"Nisaba'ya övgü": Binlerce tabletin son satırındaki tanrıça
Sümerce edebi tabletleri okumaya başladığınızda, bir süre sonra bir şey dikkatinizi çeker. Pek çok metnin son satırı aynıdır: "dnisaba za3-mi2", yani "Nisaba'ya övgü." Bir ilahinin, bir destanın, bir tartışma şiirinin, hatta bir okul metninin sonunda, katip kalemini bırakmadan önce bu iki kelimeyi yazıyordu. Bu iki kelime, yazının tanrıçasına bir teşekkürdü. Bir tür imza, bir tür dua. Ve bu tanrıçanın adı Nisaba.
Tahıldan yazıya
Nisaba'nın kariyeri ilginç bir yolculuk. Başlangıçta tahılın, özellikle arpanın tanrıçasıydı. Adını yazmak için kullanılan çivi yazısı işareti, bir başak işaretini içeriyor. Sonra zamanla yazının, muhasebenin ve bilginin tanrıçası oldu. Bu dönüşüm bana çok mantıklı geliyor, çünkü Mezopotamya'da yazı, tahılı saymak için doğdu.
Uruk'ta bulunan en eski yazılı tabletler, MÖ dördüncü binyılın sonuna tarihleniyor ve büyük çoğunluğu idari kayıtlar. Ne kadar arpa, ne kadar bira, ne kadar koyun, kime verildi, kimden alındı. Yazı, ambarların ve tapınak ekonomisinin yönetimi için bir araç olarak başladı. Tahılın tanrıçasının yazının tanrıçası olması, bu tarihin mitolojik bir hafızası gibi.
Ailesi ve kenti
Nisaba, bazı kaynaklarda An'ın kızı, bazılarında Enlil'in kız kardeşi olarak geçiyor. Eşi Haya, depoların ve mühürlerin tanrısı. Bu evlilik çok uygun: Yazının tanrıçası ve ambarın tanrısı. Kayıtlar ve mallar bir arada. Kızı ise daha önce Ninlil yazısında anlattığım Sud; yani Nisaba, Enlil'in kayınvalidesi.
Kült merkezi Ereş adlı bir kentti. Ereş'in tam yeri hâlâ tartışmalı; Abu Salabikh adlı höyükle eşleştirenler var. Abu Salabikh'te bulunan MÖ 26. yüzyıla ait tabletler, bilinen en eski edebi metinlerin bir kısmını içeriyor. Eğer Abu Salabikh gerçekten Ereş ise, yazının tanrıçasının kentinde en eski edebi metinlerin bulunması çok güzel bir tesadüf olurdu. Ama bu eşleştirme kesin değil.
Nisaba ilahileri
Nisaba için yazılmış birkaç Sümerce ilahi var. Bunlardan biri, "Nisaba A", tanrıçayı yıldızlarla süslü bir gökyüzü gibi tarif ediyor: "Gökteki yıldızlar gibi renkli, lapis lazuli tableti tutan hanım." Başka bir satırda ona "otuz tamamlamış" kişi deniyor, yani her şeyi bilen, her şeyi sayan.
Lapis lazuli tablet imgesi çok ilginç. Gudea Silindirleri'nde de Gudea'nın rüyasında Nisaba benzeri bir tanrıça, elinde yıldızlarla dolu bir tablet tutarak görünüyor. Gudea'nın rüyasında bu tanrıça, tapınağın inşa edileceği uygun zamanı belirlemek için yıldızları inceliyor. Yani Nisaba aynı zamanda gökyüzü hesaplarının, zamanın ölçümünün tanrıçası.
Okullardaki Nisaba
Sümer okullarına e-dubba-a, yani "tablet evi" deniyordu. Öğrenciler, dub-sar denilen katiplik mesleğini yıllar süren bir eğitimle öğreniyordu. Önce işaretleri kopyalıyor, sonra sözlükleri, sonra atasözlerini, sonra uzun edebi metinleri. Bu eğitimin tamamı Nisaba'nın himayesindeydi.
"Okul Günleri" adlı Sümerce bir metin, bir öğrencinin bir gününü anlatıyor. Öğrenci sabah erken kalkıyor, annesinden öğle yemeğini alıyor, okula gidiyor, tabletini okuyor, öğleden sonra yeni bir tablet yazıyor. Sonra bir dizi hata yaptığı için defalarca dövülüyor. Babası öğretmeni eve yemeğe davet ediyor, ona hediyeler veriyor ve öğretmen birden öğrenciyi övmeye başlıyor. Metin, öğretmenin öğrenciye "Nisaba seni kutsasın" demesiyle bitiyor.
Bu metni her okuduğumda gülüyorum. Dört bin yıl önce de öğretmenlere hediye götürülüyordu. Ve Nisaba, bu hediyelerle kazanılan iyi notların bile koruyucusuydu.
Ölçü ipi ve ölçü çubuğu
Nisaba sadece yazının değil, ölçmenin de tanrıçasıydı. Tarlaların ölçülmesi, sınırların belirlenmesi, binaların planlarının çizilmesi onun alanındaydı. Bazı metinlerde elinde bir ölçü ipi ve bir ölçü çubuğu tutuyor. Bu iki nesne, Mezopotamya sanatında adaletin ve düzenin simgesi olarak da karşımıza çıkıyor; İnanna'nın yeraltına inerken aldığı ve Ur-Nammu Steli'nde tanrının krala uzattığı nesneler de bunlar.
Bir tarlayı ölçmek, Mezopotamya'da bir hukuk meselesiydi. Kimin tarlası nerede bitiyor, kime ne kadar su düşüyor, vergi ne kadar olacak. Bütün bunlar ölçüme ve kayda dayanıyordu. Nisaba, bu anlamda bir tür kadastro tanrıçasıydı. Bu cümleyi yazarken gülümsüyorum, ama gerçekten de öyleydi.
Matematik ve Nisaba
Sümer ve Babil matematiği, dünya tarihinin en etkileyici başarılarından biri. Altmışlık sayı sistemi, bugün hâlâ saatte altmış dakika, dakikada altmış saniye, dairede üç yüz altmış derece olarak yaşıyor. Plimpton 322 adlı Babil tableti, Pisagor üçlülerine benzeyen sayıların listesini içeriyor ve Pisagor'dan bin yıldan fazla önce yazılmış. Bu tablet bugün New York'taki Columbia Üniversitesi'nde.
Matematik okullarda Nisaba'nın himayesinde öğretiliyordu. Bazı matematik tabletlerinin sonunda da "Nisaba'ya övgü" yazıyor. Bir alan hesabı, bir hacim problemi, bir faiz hesabı, hepsi tanrıçaya sunulan bir işti.
Kamış kalem ve kil
Bir Sümer katibinin aletleri çok azdı: bir kamış kalem ve nemli kil. Kalem, Fırat kıyısındaki sazlıklardan kesilen bir kamıştı; ucu üçgen biçimli kesiliyor, kile bastırıldığında çivi biçiminde bir iz bırakıyordu. "Çivi yazısı" adı da buradan geliyor. Kil kurumadan yazmak gerekiyordu, bu yüzden uzun metinler hızlı ve dikkatli çalışmayı gerektiriyordu. Hata yapıldığında kil düzeltilip yeniden yazılabiliyordu, ama kuruyunca metin kalıcı oluyordu.
Önemli metinler fırınlanarak sertleştiriliyordu. İronik bir şekilde, Asurbanipal'in kütüphanesindeki tabletlerin bir kısmı, Ninova MÖ 612'de yakıldığında istemeden fırınlandı ve bu sayede günümüze ulaştı. Bir kentin yıkılışı, onun bilgisini koruyan şey oldu. Nisaba bunu görse ne derdi bilmiyorum.
Tartışma şiirleri
Okullarda okunan metinler arasında "tartışma şiirleri" denilen bir tür vardı. İki şey birbirleriyle hangisinin daha yararlı olduğunu tartışıyordu: Kazma ile saban, yaz ile kış, koyun ile tahıl, kuş ile balık. "Koyun ve Tahıl" tartışmasında Nisaba'nın alanı olan tahıl, kendi değerini anlatıyor: Ekmek, bira, sofraların bereketi. Sonunda Enlil ve Enki tahılın kazandığını ilan ediyor. Bu şiirler öğrencilere hem dil, hem retorik, hem de dünyanın düzeni hakkında bilgi veriyordu.
Katiplerin kendi sesi
Katipler çoğu zaman isimsiz kalıyordu, ama bazen tabletin sonuna, kolofon denilen kısa bir notla kendi adlarını da ekliyorlardı. Kim kopyaladı, kimin oğlu, hangi tarihte, hangi asıldan. Bazı kolofonlarda "bu tableti çalan ya da silen kişiyi Nabu ve Nisaba lanetlesin" gibi uyarılar var. Kütüphane kitaplarının ilk sayfasındaki "bu kitabı çalan..." notlarının çok eski bir atası.
Nabu'ya devir
Babil döneminde yazının tanrısı rolü giderek Nabu'ya geçti. Nabu, Marduk'un oğlu ve katiplerin tanrısı oldu. Nabu'nun simgesi bir kamış kalemdi. Bazı metinlerde Nisaba hâlâ Nabu'nun yanında anılıyor, bazen onun eşi olarak bile. Ama giderek arka plana çekildi.
Bu değişim, daha önce Nammu ve Tiamat yazılarında değindiğim bir eğilimle örtüşüyor: Sümer'de önemli roller üstlenen tanrıçaların, Babil ve Asur dönemlerinde yerlerini erkek tanrılara bırakması. Ama bu süreç düzgün bir çizgi değil; bazı tanrıçalar, İştar gibi, Babil döneminde daha da güçlendi. Nisaba'nın Nabu'ya yer bırakması, daha çok Babil'in kendi panteonunu Marduk ailesi etrafında yeniden düzenlemesinin bir sonucu gibi görünüyor.
Sitchin'de Nisaba
Sitchin'in anlatısında Nisaba pek yer almıyor. Bu bana ilginç geliyor, çünkü Sitchin'in teorilerinin önemli bir kısmı, Sümerlerin ileri bilgilere nasıl sahip olduğu sorusuna dayanıyor. Matematik, astronomi, takvim, yazı. Bunların hepsi Nisaba'nın alanı. Ama Sitchin bu bilgilerin kaynağını gökten gelen Anunnaki'de arıyor, okullarda yıllarca çalışan katiplerde değil.
Akademik bakış ise tam tersini gösteriyor. Mezopotamya'nın bilgisi, binlerce yıl boyunca biriken, kopyalanan, düzeltilen, genişletilen bir bilgi birikimiydi. Bu birikimi taşıyan, adı bilinmeyen binlerce katipti. Onlar her tabletin sonunda tanrıçaya teşekkür ediyordu ama işi yapanlar kendileriydi. Benim için Nisaba, bu isimsiz insanların tanrıçası.
Forumlarda Nisaba
Türkçe forumlarda Nisaba adına çok az rastlıyorum. Bir kitap kulübü forumunda biri, "yazının tanrıçası bir kadın mıymış?" diye şaşırarak sormuştu. Altında Enheduanna'dan, Nisaba'dan ve Sümer'deki kadın katiplerden söz eden cevaplar vardı. Eski Babil döneminde Sippar'da kadın katiplerin varlığı belgelenmiş; az sayıda ama varlar.
İngilizce tarafta ise Nisaba, son yıllarda yazarlar ve kütüphaneciler arasında bir tür sembol haline geldi. Bazı yazarlar kitaplarının sonuna şakayla karışık "Nisaba'ya övgü" yazıyor. Bir forumda biri bunu tez savunmasının son slaytına koyduğunu anlatmıştı. Bu modern kullanımlar bana çok sıcak geliyor.
Benim satırım
Bu yazıyı bitirirken bir şey düşünüyorum. Sümerli bir katip, saatler süren bir kopyalama işinin sonunda yorgun parmaklarıyla son iki işareti basarken ne hissediyordu? Bir rahatlama mı, bir gurur mu, bir dua mı? Belki hepsi.
Siz bir işi bitirdiğinizde ona bir imza atar mısınız? Bir teşekkür, bir dua, bir not? Ben bu yazının sonuna gizlice kendi teşekkürümü koymak istiyorum. Okuduğunuz için size, ve bunca tableti bize ulaştıran o isimsiz katiplere. Nisaba'ya övgü.
Giriş yap