Giriş yap
🏺 Anunnaki

Şamaş ve meclis: Hakikat ve Adalet adında iki vezir

Bir mahkeme salonunu düşünün. Ortada yargıç oturuyor. Sağında bir yardımcı, solunda bir başkası. Kapıda bir mübaşir, arka odada yargıcın eşi, bahçede onun arabasını süren bir sürücü. Her birinin bir adı, bir görevi var. Ve bu küçük kadronun hepsi, tek bir şeye hizmet ediyor: adalete.

Mezopotamya'da güneş tanrısı Şamaş'ın da böyle bir kadrosu vardı. Büyük tanrılar meclisinde Şamaş bir üyeydi, ama Sippar'daki tapınağında kendi küçük mahkemesini yönetiyordu. Bu mahkemenin üyelerinin adları ise çok şey anlatıyor: Kittu ve Mişaru, yani Hakikat ve Adalet. Şamaş'ı daha önce fal ve kehanet üzerinden anlatmıştım. Bu kez onun hane halkına, yani küçük meclisine bakmak istiyorum.

Sippar'ın Ebabbar'ı

Şamaş'ın en önemli kült merkezi, kuzey Babil'deki Sippar kentiydi. Tapınağının adı Ebabbar, "Parlayan Ev". Güneydeki Larsa'da da aynı adı taşıyan bir güneş tapınağı vardı. İki Ebabbar, iki güneş kenti.

Sippar'daki Ebabbar, Mezopotamya'nın en uzun ömürlü tapınaklarından biriydi. Sargon'dan Nabonidus'a kadar birçok kral bu tapınağı onardı ya da genişletti. Tapınağın arşivlerinden binlerce tablet çıktı. Bu tabletler, tapınağın ekonomisini, personelini, sunularını ayrıntılı olarak anlatıyor.

Bir tapınak, Mezopotamya'da tanrının evi olarak düşünülüyordu. Ve bir evde sadece ev sahibi yaşamaz. Eşi, çocukları, hizmetkarları, ulakları da orada yaşar. Ebabbar'da Şamaş'ın bütün hanesi vardı.

Aya: Gelin

Şamaş'ın eşi Aya'ydı. Aya'nın adı Akkadça metinlerde sık sık kallatu, yani "gelin" sıfatıyla anılıyor. Bu ilginç bir unvan. Aya, ebedi bir gelin. Evliliğin ilk günlerinin tazeliği içinde.

Aya, şafakla ilişkilendiriliyordu. Güneş doğmadan önceki aydınlık. Şamaş'ın günlük yolculuğu Aya'nın yanında başlıyor ve geceleri onun yanında sona eriyordu. Bazı dualarda, Şamaş'ın gün batımında evine girdiği ve Aya'nın onu karşıladığı tasvir ediliyor.

Aya'nın mahkemedeki rolü, bir aracılık rolü. Dualarda insanlar Aya'ya da yöneliyor ve ondan, kocası Şamaş'a kendileri için iyi söz söylemesini istiyor. Bu, Ningişzida yazısında anlattığım kişisel tanrı aracılığına benziyor. Ama burada aracı, büyük yargıcın eşi.

Kittu ve Mişaru

Şamaş'ın mahkemesinin en ilginç üyeleri, Kittu ve Mişaru. Bu adlar, Akkadçada soyut kavramlar. Kittu, "hakikat", "doğruluk", "istikrar" anlamına geliyor. Mişaru ise "adalet", "hakkaniyet", "düzeltme".

Mezopotamya düşüncesinde bu kavramlar, tanrılar olarak kişileştirilmişti. Kittu ve Mişaru, Şamaş'ın çocukları ya da vezirleri olarak görülüyordu. Şamaş'ın tahtının sağında ve solunda duruyorlardı.

Bu kişileştirme bana çok güzel geliyor. Bir yargıcın iki yanında Hakikat ve Adalet duruyor. Yargıç bir karar verirken, bu ikisine danışıyor. Bu, Mezopotamya'nın adalet anlayışını somut bir sahneye dönüştürüyor. Adalet, bir yargıcın tek başına taşıdığı bir yük değil; onun yanında duran, ona fısıldayan, gerektiğinde onu uyaran iki ayrı varlık. Bir karar, bu iki varlığın onayı olmadan tamamlanmış sayılmaz.

Mişaru kelimesi, bir başka bağlamda da karşımıza çıkıyor. Babil kralları, tahta çıktıklarında ya da belirli dönemlerde mişarum fermanları ilan ediyordu. Bu fermanlar, borçları siliyor, borç köleliğini kaldırıyor, ekonomik dengesizlikleri düzeltiyordu. Ammisaduqa'nın fermanı, bu türün en iyi korunmuş örneklerinden biri.

Yani mişaru, sadece soyut bir adalet değil, somut bir düzeltme eylemi. Kral, Şamaş'ın veziri adına, toplumdaki dengesizliği düzeltiyordu.

Bunene: Arabacı

Şamaş'ın kadrosunda bir başka önemli figür Bunene. Bunene, Şamaş'ın arabacısıydı. Güneşin gökyüzündeki yolculuğu, bir arabayla yapılıyordu ve bu arabayı Bunene sürüyordu.

Bunene'nin Sippar'da kendi tapınağı ya da tapınak içinde bir şapeli vardı. Ona da sunular yapılıyordu. Bir arabacının tanrı olarak tapınılması, Mezopotamya'nın tanrılar dünyasının ne kadar ayrıntılı bir bürokrasiyle düşünüldüğünü gösteriyor.

Bunene, sonraki dönemlerde başka işlevler de kazandı. Bazı metinlerde o da bir yargıç, bir kehanet tanrısı olarak anılıyor. Bir arabacı, efendisinin yolculuklarında öğrendikleriyle, kendisi de bir bilge haline gelmiş.

Naditu kadınları

Sippar'daki Şamaş tapınağının en çarpıcı kurumu, naditu kadınlarıydı. Naditu, genellikle iyi ailelerden gelen, evlenmeyen ve Şamaş'a adanmış kadınlardı. Gagum adı verilen, duvarla çevrili bir mahallede yaşıyorlardı.

Naditu kadınları, Eski Babil döneminde Sippar'ın ekonomik hayatında çok etkin bir rol oynadı. Toprak alıp satıyor, borç veriyor, kiralık ev işletiyorlardı. Sippar'dan çıkan binlerce sözleşme tabletinde naditu kadınlarının adları geçiyor. Bazı araştırmacılar, bu kadınları Mezopotamya tarihinin en bağımsız kadın grubu olarak görüyor.

Naditu kadınlarının Şamaş ve Aya ile ilişkisi, bir aile ilişkisi gibi tasavvur ediliyordu. Onlar, Aya'nın hanesinin bir parçasıydı. Aya'ya gelin denirken, naditu kadınları da bir anlamda tanrısal hanenin genç kadınlarıydı. Mektuplarında Aya'nın adına yemin ediyor, ondan koruma istiyorlardı.

Bu kurum bana çok ilginç geliyor. Bir tanrının mahkemesi, sadece tanrılardan oluşmuyor. İnsan kadınlar da, bu hanenin bir parçası olarak, tanrının evinde yaşıyor ve onun ekonomisini yönetiyor.

Büyük meclis ile küçük mahkeme

Şamaş'ın büyük tanrılar meclisindeki yeri, genellikle bir yargıç ve tanık olarak tanımlanıyor. Büyük kararlar alındığında, Şamaş o kararların adil olup olmadığını gözetiyor. Gılgamış'ın Enkidu'nun ölümünü tartışan mecliste, Şamaş Enkidu'yu savunuyordu.

Ama Sippar'daki küçük mahkeme, Şamaş'ın kendi yetki alanı. Burada o, ev sahibi ve baş yargıç. Kittu ve Mişaru yanında, Aya arka odada, Bunene kapıda. Ve dışarıdaki dünyada, onun adına hüküm veren krallar ve hakimler.

Bu iki katmanlı yapı, Mezopotamya'nın tanrılar dünyasını anlamak için önemli. Büyük meclis, bütün evrenin kararlarını alıyor. Ama her büyük tanrının kendi küçük meclisi, kendi kadrosu, kendi bürokrasisi var. Nanşe yazısında Lagaş'ın küçük meclisini anlatmıştım. Sippar'da da benzer bir yapı, güneş tanrısının etrafında örülmüş.

Gece mahkemesi

Şamaş'ın mahkemesinin bir de gece yüzü var. Mezopotamyalılara göre güneş, batıda battıktan sonra yeraltından geçiyor ve sabah doğuda yeniden doğuyordu. Bu gece yolculuğunda Şamaş, ölülerin dünyasından da geçiyordu.

Bu yüzden bazı metinlerde Şamaş, ölülerin de yargıcı olarak anılıyor. Hayaletlerden rahatsız olan insanlar, Şamaş'a başvuruyordu. Huzursuz bir ölünün ruhu, birini rahatsız ediyorsa, Şamaş'tan bu ruhu yeraltına geri götürmesi isteniyordu. Bu tür ritüel metinlerinde hayaletin küçük bir figürü yapılıyor ve Şamaş'ın önünde bir tür dava açılıyordu.

Bu bana çok etkileyici geliyor. Gündüz yaşayanların, gece ölülerin davalarına bakan bir yargıç. Mahkeme hiç kapanmıyor; sadece salon ve davacılar değişiyor.

Gılgamış Destanı'nda da Şamaş'ın bu iki dünya arasındaki konumu hissediliyor. Gılgamış, güneşin geçtiği dağ geçidinden, Maşu dağlarından, karanlık bir tünelden geçerek Utnapiştim'e ulaşıyor. Güneşin yolunu izleyen bir ölümlü. Şamaş'ın gece mahkemesi, belki de kahramanın o tünelde hissettiği karanlıktı.

Sitchin'in Şamaş'ı

Sitchin'in anlatısında Utu ya da Şamaş, Nanna'nın oğlu ve Anunnaki'nin uzay limanının komutanı. Sitchin'e göre Şamaş, Sina Yarımadası'ndaki uzay limanını yönetiyordu ve Gılgamış oraya ulaşmaya çalışıyordu.

Bu yorumda Şamaş, bir askeri ve teknik yönetici. Kittu ve Mişaru gibi soyut kavramların kişileştirilmesi, Sitchin'in çerçevesine pek uymuyor. Eğer Anunnaki gerçek bireylerse, Hakikat ve Adalet adında iki Anunnaki mi vardı? Yoksa bu kavramlar, Anunnaki'nin değerlerini temsil eden semboller miydi?

Akademik yorum, Kittu ve Mişaru'yu Mezopotamya'nın ahlaki ve hukuki kavramlarının tanrısallaştırılması olarak açıklıyor. Bu tür kişileştirmeler, birçok kültürde görülüyor. Yunanlarda Dike ve Themis, Mısırlılarda Maat.

Forumlarda adalet tanrıları

Türkçe forumlarda Şamaş genellikle Hammurabi Steli üzerinden tanınıyor. Kittu ve Mişaru'dan bahseden bir başlık bulamadım. Naditu kadınları ise bir kadın tarihi forumunda konuşulmuştu. Biri, naditu kadınlarının ekonomik bağımsızlığını, Orta Çağ Avrupa'sındaki manastır kadınlarıyla karşılaştırmıştı.

İngilizce bir forumda ise mişarum fermanları tartışılıyordu. Bir kullanıcı, bu fermanları İbranice İncil'deki yubile yılıyla, yani borçların silindiği ve kölelerin özgür bırakıldığı yılla karşılaştırmıştı. Bir başkası, benzerliğin dikkat çekici olduğunu ama yubile yılının düzenli ve dini bir takvime bağlı olduğunu, mişarum fermanlarının ise kralın iradesine bağlı ve düzensiz olduğunu hatırlatmıştı.

SohbeX teorisi: Tanrının ailesi, kentin aynası

Bu kısım spekülasyon. Belki Şamaş'ın Sippar'daki hanesi, Sippar kentinin kendi toplumsal yapısının bir aynasıydı. Kentin yargıçları, tüccarları, arabacıları ve naditu kadınları, tanrının hanesinde kendilerine karşılık gelen figürler görüyordu. Bunene arabacılara, Kittu ve Mişaru yargıçlara, Aya ise naditu kadınlarına bir model sunuyor olabilir. Bu eşleştirmeyi doğrudan destekleyen bir metin bilmiyorum; bu benim yorumum.

Size soru

Şamaş'ı düşündüğümde, artık sadece gökyüzündeki güneşi değil, iki yanında Hakikat ve Adalet ile oturan bir yargıcı görüyorum.

Sizce bir yargıcın yanında hangi değerler oturmalı? Hakikat ve adalet mi, yoksa merhamet ve bilgelik mi? Ve bugün bir mahkeme salonuna girdiğinizde, o iki görünmez veziri hâlâ yerinde hissediyor musunuz?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap