Takvimimizdeki çoban: Temmuz ayı ve Dumuzi'nin rüyası
Bir gün takvime bakarken aklıma geldi: Türkçede yaz ortasındaki aya "Temmuz" diyoruz. Bu kelime nereden geliyor? Cevap beni dört bin yıl geriye, bir çobanın kâbusuna götürdü. Temmuz, Süryanice ve Arapça üzerinden bize gelen bir ay adı ve kökeni Mezopotamya'daki Tammuz ayına, yani Sümer çoban tanrısı Dumuzi'ye dayanıyor. Her yaz ortasında, farkında olmadan, ölen bir tanrının adını anıyoruz.
Dumuzi kimdir?
Sümercede adı Dumuzi, Akkadcada Duzu ya da Tammuz. Adının anlamı "iyi oğul" ya da "sadık oğul" olarak çevriliyor. Çobanların tanrısıydı; koyunların, sütün, tereyağının, yani sürünün verdiği her şeyin tanrısı. İnanna'nın kocası olarak tanınıyor, ama bu evlilik mitolojideki en hüzünlü ilişkilerden biri.
Dumuzi'nin annesi Duttur, bir koyun tanrıçası. Kız kardeşi Geştinanna, üzüm asmasının ve şarabın tanrıçası olarak biliniyor ve rüya yorumcusu. Bu aile tablosu bana bir çoban ailesinin tablosu gibi geliyor: anne koyun, oğul çoban, kız kardeş bağcı. Tanrılar burada saraylarda değil, ağıllarda yaşıyor.
Kral listesinde iki Dumuzi
Sümer Kral Listesi'nde Dumuzi adında iki kral var. Biri, tufandan önce Bad-tibira kentinde hüküm süren "çoban Dumuzi". Diğeri ise tufandan sonra Uruk'ta, Gılgamış'tan hemen önce hüküm süren "balıkçı Dumuzi". Tanrı Dumuzi'nin bir zamanlar gerçek bir kral olup olmadığı tartışılıyor. Bazı araştırmacılar, eski bir kralın tanrılaştırılmış olabileceğini düşünüyor. Lugalbanda ve Gılgamış için de benzer bir süreç söz konusu.
Kral listesindeki rakamlar çok büyük. Tufan öncesi krallara on binlerce yıl süren saltanatlar veriliyor. Bu rakamlar forumlarda sık sık "Anunnaki'nin uzun ömürlü olduğunun kanıtı" olarak paylaşılıyor. Akademik okumada ise bu rakamlar, altmışlık sayı sisteminde kurulmuş, simgesel ve şematik değerler; tufan öncesi dönemin mitolojik bir geçmiş olduğunu vurgulamak için kullanılmış.
Kutsal evlilik
Dumuzi ve İnanna arasındaki ilişki, Sümer aşk şiirlerinin büyük bir kısmının konusu. Bu şiirler çok açık, çok sıcak ve bazen bugünkü okur için şaşırtıcı derecede cesur. İnanna, sevgilisini beklerken giyiniyor, annesinin onu görmesinden korkuyor, Dumuzi'yi ağılda düşünüyor. Bir şiirde İnanna kendi bedenini sürülmemiş bir tarlaya benzetiyor ve "kim sürecek benim tarlamı?" diye soruyor. Dumuzi'nin cevabı: "Ben süreceğim."
Bu şiirlerin "kutsal evlilik" denilen bir törende okunduğu düşünülüyor. Bu törende kral, Dumuzi rolünü üstleniyor ve İnanna'nın rahibesiyle simgesel bir evlilik yapıyordu. Amaç ülkenin bereketini sağlamaktı. Ur'un Üçüncü Hanedanı'ndan Şulgi ve Isin kralı İddin-Dagan için yazılmış ilahilerde bu törenden söz ediliyor. Ama törenin gerçekte nasıl yapıldığı, ne kadar fiziksel ne kadar simgesel olduğu akademisyenler arasında hâlâ tartışılıyor.
Çoban mı, çiftçi mi?
Dumuzi'nin İnanna'yla evlenmesi kolay olmadı. "Dumuzi ve Enkimdu" adlı şiirde, İnanna çiftçi tanrısı Enkimdu ile çoban Dumuzi arasında bir seçim yapmak zorunda. İnanna başlangıçta çiftçiyi tercih ediyor. Dumuzi, kendi ürünlerinin çiftçinin ürünlerinden daha değerli olduğunu tek tek sayıyor: "Onun keteni varsa benim yünüm var, onun ekmeği varsa benim sütüm var." Bu tartışmayı Enkimdu yazısında daha ayrıntılı anlatacağım; burada şu kadarını söyleyeyim, sonunda Dumuzi kazanıyor.
Bu hikâye Tevrat'taki Habil ve Kabil hikâyesiyle sık sık karşılaştırılıyor. Orada da bir çoban ve bir çiftçi var ve tanrı çobanın sunusunu tercih ediyor. Ama Sümer versiyonunda kimse ölmüyor; tartışma bir barışla bitiyor ve çiftçi düğüne hediye getiriyor.
Dumuzi'nin rüyası
Dumuzi'nin en etkileyici metni, "Dumuzi'nin Rüyası". Şiir şöyle başlıyor: Dumuzi'nin yüreği gözyaşıyla dolu, bozkıra çıkıyor. Kavalını boynuna asmış, ağıt söylüyor. Bir gece uykuya dalıyor ve bir rüya görüyor. Rüyada sazlar etrafında yükseliyor, bir kamış ona doğru eğiliyor, ikiz kamışlardan biri ondan uzaklaşıyor. Ağaçlar onun etrafında yükseliyor. Kutsal ocağına su dökülüyor, kaymak tasını kaldıranlar onu çivisinden indiriyor. Kupası çivisinden düşüyor. Çoban değneği kayboluyor. Ağıl rüzgâra teslim ediliyor.
Dumuzi uyanıyor ve kız kardeşi Geştinanna'yı çağırıyor, çünkü o rüya yorumcusu. Geştinanna rüyayı tek tek yorumluyor ve sonuç korkunç: Bunlar, Dumuzi'nin ölümünü haber veren işaretler. Galla'lar onu almaya geliyor.
Bu şiir bana Mezopotamya'da rüyaların ne kadar ciddiye alındığını hatırlatıyor. Rüya yorumculuğu bir meslekti ve rüya kitapları vardı. Ama bu şiir aynı zamanda çok kişisel. Ölümünü önceden bilen bir adam ve onu kurtarmaya çalışan bir kız kardeş.
Kaçış
Dumuzi kaçmaya çalışıyor. Geştinanna'ya "sakın yerimi söyleme" diyor. Galla'lar gelip Geştinanna'ya işkence ediyor, ama o kardeşini ele vermiyor. Dumuzi bir arkadaşının evine saklanıyor, ama arkadaşı onu ele veriyor. Dumuzi, Utu'ya yalvarıyor ve ceylana dönüşüyor, ama sonunda kız kardeşinin ağılında yakalanıyor. Şiirin son sahnesinde ağıl yıkık, kupalar kırık, ve "Dumuzi artık yaşamıyor."
Bu metinde arkadaşın ihanetiyle kız kardeşin sadakati arasındaki zıtlık çok güçlü. Galla'ların şöyle bir ifadesi var: "Bir kız kardeşin kardeşini ele verdiği hiç görülmüş mü?" Bu soru, aile bağının Mezopotamya'da ne kadar kutsal sayıldığını gösteriyor.
Yarım yıl
İnanna'nın yeraltına inişinde, İnanna'nın yerine götürülen kişi Dumuzi'ydi. Ama hikâye bir uzlaşmayla bitiyor: Dumuzi yılın yarısını yeraltında, yarısını yeryüzünde geçirecek. Geştinanna onun yerine gidecek. Bu düzenleme, Mezopotamya'daki mevsim döngüsüne çok iyi uyuyor. Yaz ortasında, sıcaktan otlar kururken, sürüler zayıflarken Dumuzi yeraltına iniyor. İlkbaharda, otlar yeşerirken geri dönüyor.
Bu yüzden Tammuz ayı, yaz ortasının ayıydı. O ay boyunca kadınlar Dumuzi için ağıt yakıyordu. Bu ağıtların metinleri de bize ulaştı; çok sayıda Sümerce ağıt Dumuzi'nin ölümünü anlatıyor. Anne Duttur, oğlunu arayan bir koyun gibi bozkırda dolaşıyor.
Tammuz yası sonraki çağlarda
Bu yas geleneği, Mezopotamya uygarlığının sona ermesinden sonra da yaşadı. Ortaçağ'da Bağdatlı yazar İbn Nedim, Harran'daki Sabiilerin Tammuz ayında yaptıkları bir törenden söz ediyor. Bu törene "el-Bugat", yani ağlayan kadınlar bayramı deniyordu. Kadınlar, efendisi tarafından öldürülen ve kemikleri değirmende öğütülen Ta'uz adlı bir tanrı için ağlıyordu. Bu yüzden o ay değirmende öğütülen hiçbir şeyi yemiyorlardı.
Bu bilgi, bir mitin binlerce yıl boyunca nasıl dönüşerek yaşadığını gösteriyor. Ta'uz adı ve öğütülen kemikler, Dumuzi hikâyesinin kendisi değil, ama ondan türemiş bir hikâye gibi görünüyor. Yunan dünyasındaki Adonis kültü de bazı araştırmacılarca Dumuzi'nin uzak bir akrabası olarak görülüyor. Adonis adı Sami dillerindeki "adon", yani efendi kelimesinden geliyor.
Ağıtların dili
Dumuzi için yazılan ağıtlar, Sümercenin "emesal" denilen özel bir lehçesiyle yazılmış. Emesal, "ince dil" ya da "kadın dili" olarak çevriliyor. Mitlerde tanrıçaların konuşmaları ve gala denilen ağıtçı rahiplerin söylediği ilahiler bu lehçeyle yazılıyordu. Yani Dumuzi'nin yası, kelimenin tam anlamıyla ayrı bir sesle söyleniyordu. Bu ağıtlarda tekrarlar çok fazla; aynı satır küçük değişikliklerle defalarca yineleniyor. Yüksek sesle okununca bir tür ninni ya da ilahi gibi bir ritim oluşuyor. Okurken bunu fark ettiğimde metinlerin kâğıt üstünde değil, kulakta yaşamak için yazıldığını daha iyi anladım.
Sitchin'in Dumuzi'si
Sitchin'in anlatısında Dumuzi, Enki'nin en küçük oğlu ve Mısır'da çobanlıkla görevli bir Anunnaki. İnanna ile evlenmesi, Enki ve Enlil soyları arasında bir barış girişimi olarak görülüyor. Dumuzi'nin ölümü ise Sitchin'e göre ağabeyi Marduk'un bir tuzağı. Bu ölüm, Sitchin'in anlattığı "piramit savaşları"nın başlangıç noktalarından biri.
Bu hikâye, eski metinlerde hiç geçmeyen bir olay örgüsüne dayanıyor. Sümer metinlerinde Dumuzi'nin ölümüne neden olan şey Marduk değil, İnanna'nın yeraltından çıkışı ve galla'lar. Marduk'un Sümer edebiyatında Dumuzi ile hiçbir bağlantısı bulunmuyor. Sitchin'in yaptığı, farklı metinlerden ve farklı kültürlerden parçaları birleştirip yeni bir hikâye kurmak. Bu hikâye heyecan verici olabilir, ama metinlerin söylediğiyle aynı şey değil.
Forumlarda Dumuzi
Türkçe forumlarda Dumuzi hakkında en çok sorulan şey, Temmuz ayının adı. Birçok kişi bu bağlantıyı öğrenince şaşırıyor. Bir Ekşi Sözlük girdisinde biri, "ayların adını değiştirelim" diye esprili bir öneri bile yapmıştı. Bir başka girdide ise Hezekiel kitabındaki Tammuz için ağlayan kadınlar konusu tartışılıyordu.
İngilizce forumlarda ise Dumuzi, ölüp dirilen tanrılar konusunun merkezinde. James Frazer'ın "Altın Dal" kitabından beri Dumuzi, Adonis ve Osiris'le birlikte "ölüp dirilen tanrılar" kategorisine konuluyor. Ama son elli yılda birçok araştırmacı bu kategorinin fazla genelleştirici olduğunu, her tanrının kendi bağlamında anlaşılması gerektiğini savundu. Dumuzi gerçekten diriliyor mu? Yarım yılını yeryüzünde geçirmesi bir dirilme mi, yoksa bir döngü mü? Bu soru forumlarda da hâlâ sürüyor.
Kendime not
Bu yaz Temmuz ayında bir otlağın kenarından geçerken, otların sarardığını ve koyunların gölgeye sığındığını gördüm. Aklıma Dumuzi geldi. Sümerli bir çoban da aynı manzaraya bakıp "Dumuzi gitti" diyordu belki.
Size soruyorum: Bir ayın adında saklı bir hikâye olduğunu bilmek, o aya bakışınızı değiştirir mi? Benimkini değiştirdi. Artık her Temmuz'da, sıcakta kavalını boynuna asmış, ağıt söyleyen bir çoban düşünüyorum.
Giriş yap