Sin ve meclis: Toplantı gününü ay mı belirler?
Bir toplantıya geç kalmanın en kötü yanı, herkesin sizi beklemiş olması değil, toplantının ne zaman olduğunu yanlış bilmeniz. Takvim karışıksa, en iyi niyetli meclis bile toplanamaz. Herkes farklı bir günde, farklı bir yerde bekler.
Mezopotamya'da tanrıların ve insanların takvimini ay belirliyordu. Ay tanrısı Sin, ya da Sümerce adıyla Nanna, ayların başlangıcını, festivallerin zamanını, sunuların gününü belirleyen tanrıydı. Sin'i tutulmalar ve vekil kral ritüeli üzerinden anlatmıştım. Bu kez onu meclisin saat tutucusu olarak düşünmek istiyorum.
Hilalin görüldüğü akşam
Mezopotamya'da her ay, yeni hilalin ilk görüldüğü akşam başlıyordu. Gün batımından sonra batı ufkunda ince bir hilal belirdiğinde, yeni ay başlamış sayılıyordu. Bu yüzden ayların uzunluğu 29 ya da 30 gün arasında değişiyordu.
Bu sistemin bir sonucu, her ayın başlangıcının bir gözleme bağlı olması. Biri gökyüzüne bakmalı, hilali görmeli ve bunu bildirmeliydi. Bulutlu bir akşam, ayın başlangıcını bir gün erteleyebilirdi. Asur dönemine ait mektuplarda, kral sarayına hilalin görülüp görülmediğine dair raporlar gönderildiğini görüyoruz.
Bu bana çok çarpıcı geliyor. Bütün bir imparatorluğun takvimi, birkaç gözlemcinin bir akşam ufka baktığında ne gördüğüne bağlıydı. Sin, her ay yeniden doğuyor ve onun doğuşu, zamanın yeniden başlamasıydı.
Marduk'un aya verdiği talimat
Enuma Eliş'in beşinci tabletinde, Marduk evreni düzenlerken aya bir görev veriyor. Bu sahne, ayın evrelerinin bir talimat olarak sunulduğu nadir metinlerden biri.
Marduk, ayı parlatıyor ve geceyi ona emanet ediyor. Ona, ayın başında boynuzlarla parlamasını, yedinci günde tacın yarısını göstermesini, on beşinci günde ise güneşin karşısında dolunay olarak durmasını söylüyor. Sonra ayın küçülmesi ve kaybolması anlatılıyor.
Bu sahne, takvimin kozmik bir düzenin parçası olduğunu gösteriyor. Ayın evreleri bir rastlantı değil, meclisin başkanı Marduk'un verdiği bir emir. Sin, bu emri her ay yerine getiriyor.
Ama burada ilginç bir gerilim var. Daha eski Sümer geleneğinde Nanna, Enlil'in oğluydu ve kendi başına büyük bir tanrıydı. Enuma Eliş'te ise ay, Marduk'un talimatlarını alan bir memur gibi. Babil teolojisi, Sin'in bağımsızlığını Marduk'un düzeninin altına yerleştirmiş.
Yedinci ve on beşinci gün
Ayın evreleri, kült takviminin de düzenleyicisiydi. Mezopotamya'da ayın belirli günlerinde özel sunular yapılıyordu. Ayın birinci, yedinci ve on beşinci günleri, eşşeşu adı verilen özel günlerdi.
Bu günler, ayın evreleriyle tam olarak örtüşüyor. Yeni hilal, ilk dördün, dolunay. Tapınaklarda bu günlerde ekstra sunular hazırlanıyor, ritüeller yapılıyordu.
Bazı araştırmacılar, bu ay günlerinin İbranice Şabat ile ilişkili olup olmadığını tartışıyor. Akkadçada dolunay günü şapattu adıyla anılıyor ve bu kelimenin Şabat ile ses benzerliği dikkat çekiyor. Ama şapattu bir dinlenme günü değil, dolunay günüydü. Bağlantı olası ama kanıtlanmış değil.
Ayın kayboluşu
Ayın en kritik günü, belki de onun görünmediği gündü. Ay ayının son günlerinde, hilal kaybolur ve bir iki gün boyunca gökyüzünde ay görünmez. Mezopotamyalılar bu günü özel bir kaygıyla karşılıyordu.
Sümerce metinlerde bu güne, ayın yeraltına indiği ya da dinlenmeye çekildiği gün gibi bakılıyordu. Bazı kült takvimlerinde bu gün, ölüler için sunuların yapıldığı bir gündü. Ay tanrısı karanlıkta kaybolurken, ölülerin dünyası ile yaşayanların dünyası arasındaki sınır inceliyordu.
Ur'daki kült takvimini anlatan metinlerde, ayın kayboluş gününde yapılan ritüellerden söz ediliyor. Bu ritüellerde Nanna'ya yas tutulduğu, sonra yeni hilalle birlikte sevinç kutlamaları yapıldığı anlaşılıyor. Her ay, küçük bir ölüm ve yeniden doğuş döngüsü.
Bu bana Dumuzi'nin yıllık yas törenlerini hatırlatıyor. Dumuzi yılda bir kez yeraltına iniyor ve dönüyordu. Ay ise bunu her ay yapıyordu. Mezopotamya'nın zaman anlayışında, ölüm ve dönüş, hem yıllık hem aylık ritimlerle tekrarlanıyordu.
Peki bu kaybolma günü, tanrılar meclisinin takviminde neye karşılık geliyordu? Bazı metinlerde ay tanrısının, kaybolduğu günde yeraltına inip orada ölülerin işlerine hüküm verdiği düşüncesi geçiyor. Ayın son günü, bir hesap günü gibi düşünülmüş olabilir. Bu son nokta, metinlerin parçalı olması yüzünden kesin değil.
Ayın adları
Mezopotamya'da ayların adları da kente göre değişiyordu. Nippur'un, Ur'un, Lagaş'ın kendi ay adları vardı. Ancak Eski Babil döneminden sonra, Nippur takviminin ay adları giderek yaygınlaştı. Nisannu, Ayaru, Simanu, Duzu, Abu, Ululu ve diğerleri.
Bu adların bir kısmı, bugün de yaşıyor. İbrani takviminde Nisan, Tammuz, Av, Elul gibi aylar, Babil takviminin mirası. Türkçede de Temmuz, Eylül, Nisan gibi ay adları, aynı köke dayanıyor. Bir Türkçe konuşan olarak bunu her düşündüğümde biraz şaşırıyorum. Takvimimizin sayfalarında hâlâ Babil'in ayları dolaşıyor.
Artık ay: Kralın kararı
Ay takviminin bir sorunu var. On iki ay ayı, bir güneş yılından yaklaşık on bir gün kısa. Bu fark birikince, aylar mevsimlerden kopmaya başlıyor. Hasat ayı, hasattan önce gelmeye başlıyor. Bir çiftçi toplumu için bu, ciddi bir sorun.
Mezopotamyalılar bu sorunu, belirli yıllara bir artık ay ekleyerek çözüyordu. Ama hangi yıla ay ekleneceğine kim karar veriyordu? Eski Babil döneminde bu karar, kralındı.
Hammurabi'nin Larsa'daki valisi Sin-iddinam'a yazdığı bir mektup, bu durumu çok güzel gösteriyor. Mektupta Hammurabi, yılın bir eksiği olduğunu ve başlamakta olan ayın ikinci Ululu olarak kaydedilmesini söylüyor. Yani kral, takvime bir ay ekliyor ve bunu valisine bildiriyor.
Bu mektup bana çok etkileyici geliyor. Zamanın kendisi, bir kralın emriyle esniyor. Ama kral bu kararı keyfine göre değil, gökyüzünü ve mevsimleri gözlemleyerek veriyordu. Ay tanrısının takvimi ile güneş tanrısının mevsimleri arasındaki uyumu sağlamak, kralın göreviydi.
Sonraki dönemlerde bu süreç düzenli bir sisteme bağlandı. MÖ birinci binyılın ortalarına doğru, Babil gökbilimcileri on dokuz yılda yedi artık ay ekleyen düzenli bir döngü kullanmaya başladı. Artık kralın tek tek karar vermesine gerek kalmamıştı. Takvim, hesaplanabilir hale gelmişti.
MUL.APIN ve gözlemciler
Babil gökbiliminin önemli metinlerinden biri, MUL.APIN adı verilen derleme. Adı, metnin ilk kelimelerinden geliyor: "Saban Yıldızı". Bu derlemede yıldızların listeleri, doğuş tarihleri ve artık ay eklemek için kullanılabilecek kurallar var.
MUL.APIN'in en eski kopyaları MÖ yedinci yüzyıldan, ama içeriği daha eski gözlemlere dayanıyor. Bu metin, Mezopotamya gökbiliminin tanrılar dünyasından nasıl ayrılmadan ilerlediğini gösteriyor. Yıldızlar hem gözlemleniyor hem de tanrılarla ilişkilendiriliyor.
Babil'den çıkan gökbilim günlükleri ise daha da çarpıcı. MÖ yedinci yüzyılın ortalarından başlayarak yüzyıllar boyunca, Babil'deki gözlemciler her gece gökyüzünü kaydetti. Ayın konumunu, gezegenleri, hava durumunu, nehrin seviyesini, hatta pazar fiyatlarını. Bu günlükler, insanlık tarihinin en uzun süreli bilimsel gözlem kayıtlarından biri.
Sitchin'in takvimi
Sitchin, Mezopotamya takvimini Anunnaki'nin bir mirası olarak yorumluyor. Ona göre Nippur takvimi, Anunnaki tarafından insanlara verilmişti. Sitchin, İbrani takviminin başlangıç noktası olan MÖ 3760 yılını, Nippur takviminin başlatıldığı yıl olarak yorumluyor.
Bu iddianın kaynağı, Sitchin'in kendi bağlantı kurma yöntemi. İbrani takviminin MÖ 3760 başlangıcı, geleneksel olarak dünyanın yaratılışının hesaplanmasından geliyor. Bu hesap, Orta Çağ'daki Yahudi bilginlerin İbranice İncil'deki soy kütüklerini toplamasıyla elde edildi. Nippur ile bir bağlantısı, belgelerde görünmüyor.
Akademik yorum, Mezopotamya takviminin yüzyıllar içinde, deneme yanılma ve gözlemle geliştiğini gösteriyor. Hammurabi'nin mektubundaki tek tek kararlardan, düzenli döngülere geçiş, bir icadın değil, uzun bir öğrenme sürecinin sonucu.
Forumlarda ay ve takvim
Türkçe forumlarda Mezopotamya takvimi genellikle "haftanın yedi günü Sümerlerden mi geliyor" sorusuyla gündeme geliyor. Bir tarih forumunda biri, yedi günlük haftanın ayın evrelerinden geldiğini ve Mezopotamya kaynaklı olduğunu öne sürmüştü. Bir başkası, Mezopotamya'da düzenli bir yedi günlük hafta olmadığını, sadece ayın belirli günlerinin özel olduğunu hatırlatmıştı. Bence ikinci yorum daha dikkatli.
İngilizce forumlarda ise 19 yıllık döngü konuşuluyor. Bir kullanıcı, bu döngünün Yunanlı Meton'a atfedilmesinin haksızlık olduğunu, Babillilerin onu daha sistemli kullandığını yazmıştı. Bir başkası, Meton'un döngüyü bağımsız olarak keşfetmiş olabileceğini, ama Babil etkisinin de dışlanamayacağını söylemişti.
SohbeX teorisi: Bulutlu akşamın siyaseti
Bu kısım spekülasyon. Eğer bir ayın başlangıcı, hilalin görülmesine bağlıysa, bulutlu bir akşam ya da yanlış bir rapor, festivallerin ve sunuların tarihini değiştirebilirdi. Belki de bazı gözlemciler, bu belirsizliği siyasi amaçlarla kullandı; bir festivali bir gün erken ya da geç başlatmak, belirli bir kralın ya da tapınağın işine gelebilirdi. Böyle bir manipülasyonu gösteren bir belge bilmiyorum, ama belirsizliğin olduğu her yerde fırsat da olur.
Son söz
Sin'i düşündüğümde, artık sadece gökteki bir ay tanrısı değil, bütün bir uygarlığın zamanını tutan bir saat görüyorum.
Siz en son ne zaman hilali görmek için ufka baktınız? Ve sizce zamanı ölçmenin bir gözleme bağlı olması, onu bugünkü dijital saatlerimizden daha mı kırılgan yapıyordu, yoksa daha mı canlı?
Giriş yap