Asurolog olan George Smith, Ninova'dan getirilmiş tabletler arasında Gılgamış Destanı'nın tufan bölümünü buldu. Bu keşif büyük bir sansasyon yarattı. Smith birkaç yıl sonra, 1876'da, "The Chaldean Account of Genesis" adlı kitabını yayımladı. Bu kitapta Enuma Eliş'in parçaları da vardı. Batı dünyası ilk kez, Tevrat'taki yaratılış hikâyesinden daha eski bir yaratılış anlatısıyla tanışıyordu.

Enuma Eliş'in tabletleri büyük ölçüde Asurbanipal'in Ninova'daki kütüphanesinden çıktı. Daha sonra Assur, Kiş, Sultantepe ve Uruk'tan da kopyalar bulundu. Metin yedi tabletten oluşuyor ve yaklaşık bin satır. Bugün en kapsamlı akademik baskısı W. G. Lambert'in 2013'te yayımlanan "Babylonian Creation Myths" adlı eseri.

Başlangıçta

Destan, adını aldığı satırla başlıyor: "Enuma eliş la nabu şamamu", yani "Yukarıda gök henüz adlandırılmamışken." Aşağıda yerin de bir adı yoktu. Sadece iki su vardı: Tatlı su Apsu ve tuzlu su Tiamat. Bu iki su birbirine karışıyordu. Ve bu karışımdan tanrılar doğmaya başladı.

Burada çok önemli bir ayrıntı var: Tiamat başlangıçta bir canavar değil. O, ilk tanrıları doğuran annedir. Lahmu ve Lahamu, Anşar ve Kişar, sonra Anu, sonra Ea. Tanrıların ilk kuşakları onun bedeninden çıkıyor. Bu doğum, bir yıkım değil, bir başlangıç.

Gürültü

Sorun gürültüyle başlıyor. Genç tanrılar Tiamat'ın karnında dans ediyor, gürültü yapıyor. Apsu uyuyamıyor. Bu satırı her okuduğumda gülümsüyorum: Evrenin ilk çatışması, çocukların gürültüsü yüzünden çıkıyor. Apsu, veziri Mummu ile birlikte genç tanrıları yok etmeye karar veriyor.

Tiamat ise buna karşı çıkıyor. "Neden yarattığımız şeyi yok edelim? Davranışları rahatsız edici, ama sabırla katlanalım." Bu cümle çok önemli. Tiamat'ın ilk tavrı, çocuklarını korumak. Öfkelenen ve yok etmek isteyen o değil, Apsu.

Ama genç tanrılardan Ea, Apsu'nun planını öğreniyor. Bir büyüyle Apsu'yu uyutuyor ve öldürüyor. Apsu'nun cesedinin üzerine kendi evini kuruyor. Ea'nın bu evdeki oğlu, Marduk, işte burada doğuyor.

Tiamat'ın dönüşümü

Bu noktada Tiamat'ın tutumu değişiyor. Kocası öldürülmüş. Üstüne üstlük Anu, torunu Marduk'a oynaması için dört rüzgâr veriyor ve bu rüzgârlar Tiamat'ı rahatsız ediyor. Bazı yaşlı tanrılar Tiamat'a gidiyor ve onu kışkırtıyor: "Apsu öldürüldüğünde sen yanında durmadın. Şimdi biz de uyuyamıyoruz. Sen bizim annemiz değil misin?"

Tiamat kendini savaşa hazırlıyor. On bir canavar doğuruyor: Zehirli yılanlar, ejderhalar, aslan iblisler, akrep adamlar, balık adamlar, boğa adamlar. Bu yaratıkların birçoğu Mezopotamya sanatında ayrı ayrı koruyucu figürler olarak da karşımıza çıkıyor. Ordusunun başına yeni eşi Kingu'yu geçiriyor ve ona Kader Tabletleri'ni veriyor.

Bu dönüşüm bana çok insani geliyor. Önce sabırla çocuklarını koruyan bir anne, kocası öldürüldükten ve tekrar tekrar kışkırtıldıktan sonra savaşan birine dönüşüyor. Destan Tiamat'ı kötü bir karakter olarak sunuyor, ama satır aralarını okuyunca onun da haklı olduğu noktalar görüyorum.

Savaş

Tanrılar korkuyor. Ea gidiyor, geri dönüyor. Anu gidiyor, geri dönüyor. Hiçbiri Tiamat'la yüzleşmeye cesaret edemiyor. Sonunda Marduk öne çıkıyor ve bir şart koşuyor: Eğer Tiamat'ı yenerse, tanrıların kralı olacak ve kaderleri o belirleyecek. Tanrılar bir ziyafette bira ve şarap içip bu şartı kabul ediyor. Destanda tanrıların sarhoşken bu kararı vermesi bence çok ironik bir ayrıntı.

Marduk silahlarını hazırlıyor: yay, ok, sopa, ağ ve yedi rüzgâr. Fırtına arabasına biniyor. Tiamat'la karşılaşıyor. Tiamat ağzını açıyor, Marduk kötü rüzgârı onun ağzına gönderiyor, karnı şişiyor ve ağzını kapatamıyor. Marduk bir ok atıyor, ok Tiamat'ın karnını yarıyor, içine girip yüreğini deliyor.

Kurutulmuş balık

Şimdi o satıra geliyoruz. Marduk Tiamat'ın cesedini inceliyor ve "kurutulmuş bir balık gibi" ikiye ayırıyor. Bir yarısını yukarı kaldırıp gök yapıyor ve suların dışarı çıkmaması için bir sürgü ve bekçiler koyuyor. Diğer yarısından yeri yapıyor. Tiamat'ın gözlerinden Dicle ve Fırat akıyor. Memelerinden dağlar yükseliyor. Kuyruğunu gökyüzüne bağlıyor.

Bu imge, Mezopotamya'nın coğrafyasıyla çok uyumlu. İki nehir, bir annenin gözlerinden akan gözyaşı gibi. Kurutulmuş balık benzetmesi de bir Mezopotamyalı için çok tanıdık bir görüntü; balıkçılar balıkları ortadan ikiye ayırıp güneşte kuruturdu. Destan, kozmik bir olayı gündelik bir mutfak sahnesiyle anlatıyor.

On bir canavarın sonrası

Destanda Marduk, Tiamat'ı yendikten sonra onun on bir canavarını öldürmüyor. Onları bağlıyor ve heykellerini Apsu'nun kapısına koyuyor, "unutulmasın diye." Bu ayrıntı bana çok şey anlatıyor. Yenilen düşman yok edilmiyor, düzenin bekçisine dönüştürülüyor. Mezopotamya saraylarının ve tapınaklarının kapılarındaki koruyucu figürler, balık pelerinli apkallu'lar, aslan başlı ugallu'lar, akrep adamlar, belki de tam olarak bu fikrin taşa dökülmüş halleri. Ninova sarayının kapısından geçen biri, bir zamanlar Tiamat'ın ordusunda savaşmış yaratıkların artık kralı koruduğunu biliyordu.

Tehom: İbranicedeki yankı

Tevrat'ın ilk satırlarında "derin suların yüzünde karanlık vardı" deniyor. Buradaki "derin sular" İbranicede "tehom". Birçok dilbilimci, tehom kelimesinin Akkadca Tiamat'la aynı Sami kökten geldiğini kabul ediyor. Ama bu, Tevrat'ın doğrudan Enuma Eliş'ten alındığı anlamına gelmiyor. Tehom, Tevrat'ta bir tanrıça değil, kişiliği olmayan bir su. Bu fark çok önemli.

Bazı araştırmacılar ise Mezmurlar ve Eyüp kitabındaki Rahab ve Leviathan gibi deniz canavarlarının, eski bir "tanrının denizle savaşı" motifinin izlerini taşıdığını düşünüyor. Bu motif sadece Mezopotamya'da değil, Ugarit'te de var: Baal'ın deniz tanrısı Yam'la savaşı. Yani Tiamat'ın hikâyesi, Doğu Akdeniz'in ortak bir hikâye havuzunun parçası olabilir.

Tiamat ejderha mıydı?

Popüler kültürde Tiamat çoğunlukla bir ejderha olarak gösteriliyor. Dungeons and Dragons oyunundaki beş başlı ejderha Tiamat bunun en bilinen örneği. Ama Enuma Eliş'te Tiamat'ın bedeninin nasıl olduğu açıkça tarif edilmiyor. Gözleri, memeleri, karnı, kuyruğu, ağzı, boynu var. Bir kuyruğunun olması bazı araştırmacıları onu bir yılan ya da ejderha olarak düşünmeye yöneltiyor, ama Lambert gibi uzmanlar, metnin Tiamat'ı açıkça bir canavar olarak betimlemediğini, daha çok bir deniz olarak düşündüğünü vurguluyor.

Asur kabartmalarında bazen bir tanrının bir ejderhayla savaştığı sahneler görülüyor ve bunlar Tiamat'la Marduk'un savaşı olarak yorumlanıyor. Ama bu yorumun da kesinliği tartışmalı. British Museum'daki ünlü Ninurta kabartması, bazı yayınlarda yanlışlıkla Marduk ve Tiamat olarak etiketlenmişti.

Sitchin'in Tiamat'ı

Sitchin'in en bilinen iddialarından biri, Enuma Eliş'in aslında güneş sisteminin oluşumunu anlattığı. Ona göre Tiamat, Mars ile Jüpiter arasında bulunan büyük bir gezegendi. Nibiru, yani Marduk, güneş sistemine girerken uydularıyla Tiamat'a çarptı. Tiamat'ın bir yarısı parçalanarak asteroit kuşağını oluşturdu, diğer yarısı yeni bir yörüngeye itilerek Dünya oldu. Kingu ise Ay.

Bu yorum, birçok okuyucuya çok heyecan verici geliyor ve forumlarda en çok paylaşılan Anunnaki teorisi muhtemelen bu. Ama birkaç ciddi sorun var. Birincisi, Babil astronomisinde Marduk'un gezegeni Jüpiter'di ve Babil gökbilimcileri Jüpiter'i yüzlerce yıl boyunca dikkatle gözlemleyip kaydettiler. İkincisi, asteroit kuşağının toplam kütlesi, bir gezegeni oluşturamayacak kadar küçük; Ay'ın kütlesinin yaklaşık yüzde dördü kadar. Üçüncüsü, Enuma Eliş'te Tiamat'tan yapılan şey Dünya değil, gök ve yer birlikte. Gökkubbe ve yeryüzü, Tiamat'ın iki yarısı.

Forumlarda Tiamat

Türkçe forumlarda Tiamat konusu genelde iki uç arasında gidip geliyor. Bir tarafta "Sümerler gezegen çarpışmasını biliyordu" diyenler, diğer tarafta "bunlar sadece masal" diyenler. Arada kalan sesler daha az duyuluyor. Bir Ekşi Sözlük girdisinde biri, Enuma Eliş'in Babil'in siyasi propagandası olduğunu ve Marduk'un yükselişini meşrulaştırmak için yazıldığını yazmıştı. Bu yorum akademik olarak da güçlü bir yorum.

İngilizce forumlarda ise Tiamat son yıllarda feminist okumaların da konusu. Bazı yazarlar, Tiamat'ın öldürülmesini ataerkil düzenin ana tanrıça kültlerini bastırmasının bir alegorisi olarak görüyor. Bu okuma, Nammu yazısında da değindiğim gibi, düşündürücü ama dikkatli kullanılması gereken bir okuma.

Kendi sorum

Enuma Eliş'i her okuduğumda kendime şunu soruyorum: Bir uygarlık neden kendi yaratılış hikâyesinde bir annenin öldürülmesini anlatır? Belki de çünkü düzen, kaosu yenmekle kurulur diye düşünüyorlardı. Ve kaos da, her şeyin kaynağı olan ilk sulardı.

Siz Tiamat'ı nasıl görüyorsunuz? Yenilmesi gereken bir canavar mı, haksızlığa uğramış bir anne mi, yoksa sadece bir deniz mi? Ben her okuyuşumda farklı bir cevap veriyorum ve bunun destanın gücü olduğunu düşünüyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap