Giriş yap
🏺 Anunnaki

Sin'in karardığı gece: Tutulma ve vekil kral

MÖ 671 yılının bir gecesi. Asur'un başkenti Ninova'da, saray astrologları gökyüzünü izliyor. Ay yavaş yavaş kararıyor. Bir tutulma. Ve bu tutulma, belirli bir ayda, belirli bir yönden başlıyor. Astrologlar kehanet kitaplarına bakıyor ve sonuç korkunç: Bu tutulma, kralın ölümünü haber veriyor.

Ne yapmalı? Asur'un çözümü, dünya tarihinin en tuhaf ritüellerinden biri. Kral tahtından iniyor. Yerine, sıradan bir adam, bazen bir mahkum ya da akıl hastası, kral olarak oturtuluyor. Bu "vekil kral" birkaç gün ya da hafta boyunca tahtta kalıyor. Gerçek kral ise bir köşede saklanıyor ve "çiftçi" diye anılıyor. Tehlike geçince vekil kral öldürülüyor. Kehanet gerçekleşmiş oluyor: bir kral öldü.

Nanna yazısında Ur'un ay tanrısını, kayığıyla gökyüzünde dolaşan ışığı anlatmıştım. Bugün aynı tanrının Akkadca adıyla, Sin olarak, Asur ve Babil'deki daha karanlık yüzüne bakmak istiyorum: Ay tutulduğunda neler oluyordu?

Ay'ın kehaneti

Babil ve Asur'da ay, en önemli kehanet kaynaklarından biriydi. Enuma Anu Enlil adlı büyük kehanet derlemesi, yetmiş civarında tabletten oluşuyordu ve bunların büyük bir kısmı aya ayrılmıştı. Adad yazısında, bu derlemenin fırtına işaretlerine ayrılmış bölümünden bahsetmiştim.

Ay kehanetleri çok ayrıntılıydı. Ayın ilk görüldüğü gün, hilalin boynuzlarının şekli, ayın etrafındaki hale, ayın rengi. Ve en önemlisi: tutulmalar. Bir tutulmanın hangi ayda gerçekleştiği, hangi saatte başladığı, hangi yönden kararmaya başladığı, ne kadar sürdüğü, hangi yöne doğru açıldığı. Her ayrıntının bir anlamı vardı.

Ayın diskinin dört bölümü, dört ülkeyle ilişkilendiriliyordu: Akkad, Elam, Subartu ve Amurru. Tutulma ayın hangi bölümünü önce kararttıysa, kötü kader o ülkeye düşüyordu. Ve eğer tutulma sırasında belirli gezegenler görünür durumdaysa, kehanet değişebiliyordu. Örneğin Jüpiter görünüyorsa, kral kurtulabilirdi.

Asarhaddon'un korkusu

Vekil kral ritüelini en iyi Asarhaddon döneminden biliyoruz. Asarhaddon, MÖ 681'den 669'a kadar hüküm süren Asur kralı. Şamaş yazısında, Şamaş'a sorduğu soruları anlatmıştım. Asarhaddon, çok endişeli, çok hastalıklı ve kehanetlere çok bağlı bir kraldı.

Onun döneminden kalan yüzlerce mektup, saray astrologları ve bilginleriyle yazışmalarını gösteriyor. Bu mektuplar, Simo Parpola tarafından "Letters from Assyrian and Babylonian Scholars" adıyla yayımlandı. Bu mektuplarda, vekil kral ritüelinin birçok kez uygulandığını görüyoruz.

Bir mektupta, bilgin Mar-İştar, krala vekil kralın nasıl öldüğünü bildiriyor. Bu mektupta vekil kralın adı da geçiyor: Damqi. Damqi, Akkad kentinin bir yöneticisinin oğluydu. Mar-İştar, Damqi'nin ve "kraliçesinin" öldüğünü, onlar için bir cenaze töreni yapıldığını, bir mezar hazırlandığını ve ağıtlar okunduğunu anlatıyor. Ve ekliyor: Kötü kehanetler artık kralı etkilemeyecek.

Bu mektubu okurken çok garip bir his duyuyorum. Bir adam, sadece bir tutulma yüzünden, birkaç hafta kral olup sonra öldürülüyor. Ve onun için gerçek bir kralın cenazesi gibi bir tören yapılıyor. Damqi'nin ailesi bu onuru nasıl karşılamıştı? Bir trajedi olarak mı, bir şeref olarak mı?

Ritüelin mantığı

Vekil kral ritüelinin mantığı, Mezopotamya kehanet anlayışını çok iyi gösteriyor. Kehanetler, kaçınılmaz bir kader değildi. Tanrıların bir uyarısıydı. Ve uyarıya karşı önlem alınabiliyordu. Namburbi denen ritüeller, kötü kehanetlerin etkisini önlemek için yapılıyordu.

Vekil kral ritüeli, bunun en uç örneği. Kehanet "kral ölecek" diyordu. Bu kehanet gerçekleşmeliydi, çünkü tanrıların sözü boşa çıkamazdı. Ama hangi kralın öleceği söylenmemişti. Böylece bir vekil kral, kehaneti üzerine alıyordu. Tanrıların sözü tutulmuş oluyordu, gerçek kral ise kurtuluyordu.

Bu mantık bana Ea yazısında anlattığım sazlık duvarı hatırlatıyor. Ea, yemini bozmadan sonucu değiştirmişti. Asur bilginleri de kehaneti bozmadan sonucu değiştiriyordu. Mezopotamya düşüncesinde, kuralın lafzına uymak ama ruhunu esnetmek, çok köklü bir gelenek gibi görünüyor.

Ay tanrısının gücü

Peki tutulma sırasında Sin'e ne oluyordu? Mezopotamya metinlerinde tutulma, ay tanrısının bir saldırıya uğraması olarak anlatılıyor. Utukku Lemnutu adlı Babil büyü derlemesinde, yedi kötü cinin Sin'e saldırdığı ve onu kararttığı anlatılıyor. Enlil bunu görünce, Nusku'yu Ea'ya gönderiyor ve yardım istiyor. Ea da oğlu Marduk'u gönderiyor.

Bu hikayede Nusku, Nuska yazısında anlattığım vezir, yine haberci rolünde. Ve Marduk-Ea formülü, Ea yazısında anlattığım büyü kalıbı, yine iş başında. Bir tutulma, bütün panteonu harekete geçiren bir kriz.

Tutulma sırasında insanlar da harekete geçiyordu. Kalā rahipleri, yani ağıt rahipleri, davullar çalıyor ve ağıtlar okuyordu. Ninova'dan bir ritüel metni, tutulma sırasında büyük bir bakır davul olan lilissu'nun çalınması gerektiğini söylüyor. Ses, ay tanrısını korumak, cinleri kovmak için.

Nabonidus: Ay'a adanmış kral

Babil'in son kralı Nabonidus, Sin'e olan bağlılığıyla tarihte ayrı bir yer tutuyor. Nuska yazısında, annesi Adad-guppi'nin Harran'daki ay tapınağının rahibesi olduğunu söylemiştim. Nabonidus, bu bağlılığı tahta taşıdı.

Babil'in baş tanrısı Marduk'tu. Ama Nabonidus, Sin'i öne çıkarmaya çalıştı. Harran'daki Ehulhul tapınağını yeniden inşa ettirdi. Kızı Ennigaldi-Nanna'yı Ur'da ay tanrısının yüksek rahibesi yaptı; bu makam yüzyıllardır boştu. Ningal yazısında anlattığım Gipar binası, Nabonidus döneminde yeniden kullanılmaya başladı.

Ve en tuhafı: Nabonidus, yaklaşık on yıl boyunca Babil'den ayrılıp Arabistan'daki Tayma vahasında yaşadı. Bu süre içinde Babil'deki Yeni Yıl festivali yapılamadı, çünkü festival kralın Marduk'un elini tutmasını gerektiriyordu. Babil'in rahipleri bu durumdan çok rahatsız oldu.

Nabonidus neden Tayma'ya gitti? Bu hala tartışılıyor. Bir görüşe göre, Arap ticaret yollarını kontrol etmek için. Bir başkasına göre, bir hastalık yüzünden. Bir başkasına göre ise, Babil'deki Marduk rahipleriyle çatışması yüzünden. Tayma'da yapılan kazılarda, Nabonidus'a ait bir stel bulundu; bu, onun orada bulunduğunu doğruluyor.

Kiros ve propaganda

MÖ 539'da Pers kralı Kiros, Babil'i ele geçirdi. Kiros Silindiri, bu fethi anlatıyor. Silindirde Nabonidus, Marduk'un kültünü ihmal eden, halkı ezen kötü bir kral olarak tanımlanıyor. Kiros ise Marduk'un seçtiği, düzeni geri getiren bir kurtarıcı.

Bir başka metin, "Nabonidus'un Ayet Hikayesi" ya da "Nabonidus Hakkında Manzum Hikaye", Nabonidus'u daha da sert eleştiriyor. Bu metne göre Nabonidus, Sin için tuhaf bir heykel yaptırmış, bilgisizce ritüeller uydurmuş, aklını kaybetmiş biri.

Bu metinler bana şunu hatırlatıyor: Sin'e olan bağlılık, Nabonidus'un düşüşünün bir parçası olarak anlatıldı. Kazananların yazdığı tarih, Ay tanrısının sadık kulunu bir deli olarak resmetti. Kingu yazısında anlattığım gibi, tarih kazananlar tarafından yazılır.

Sitchin'in Sin'i

Sitchin'in anlatısında Sin, yani Nanna, Enlil'in oğlu ve Ur'un hükümdarı. Sitchin, Nabonidus'un Sin'e bağlılığını ve Harran'ı, Anunnaki'nin son dönemlerinin bir izi olarak okuyor. Ona göre Nabonidus'un annesinin yazıtında anlatılan Sin'in Harran'a "dönüşü", ay tanrısının gerçekten Dünya'ya geri döndüğünü anlatıyor. Sitchin, bu yazıtı Anunnaki'nin bir tür ayrılışı ve dönüşü olarak yorumluyor.

Akademik okuma, Adad-guppi'nin yazıtındaki dönüşü, Sin'in heykelinin Harran'a geri getirilmesi ve tapınağının yeniden açılması olarak açıklıyor. Mezopotamya'da bir tanrının "gitmesi" ya da "dönmesi", heykelinin bir yerden başka bir yere taşınmasıyla ifade ediliyordu. Marduk yazısında anlattığım heykelin sürgünü, bu anlayışın en bilinen örneği. Harran'daki tapınak MÖ 610'da Babil ve Med orduları tarafından yıkılmıştı. Nabonidus onu yeniden inşa ettiğinde, Sin evine "dönmüş" sayıldı.

Forumlarda Sin ve tutulmalar

Türkçe forumlarda vekil kral ritüeli, şaşırtıcı derecede ilgi görüyor. Bir tarih forumunda biri, bu ritüeli "tarihin en kötü işi" olarak tanımlamıştı. Bir katılımcı, vekil kralın bazen gerçekten bir onur olarak görülebileceğini, ailesine toprak ya da unvan verilmiş olabileceğini öne sürmüştü, ama bunun için bir kanıt olmadığını da kabul etmişti.

Bir Reddit başlığında ise Babil astronomisinin tutulmaları önceden tahmin edip edemediği tartışılıyordu. Bir kullanıcı, Babillilerin Saros döngüsünü, yani yaklaşık on sekiz yıllık tutulma döngüsünü bildiğini ve tutulmaları büyük bir doğrulukla tahmin edebildiğini açıklamıştı. Bu, vekil kral ritüelinin önceden planlanabildiği anlamına geliyordu. Bir başkası, bunun ritüeli daha da ürkütücü yaptığını yazmıştı: Damqi'nin ölümü, belki aylar önceden hesaplanmıştı.

Bir başka başlıkta ise Anadolu'daki tutulma gelenekleri konuşuluyordu. Bir katılımcı, ay tutulmasında tencere tava çalınarak gürültü yapılması geleneğinin Anadolu'nun bazı yerlerinde hala hatırlandığını yazmıştı. Mezopotamya'daki davul ritüeliyle benzerlik dikkat çekici.

SohbeX teorisi: Hesaplanan kader

Spekülatif bir düşünce. Belki Babil astronomisinin gelişmesinin arkasında, sadece merak değil, korku da vardı. Tutulmaları tahmin edebilmek, kralı korumak demekti. Kehanet bilimi, bir tür sigorta. Ve bu sigortanın bedelini, Damqi gibi isimsiz insanlar ödüyordu. Belki de bilimin ilk adımlarından bazıları, bir kralın ölüm korkusuyla atıldı. Bunu kanıtlayan doğrudan bir metin yok; sadece astronomi tabletleri ile vekil kral mektuplarını yan yana düşündüğümde aklıma gelen bir fikir.

Son soru

Sin'i düşünürken, bir dahaki ay tutulmasını izleyeceğim günü düşünüyorum. Gökyüzüne bakıp kızıllaşan ayı göreceğim. Ve belki de Damqi'yi hatırlayacağım: bir tutulma yüzünden kral olan ve ölen adamı.

Siz bir tutulma izlediniz mi? O an ne hissettiniz? Bir merak mı, bir huzursuzluk mu? Belki de içimizdeki o küçük huzursuzluk, Ninova'daki astrologların korkusunun binlerce yıllık bir yankısı.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap