Nuska ve gece yanan kandil
Gece yarısı. Bir tanrının evinin etrafında meşaleler yanıyor. Kapının önünde öfkeli bir kalabalık var: aletlerini yakmış, işi bırakmış tanrılar. İçeride efendileri uyuyor. Ve onu uyandırması gereken biri var. Vezir Nuska yatağın yanına geliyor: "Efendim, eviniz kuşatıldı. Savaş kapınıza dayandı."
Atrahasis Destanı'ndaki bu sahneyi Mami yazısında kısaca anmıştım ve Nuska'yı ileride anlatacağımı söylemiştim. İşte o yazı. Enlil'in veziri Nuska, Mezopotamya'nın en ilginç dönüşümlerinden birini yaşamış bir tanrı: Sümer'de bir saray görevlisi, Babil ve Asur'da gecenin ateşi.
Enlil'in sağ eli
Sümer metinlerinde Nuska, Enlil'in sukkalı, yani veziri. İsimud yazısında vezirlik kavramını anlatmıştım: efendisinin mesajlarını taşıyan, kapısını bekleyen, misafirlerini karşılayan görevli. Nuska da Nippur'daki Ekur tapınağında, Enlil'in sarayında bu işi yapıyor.
Bir Sümer ilahisinde, Nuska'ya şöyle sesleniliyor: Ekur'un büyük veziri, Enlil'in sevgilisi, kararları ileten. Nuska, Enlil'in emirlerini dünyaya duyuran ses. Enlil'in kendisi konuşmadığında, Nuska konuşuyor.
Ninlil yazısında anlattığım hikayelerden birinde, "Enlil ve Sud" metninde, Nuska kilit bir görev üstleniyor. Enlil, Sud adlı genç bir tanrıçayla evlenmek istiyor ve Nuska'yı kızın annesine elçi olarak gönderiyor. Nuska, düğün hediyelerini taşıyor, aileyle pazarlık yapıyor, sonunda Sud'u Nippur'a getiriyor. Sud, evlendikten sonra Ninlil adını alıyor. Bu metinde Nuska, bir görücü gibi. Efendisi adına aileyle konuşan, evliliği hazırlayan biri.
Atrahasis'teki sahne
Atrahasis'e dönelim. İgigi tanrıları isyan ettiğinde, Nuska ilk uyarıyı yapan kişi. Enlil korkuyor ve silahlarını istiyor. Nuska ise sakin kalıyor ve efendisine şöyle diyor: Efendim, onlar senin oğulların. Neden korkuyorsun? Anu'yu çağır, Ea'yı çağır.
Bu öğüt bence çok önemli. Nuska, efendisini şiddete değil, müzakereye yönlendiriyor. Bir veziri iyi yapan şey, efendisinin ilk dürtüsünü dizginleyebilmesi. Enlil öğüdü dinliyor, büyük tanrılar toplanıyor ve Nuska isyancılara elçi olarak gönderiliyor. İsyancılara Enlil'in sözlerini iletiyor ve onların cevabını geri getiriyor: Hepimiz isyan ettik.
Sonuç, Mami yazısında anlattığım gibi, insanın yaratılışı. Yani Nuska'nın gece yarısı uyandırma sahnesi, insanlığın doğumunun ilk adımı. Bunu hiç böyle düşünmüş müydünüz?
Kandilin tanrısı
Şimdi Nuska'nın ikinci yüzüne geçelim. Akkadca metinlerde, özellikle Babil ve Asur dönemlerinde, Nuska (Akkadca okunuşuyla Nusku) ateşin ve ışığın tanrısı olarak öne çıkıyor. Kudurrularda Nusku'nun sembolü bir kandil. Bazen yağ kandili, bazen bir meşale.
Bu dönüşümün nasıl gerçekleştiği tam olarak bilinmiyor. Bir açıklama, vezirin gece efendisinin kapısında beklemesi ve bir kandil taşıması. Gece nöbetçisi, ışığı taşıyan kişi. Bu görev zamanla tanrının kimliğine dönüşmüş olabilir. Bir başka açıklama, Nusku'nun zaten erken dönemde ateşle ilişkili olduğu ve vezirlik rolünün sonradan eklendiği. Akademide iki görüş de savunuluyor.
Akkadca bir ilahide Nusku şöyle anılıyor: Gecenin ışığı, karanlığı aydınlatan, gece yolcularına yol gösteren. Gece, Mezopotamya'da tehlikeli bir zamandı. Cinler, hırsızlar, hastalıklar. Kandil, bu tehlikelere karşı bir koruma. Nusku'nun ışığı, evin içindeki küçük güneş gibi.
Maqlû: Cadıları yakan ateş
Nusku'nun en önemli rolü, Maqlû adlı büyük büyü derlemesinde. Maqlû, Akkadcada "yakma" anlamına geliyor. Sekiz tabletlik bu derleme, bir gecelik bir ritüeli anlatıyor. Ritüelin amacı, bir kişiye büyü yapan cadıları ya da büyücüleri yok etmek.
Ritüelde büyücü, cadının balmumundan, hamurdan ya da çamurdan heykelciklerini yapıyor. Sonra bu heykelcikleri ateşe atıyor ve ateş tanrılarına, Nusku ve Girra'ya, sesleniyor. Bir Maqlû büyüsünde şöyle deniyor, anlamını aktarıyorum: Yüce Nusku, tanrıların danışmanı, sana dönüyorum. Beni büyüleyen cadıyı yak, büyüsünü erit.
Ritüel gece başlıyor ve sabah şafakta bitiyor. Şafakta, hasta kişi yıkanıyor ve Şamaş'a dua ediliyor. Şamaş yazısında anlattığım adalet tanrısı, ritüelin son hakemi. Gece Nusku'nun ateşi yakıyor, sabah Şamaş'ın ışığı aklıyor.
Bu ritüeli okurken çok etkileniyorum. Bir gece boyunca süren, yazılı bir sırası olan, tanrıların teker teker çağrıldığı bir tören. Bir hasta için, bir aile toplanmış, büyücü kandilin ışığında okuyor. Siz böyle bir gecede orada olsaydınız, neler hissederdiniz?
Harran'da ay tanrısının oğlu
Asur döneminde Nusku'nun bir başka kimliği daha ortaya çıkıyor. Harran'da, bugünkü Şanlıurfa yakınlarında, ay tanrısı Sin'in büyük tapınağında, Nusku Sin'in oğlu olarak tapınılıyordu. Nanna yazısında Harran'daki ay kültünü anlatmıştım. Nusku, bu kültün bir parçasıydı.
Babil ve Asur dönemi sembol dizilerinde, ay tanrısının hilalinin yakınında Nusku'nun kandili de sık görülüyor. Neden ay tanrısının oğlu? Belki de ikisi de gecenin ışığı olduğu için. Ay gökteki kandil, Nusku yerdeki. Bu aile ilişkisi, gece ışığının iki kaynağını birleştiriyor.
Asur kralı Asurbanipal'in Harran'daki Nusku tapınağını restore ettiğine dair yazıtlar var. Babil'in son kralı Nabonidus da Harran'daki Sin tapınağını, Ehulhul'u, yeniden inşa ettirdi ve yazıtlarında Nusku'yu da andı. Nabonidus'un annesi Adad-guppi, Harran'daki ay tapınağının bir rahibesiydi ve onun yazıtları da bugün elimizde.
Adad-guppi'nin yazıtı ayrıca çok kişisel bir metin. Yüz yaşını geçtiğini, bütün hayatını Sin'e ve onun ailesine adadığını, oğlunun kral olmasını tanrılara borçlu olduğunu anlatıyor. Bu yazıtta bir annenin sesi, bir rahibenin inancı ve bir kraliyet ailesinin propagandası iç içe. Nusku'nun Harran'daki yeri, böyle bir ailenin gündelik ibadetinin parçasıydı.
Enlil'den Sin'e
Burada ilginç bir şey var. Nusku, Sümer'de Enlil'in veziri; Asur'da ise Sin'in oğlu. Ama Sin, yani Nanna, Ninlil yazısında anlattığım gibi, Enlil'in oğlu. Yani Nusku, Enlil'in sarayından çıkıp Enlil'in torunu olarak yeniden konumlanmış gibi. Aile ağacındaki yeri değişmiş, ama Enlil ailesinin içinde kalmış.
Mezopotamya panteonunda bu tür değişiklikler çok sık. Bir tanrının ebeveyni, eşi, rolü, kentten kente ve dönemden döneme değişebiliyor. Bu bazen kafa karıştırıcı, ama aynı zamanda Mezopotamya dininin ne kadar canlı ve değişken olduğunu gösteriyor. Tek bir kutsal kitap yoktu; yüzlerce kent, yüzlerce gelenek vardı.
Sitchin'in Nuska'sı
Sitchin'in kitaplarında Nuska, Enlil'in güvendiği bir subay olarak geçiyor. Atrahasis'teki isyan sahnesini Sitchin, Anunnaki'nin madenlerde çalışan alt rütbeli işçilerinin isyanı olarak yorumluyor. Ona göre İgigi, Dünya'daki altın madenlerinde çalışan Anunnaki'ydi ve isyanları, insanın bir işçi ırk olarak yaratılmasına yol açtı. Nuska bu anlatıda isyanı ilk fark eden ve Enlil'e haber veren güvenlik sorumlusu.
Bazı Sitchin okurları ise Nusku'nun kandil sembolünü bir tür ışık kaynağı, bir lamba ya da enerji cihazı olarak yorumluyor. Ateş ve ışık tanrısının bir teknolojik nesneyle ilişkilendirilmesi bu çevrelerde yaygın.
Akademik tablo farklı. Atrahasis'te İgigi'nin işi açıkça kanal kazmak, Dicle ve Fırat'ın yataklarını açmak olarak anlatılıyor. Madencilik metinde geçmiyor. Kanal kazmak, Mezopotamya'da en ağır ve en çok emek gerektiren işti ve gerçek hayatta angarya olarak yaptırılıyordu. Destan, bu gerçek emeği tanrıların dünyasına yansıtıyor. Kandil ise Mezopotamya'nın her evinde bulunan bir nesne; kil kandiller arkeolojik kazılarda binlerce örnekle bulunuyor.
Forumlarda Nuska
Forumlarda Nuska nadiren tek başına konuşuluyor. Daha çok Atrahasis'teki isyan sahnesiyle birlikte. Türkçe bir tarih forumunda biri, bu sahnenin dünyanın ilk grev anlatısı olduğunu yazmış ve Nuska'nın Enlil'e verdiği "onlar senin oğulların" öğüdünü, bir işveren ile işçiler arasındaki ilişkiye benzetmişti. Bir başka katılımcı, bu okumanın modern bir bakış olduğunu, Mezopotamya'da böyle bir sınıf bilinci olmadığını hatırlatmıştı.
Maqlû ritüeli ise cadılık tarihi ile ilgilenenlerin forumlarında sık konuşuluyor. Bir Reddit başlığında biri, Maqlû'nun Avrupa'daki cadı avlarından yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce yazıldığını ve iki geleneğin çok farklı olduğunu belirtmişti: Mezopotamya'da cadılar heykelcikler aracılığıyla sembolik olarak yakılıyordu, gerçek insanlar değil. Bu bence çok önemli bir fark.
Bir başka başlıkta, Harran'ın ay kültünün İslami döneme kadar sürdüğü, Harran Sabiileri adıyla bilinen bir topluluğun 11. yüzyıla kadar burada yaşadığı tartışılıyordu. Bir katılımcı, bu topluluğun Mezopotamya geleneğiyle doğrudan bir bağının olup olmadığının akademide hala tartışmalı olduğunu yazmıştı.
SohbeX teorisi: Nöbetçinin kandili
Bu tamamen spekülatif. Belki Nuska'nın vezirden ateş tanrısına dönüşümü, saray hayatındaki çok gündelik bir şeyden doğdu: gece nöbetçisi. Her sarayda, her tapınakta, gece bir görevli uyanık kalıyor ve bir kandil yakıyordu. Bu kişi, efendisi uyurken onun yerine bekliyordu. Atrahasis'teki sahnede Nuska tam olarak bunu yapıyor; efendisi uyurken uyanık. Belki de kandilin tanrısı, bu gece nöbetçisinin kutsallaştırılmış hali. Bunu doğrudan söyleyen bir metin yok; sadece iki rolünü yan yana koyduğumda aklıma gelen bir bağlantı.
Okura soru
Nuska'yı düşünürken gece çalışan herkesi hatırlıyorum. Gece nöbetindeki hemşireler, bekçiler, fırıncılar, şoförler. Başkaları uyurken uyanık kalanlar. Bir şey olduğunda ilk fark edenler.
Siz hiç gece nöbeti tuttunuz mu? Herkes uyurken, bir kandilin, bir lambanın ışığında beklediğiniz oldu mu? O gecelerde aklınızdan neler geçti? Belki de Nuska, Mezopotamya'nın bu görünmez nöbetçilere teşekkür etme biçimiydi.
Giriş yap