Giriş yap
🏺 Anunnaki

Susan tanık: Geştinanna, galla iblisleri ve kardeşini ele vermeyen kız

Bir sorguda susmak ne kadar sürer? Bir saat mi, bir gün mü? Geştinanna'nın hikayesinde bu soru bir mit sahnesi olmaktan çıkıp neredeyse bir mahkeme tutanağına dönüşüyor. Rüya yorumcusu olarak onu daha önce yazmıştım. Bu kez onu bir tanık sandalyesinde, işkenceye rağmen konuşmayan biri olarak görmek istiyorum.

Dumuzi'nin rüyası ve kaçış

Sümerce Dumuzi'nin Rüyası metni, çobanın gördüğü kötü bir rüyayla başlıyor. Dumuzi kız kardeşi Geştinanna'yı çağırıyor; o, rüyayı tek tek yorumluyor ve kötü haberi veriyor: galla iblisleri seni almaya geliyor. Dumuzi kaçıyor, saklanıyor, kız kardeşine ve arkadaşına yerini kimseye söylememelerini tembihliyor.

Galla'lar, metinde yeraltının icra memurları gibi tarif ediliyor. Yemek yemiyorlar, su içmiyorlar, hediye kabul etmiyorlar, bir kadının kucağında çocuk sevmiyorlar. Onları kandırmak, rüşvetle durdurmak mümkün değil. Bir mahkeme kararını uygulayan, duygusu olmayan görevliler.

Sorgu

Galla'lar önce Geştinanna'ya geliyor. Metin bu sahneyi kısa ama sert bir dille anlatıyor. Ona Dumuzi'nin yerini soruyorlar. Söylemiyor. Ona işkence ediyorlar; metnin bazı satırları bunu bedene yapılan acı verici eylemlerle tarif ediyor. Yine söylemiyor.

Sonra arkadaşa gidiyorlar. Arkadaş, korkudan ya da rüşvetle, Dumuzi'nin saklandığı yeri söylüyor. Galla'lar onu buluyor. Dumuzi Utu'ya yalvarıyor, ellerini ceylan ayaklarına çevirmesini istiyor, kaçıyor, tekrar yakalanıyor. Hikaye, sonunda ağılın yıkılmasıyla bitiyor.

Bu sahnede beni en çok etkileyen şey, sadakatin iki farklı biçimde sınanması. Kız kardeş susuyor, arkadaş konuşuyor. Metin, bu ikisini hemen yan yana koyuyor. Okura kim olduğunu soruyor gibi.

Tanıklık bir yük

Mezopotamya hukukunda tanık olmak hafife alınacak bir şey değildi. Hammurabi Kanunları'nın ilk maddeleri, yalan tanıklığın cezasını anlatıyor. Bir davada yalan tanıklık eden, davanın konusu ölüm cezası gerektiriyorsa, kendisi de ölümle cezalandırılıyor. Tanığın ağzından çıkan söz, bir insanın hayatını belirleyebiliyordu.

Geştinanna'nın susması, bu açıdan bir tanıklığı reddetmek. Bilgisi var, ama onu yeraltının mahkemesine teslim etmiyor. Hukuki bir dille söylersek, kendi kardeşi aleyhine tanıklık etmeyi reddediyor. Bu tavır, birçok modern hukuk sisteminde yakın akrabaya tanınan bir hakka benziyor. Mezopotamya'da böyle bir hakkın var olduğuna dair bir kanıt yok, ama mit bu düşüncenin duygusal kökünü taşıyor.

Yarım yıl

İnanna'nın İnişi'nin son satırları, bu hikayenin bir sonucunu anlatıyor gibi. Dumuzi yeraltına iniyor, ama Geştinanna onun yerine yılın yarısını orada geçirmeyi kabul ediyor. Yılın bir yarısı kardeş, bir yarısı kız kardeş. Metnin bu bölümü kırık ve okunuşu kesin değil, ama genel kabul gören yorum böyle.

Bu düzenleme, galla'ların icra ettiği kararı ortadan kaldırmıyor; onu bölüşüyor. Geştinanna'nın susması kardeşini kurtarmadı. Ama sonunda bedeli onunla paylaştı. Susan tanık, cezanın yarısını üstlenen ortağa dönüştü.

Kültepe'nin kadınları

Geştinanna'yı düşünürken aklım hep Anadolu'ya, Kültepe'ye gidiyor. Kayseri yakınlarındaki Kaniş karumunda bulunan Eski Asur mektupları, MÖ on dokuzuncu ve on sekizinci yüzyıllara ait. Bu mektupların önemli bir kısmı, Asur'da kalan kadınlar tarafından yazılmış.

Lamassi, bu kadınlardan biri. Kocası Pušu-ken Kaniş'te ticaret yaparken o Asur'da kumaş dokutuyor, siparişleri takip ediyor, aile işlerini yönetiyordu. Mektuplarında kocasına sitem ediyor, para istiyor, kumaşların fiyatını tartışıyor. Klaas Veenhof ve Cécile Michel gibi araştırmacılar, bu kadınların ticaretteki rolünü ayrıntılı olarak inceledi.

Bu kadınların mektuplarında yeminler de var. Bir anlaşmazlıkta tanrı adına yemin etmek, Aššur'un kapısında ya da sembolü önünde tanıklık etmek. Kültepe metinlerinde kadınların hukuki süreçlerin içinde aktif olarak yer aldığı görülüyor. Kardeşler, kız kardeşler, eşler arasında borç, miras, sadakat tartışmaları.

Geştinanna'nın kız kardeş olarak sadakati, bu mektuplarda da yankılanıyor. Bir kız kardeşin kardeşine yazdığı, ailenin onurunu, borcunu, sözünü hatırlattığı mektuplar. Mitin kız kardeşi susuyor; Kültepe'nin kız kardeşleri konuşuyor, ama aynı bağı savunuyor.

Yemin ve tanrılar

Mezopotamya'da bir davada çözüme ulaşılamadığında taraflardan biri yemine çağrılabiliyordu. Yemin, tanrının huzurunda ediliyordu; çoğu zaman tapınakta, bir sembolün önünde. Yalan yere yemin eden, tanrının cezasına çarptırılmayı kabul etmiş oluyordu. Birçok davada tarafların yemin etmekten kaçınıp uzlaşmayı tercih ettiği görülüyor.

Bu ayrıntı bana Geştinanna'nın tavrını farklı bir ışıkta gösteriyor. Susmak, yalan söylemekten farklı. Geştinanna yalan yere yemin etmiyor, Dumuzi'nin başka bir yerde olduğunu iddia etmiyor. Sadece konuşmuyor. Mezopotamya'nın tanrılarına karşı yalan, ağır bir suç. Ama sessizlik, belki de tanrıların da saygı duyduğu bir alan.

Arkadaşın adı

Metinde Dumuzi'yi ele veren arkadaşın adı geçiyor mu? Bazı nüshalarda geçiyor, bazılarında yalnızca "arkadaş" deniyor. Bu belirsizlik bana anlamlı geliyor. İhanet eden, bir kimlikten çok bir rol. Herkesin içinde o arkadaş olma ihtimali var. Geştinanna ise adıyla, soyuyla, kardeşliğiyle anılıyor.

Metin arkadaşın ihanetini uzun uzun yargılamıyor. Galla'lar ona bir ödül teklif ediyor; bazı okumalarda bir nehir dolusu su, bir tarla dolusu tahıl. O kabul ediyor. Anlatıcı bir yorum eklemiyor. Okura bırakıyor. Sümer edebiyatında bu tür sessiz yargılar sık görülüyor; bir sahne anlatılır, ahlaki ders söylenmez.

Ağılın yıkılışı

Hikayenin sonunda galla'lar Dumuzi'nin ağılına giriyor. Süt kapları devriliyor, yayık kırılıyor, kuzular dağılıyor. Metnin son görüntüsü, rüzgarın içinden geçtiği boş bir ağıl. Dumuzi'nin rüyasının başında gördüğü imgeler, bir bir gerçek oluyor.

Bu kapanış bana Geştinanna'nın yorumunun ne kadar doğru çıktığını hatırlatıyor. Rüyayı okuyan oydu. Kötü haberi veren oydu. Susan da oydu. Bilgi sahibi olmak, Mezopotamya mitlerinde sık sık bir yük olarak anlatılıyor. Bilen kişi, sonunda en ağır bedeli ödeyen kişi oluyor.

Kız kardeşin sesi

Sümer ağıtlarında Geştinanna, kardeşinin yasını tutan bir ses olarak öne çıkıyor. Ağıt geleneğinde kadınların sesi merkezde. Emesal adı verilen Sümerce lehçesi, kadın tanrıların ve ağıt okuyan kült görevlilerinin dili olarak kullanılıyordu. Geştinanna'nın sözleri de bu lehçede kayıtlı.

Bu dil ayrımı ilginç bir şeyi hatırlatıyor. Susan tanık, ağıtlarda en çok konuşan figür. Galla'lara karşı ağzını kapatan kadın, kardeşinin ardından sesini bütün kente duyuruyor. Sessizlik ile çığlık, aynı sadakatin iki yüzü.

Ağıtın içindeki dava

Bir ağıt, bazen bir dava dilekçesine benziyor. Geştinanna'nın ağıtlarında kardeşinin haksız yere götürüldüğü, ağılın sebepsiz yere yıkıldığı vurgulanıyor. Kimseye resmi bir suçlama yöneltilmiyor, ama dinleyen herkes bir haksızlığın anlatıldığını anlıyor. Susan tanık, ağıtta bir davacıya dönüşüyor.

Akademik okuma

Bendt Alster, Dumuzi'nin Rüyası üzerine kapsamlı bir çalışma yayımladı. Onun ve diğer araştırmacıların yorumlarına göre metin, Dumuzi kültüyle bağlantılı yas ritüellerinin bir parçası olabilir. Galla'ların gelişi, Dumuzi'nin yakalanışı ve ölümü, her yıl ağıtlarla anılan bir olay.

Geştinanna bu ağıtlarda en çok ağlayan figürlerden biri. Kardeşi için sokaklarda dolaşıyor, onun izini arıyor. Thorkild Jacobsen, Geştinanna'yı üzüm ve şarapla da ilişkilendirdi; adı bazı okumalarda "göğün asması" anlamına geliyor. Bazı araştırmacılar bunu mevsimsel bir döngüyle açıklıyor, ama bu bağlantı tartışmalı.

Sitchin'in Geştinanna'sı

Sitchin'in anlatısında Dumuzi'nin ölümü, Anunnaki arasındaki bir güç mücadelesinin parçası. Marduk'un, Dumuzi'nin ölümünden sorumlu tutulduğu ve bunun Enlil ile Enki soyları arasında bir savaşa yol açtığı bir senaryo kuruyor. Geştinanna bu senaryoda daha çok yan bir figür.

Akademik metinlerde ise Dumuzi'nin ölümünden Marduk'un sorumlu olduğuna dair bir kayıt yok. Sitchin, farklı metinleri birleştirerek kendi anlatısını oluşturuyor. Geştinanna'nın sessizliği, onun anlatısında pek yer bulmuyor. Bana kalırsa, bu sessizlik mitin en insani anı.

Forumlarda Geştinanna

Türkçe forumlarda Geştinanna adı nadiren geçiyor. Bir başlıkta biri, Persephone mitiyle benzerliğini sormuştu: yılın yarısını yeraltında geçiren bir figür. Cevaplar, iki mit arasında doğrudan bir bağ kurmanın zor olduğunu, ama mevsimsel döngü fikrinin birçok kültürde ortaya çıktığını belirtmişti.

İngilizce bir forumda ise Geştinanna'nın sorgu sahnesi tartışılıyordu. Bir kullanıcı, bu sahnenin bir kadının dayanıklılığını anlatan en eski metinlerden biri olabileceğini yazmıştı. Bir başkası, metindeki işkence tasvirlerinin ne kadar gerçek uygulamaları yansıttığını sormuştu. Cevaplar temkinliydi.

SohbeX teorisi: Sessizliğin hukuku

Bu kısım spekülasyon. Geştinanna'nın susması, belki de Mezopotamya'da yazılı olmayan bir hakkın mitsel kaydıydı: yakın akrabaya karşı tanıklık etmeme hakkı. Kanunlarda böyle bir madde yok. Ama mit, toplumun hissettiği ama yazmadığı kuralları bazen saklayabilir. Bunu destekleyen doğrudan bir kanıt bulunmuyor.

Okura soru

Geştinanna'yı düşündüğümde, artık sadece rüya yorumcusunu değil, galla'ların önünde ağzını açmayan, sonra kardeşinin cezasının yarısını omuzlayan bir kız kardeşi görüyorum.

Siz sevdiğiniz biri için susar mıydınız? Ve sizce sadakat, bir şeyi söylemek mi yoksa söylememek mi?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap