Giriş yap
🏺 Anunnaki

Ninurta taşların kaderini belirlerken: Bir savaşçı tanrının çiftçi yüzü

Okuduğum Sümer şiirleri arasında en tuhaf sahnelerden biri şu: Bir savaşçı tanrı büyük bir zafer kazanmış, düşmanı yenmiş, ve sonra oturup taşlarla tek tek konuşuyor. Kimine "sen kralların heykellerinde kullanılacaksın" diyor, kimine "sen ayaklar altında ezileceksin." Bu tanrı Ninurta, şiirin adı "Lugal-e". Ninurta'yı Mezopotamya'nın Herkül'ü diye anlatanlar var. Ama ben onun bundan daha karmaşık bir figür olduğunu düşünüyorum. Hem savaşçı hem çiftçi, hem öfkeli hem adil, hem annesine bağlı hem de babasının mirasçısı.

Kim bu Ninurta?

Ninurta, Enlil'in oğlu. Annesi kaynaklara göre Ninlil ya da Ninhursag. Adının anlamı tartışmalı; "Toprağın Efendisi" ya da "Arpanın Efendisi" gibi okumalar öneriliyor. Bu belirsizlik bile onun ikili doğasını yansıtıyor: Bir yanda tarım, öbür yanda savaş.

Kült merkezi Nippur'du; orada babası Enlil'in tapınağının yakınında E-şumeşa adlı bir tapınağı vardı. Lagaş devletinde ise Ningirsu adıyla tapınılan tanrı, zamanla Ninurta ile özdeşleşti. Girsu kentinin tanrısı Ningirsu'nun Lagaş kralı Gudea'ya rüyasında görünüp tapınak yaptırması, Sümer edebiyatının en uzun metinlerinden birinde anlatılıyor. Gudea Silindirleri bugün Louvre'da.

Asur döneminde Ninurta çok daha büyük bir öneme kavuştu. Asur kralları savaşçı tanrıyı kendilerine örnek aldılar. II. Asurnasirpal, yeni başkenti Kalhu'da, bugünkü Nimrud'da, Ninurta için büyük bir tapınak yaptırdı. Bu tapınağın girişindeki kabartmalardan biri, Ninurta'nın bir canavarı kovalamasını gösteriyor ve bugün British Museum'da.

Lugal-e: Asag'a karşı

"Lugal-e ud me-lam-bi nir-gal", yani "Kral, ihtişamı yüce fırtına". Bu şiir, yedi yüzden fazla satırıyla Sümer edebiyatının en uzun mitolojik şiirlerinden biri. Ninurta'nın dağlardaki bir canavar olan Asag'a karşı savaşını anlatıyor. Asag, taşlardan oluşan bir ordunun başında. Dağlarda doğmuş, taşlarla evlenmiş ve taşlardan çocukları olmuş. Kentleri yağmalıyor, ağaçları kurutuyor, suyu kirletiyor.

Ninurta'nın konuşan bir silahı var: Şarur. Şarur, düşmanı uzaktan izleyen, Enlil'e haber götürüp getiren, Ninurta'ya tavsiyeler veren bir silah. Mezopotamya'da silahlara ad verilmesi alışılmış bir şeydi, ama konuşan ve kahramanına akıl veren bir silah bana hâlâ çok ilginç geliyor. Modern fantastik edebiyattaki konuşan kılıçların çok uzak bir atası.

Ninurta Asag'ı yeniyor. Asag'ın ölümüyle birlikte dağlardaki sular serbest kalıyor. Ama suyun Dicle'ye akması için düzenlenmesi gerekiyor. Ninurta taşları yığarak bir set yapıyor ve suyun nehirlere yönelmesini sağlıyor. Tarlalar sulanıyor, tahıl yetişiyor. Savaş tanrısı burada bir sulama mühendisine dönüşüyor.

Annesinin adı

Ninurta, taşlardan yaptığı bu dağa annesinin adını veriyor. Annesi Ninmah, oğlunun zaferini görmek için dağlara geliyor ve Ninurta ona şöyle diyor: "Hanımım, sen dağlara geldin. Benim yığdığım bu tepenin adı Hursag olsun, sen de onun hanımı ol." Böylece annesinin adı Ninhursag, yani "Dağın Hanımı" oluyor.

Bu, Ninhursag adının kökeni için anlatılan mitolojik açıklama. Tarihsel olarak tanrıçanın bu adla daha önce de anıldığı biliniyor, ama şiir bu adı Ninurta'nın zaferine bağlayarak anne ile oğul arasında bir bağ kuruyor. Bu tür köken açıklamaları Mezopotamya mitlerinde çok yaygın.

Taşların yargılanması

Şimdi baştaki sahneye geliyoruz. Asag'ın ordusundaki taşlar yenildikten sonra, Ninurta her birini tek tek yargılıyor. Kendisine karşı savaşan taşları lanetliyor, yanında duranları ödüllendiriyor. Örneğin bir taş, Asag'ın yanında savaştığı için "senin yerin sürekli ayak altı olsun" cezasını alıyor. Diorit gibi değerli taşlar ise ödüllendiriliyor: "Kral kendine uzun ömür için bir heykel yaptıracak, sen o heykel olacaksın."

Bu sahne çok ilginç bir şeyi açıklıyor: Mezopotamya'da neden bazı taşların değerli, bazılarının sıradan olduğunu. Akademisyenler bu bölümü bir tür doğa bilgisi sınıflandırması olarak okuyor. Sümerler taşların özelliklerini, kullanım alanlarını ve kökenlerini mitolojik bir çerçevede ezberliyordu. Gudea heykellerinin neden diyoritten yapıldığını düşünürseniz, bu satırlar çok somut bir anlam kazanıyor.

Anzu ve Kader Tabletleri

Ninurta'nın bir diğer büyük savaşı Anzu'ya karşı. Anzu, aslan başlı dev bir kartal. Bu mitin Akkadca versiyonu Asur ve Sultantepe'den çıkan tabletlerden biliniyor. Hikâyede Anzu, Enlil banyo yaparken onun Kader Tabletleri'ni çalıyor. Bu tabletler evrenin düzenini belirleyen güçtü; kim onları tutarsa tanrıların kaderini belirleyebiliyordu.

Tanrılar meclisi telaşa kapılıyor. Önce Adad'a, sonra Gerra'ya, sonra Şara'ya Anzu'yla savaşmaları teklif ediliyor, hepsi reddediyor. Sonunda Ea, tanrıçalar ana tanrıçasının oğlu Ninurta'yı öneriyor. Ninurta yola çıkıyor ama ilk saldırısı başarısız oluyor; Anzu'nun elindeki tabletler sayesinde oklar geri dönüyor, "kamış kamışlığına, yay ormanına, kiriş koyunun bağırsağına dön" diye bağırıyor.

Bu sahne bana çok ilginç geliyor. Anzu, nesneleri kökenlerine geri gönderebiliyor. Ok yeniden kamışa, yay yeniden ağaca dönüşüyor. Kader Tabletleri'nin gücü bu: Her şeyin nereden geldiğini bilen, onu oraya geri döndürebilir.

Ninurta Ea'dan yeni bir tavsiye alıyor: Anzu'nun kanatlarını kes, rüzgâr kanatlarını taşısın. Anzu kanatlarının yere düştüğünü görünce "kanadım, kanadım" diye bağırıyor ve büyüsü bozuluyor. Ninurta onu öldürüyor ve tabletleri geri alıyor.

Nippur'a dönüş

"Angim" adlı Sümerce şiir, Ninurta'nın zaferlerinden sonra Nippur'a dönüşünü anlatıyor. Ninurta savaş arabasıyla, yendiği canavarların ganimetleriyle, büyük bir gösterişle kente yaklaşıyor. Enlil'in veziri Nuska onu karşılıyor ve sakinleşmesini, babasını korkutmamasını rica ediyor. Ninurta silahlarını bırakıyor ve babasının tapınağına barış içinde giriyor.

Bu sahne bence çok anlamlı. Savaşçı, kente girerken savaşçılığını kapıda bırakmalı. Bazı araştırmacılar bu şiirin bir tören metni olduğunu, Ninurta heykelinin Nippur'a dönüşünü kutlayan bir alay için okunduğunu düşünüyor.

Çiftçinin Öğütleri

Ninurta'nın çiftçi yüzünü en iyi gösteren metin, "Çiftçinin Öğütleri" adlı Sümerce bir metin. Bir babanın oğluna tarla işleri hakkında verdiği öğütleri içeriyor: tarlanın nasıl sulanacağı, nasıl sürüleceği, tohumun nasıl ekileceği, hasadın nasıl kaldırılacağı. Metnin sonunda bu öğütlerin Ninurta'ya ait olduğu söyleniyor: "Bunlar Enlil'in oğlu Ninurta'nın öğütleri."

Bu metin, dünyanın en eski tarım rehberlerinden biri olarak biliniyor. Kramer onu "ilk çiftçi almanağı" olarak tanımlamıştı. Burada savaşçı tanrı, tarlada çalışan bir çiftçinin öğretmeni. Pulluk ve kılıç aynı tanrının elinde.

Eşi kim: Gula mı, Baba mı?

Ninurta'nın eşi de kaynaklara göre değişiyor. Nippur geleneğinde eşi Nintinugga ya da Gula, yani şifa tanrıçası. Lagaş'ta Ningirsu'nun eşi Baba. Zamanla bu tanrıçalar da birbirine karıştı. Savaşçı bir tanrının şifacı bir tanrıçayla evli olması bana çok anlamlı geliyor: Biri yarayı açıyor, öbürü kapatıyor. Asur'da Ninurta tapınaklarının yakınında Gula için de sunaklar bulunması bu ikilinin birlikte düşünüldüğünü gösteriyor.

Nimrod meselesi

Ninurta ile ilgili en çok konuşulan konulardan biri, Tevrat'taki Nimrod'la bağlantısı. Yaratılış kitabında Nimrod "Rabbin önünde güçlü bir avcı" olarak anılıyor ve Babil, Akkad ve Asur kentlerinin kurucusu olarak geçiyor. Bazı araştırmacılar Nimrod adının Ninurta'dan türediğini öne sürüyor. Kalhu'nun bugünkü adı da Nimrud. Ama bu ad, Ortaçağ'da Arapların bu yıkıntılara verdiği bir ad ve Ninurta'yla bağlantısı dolaylı. Nimrod'u Tukulti-Ninurta gibi bir Asur kralıyla eşleştirenler de var. Konu hâlâ tartışmalı.

Türkiye'de Nemrut Dağı'nın adı da forumlarda sıkça bu bağlantıyla anılıyor. Oysa Adıyaman'daki Nemrut Dağı'ndaki heykeller, Kommagene kralı I. Antiokhos'un MÖ 1. yüzyılda yaptırdığı bir anıt mezara ait ve Ninurta'yla doğrudan bir ilgisi yok. Ad, sonradan halk geleneğinde Nemrut efsanesiyle ilişkilendirilmiş.

Sitchin'in Ninurta'sı

Sitchin'e göre Ninurta, Enlil'in varisi ve Anunnaki'nin baş savaşçısı. Anzu ile savaşı, bir uzay kontrol merkezini ele geçiren bir isyancıya karşı yapılan bir hava savaşı olarak yorumluyor. Anzu'nun kanatları, Sitchin'e göre bir uçağın kanatları; Kader Tabletleri ise bir tür bilgisayar ya da veri merkezi.

Bu yorumu ilk okuduğumda gülümsedim, ama sonra şunu düşündüm: Kader Tabletleri gerçekten de "bilgi güç demektir" fikrinin çok eski bir ifadesi. Sitchin bu fikri teknoloji diliyle anlatıyor, Mezopotamyalılar mitoloji diliyle. Akademik okumada ise Kader Tabletleri, Mezopotamya'nın yazıya ve kayda verdiği değerin kozmik bir yansıması. Tanrılar bile kaderlerini tabletlere yazıyordu.

Forumlarda Ninurta

İngilizce forumlarda Anzu, son yıllarda dinozor meraklılarının da ilgisini çekiyor, çünkü Kuzey Amerika'da bulunan bir dinozor türüne Anzu wyliei adı verildi. Bir kullanıcı bu adı görünce mitolojiyi araştırmaya başladığını yazmıştı. Böyle yollardan antik metinlere ulaşan insanları görmek bana keyif veriyor.

Türkçe tarafta ise en çok sorulan şey, Ninurta ile Ningirsu'nun aynı tanrı olup olmadığı. Bu sorunun kısa cevabı "zamanla öyle oldular." Uzun cevabı ise Lagaş ile Nippur'un siyasi ilişkilerinde saklı.

Benim aklımda kalan

Ninurta'yı düşündüğümde aklımda hep o taş sahnesi kalıyor. Büyük bir zaferden sonra oturup taşlarla konuşan bir tanrı. Bana zaferin asıl anlamının yargılamak değil, düzen kurmak olduğunu düşündürüyor. Her şeyin yerini belirlemek, her şeye bir görev vermek.

Siz bir müzede diyorit bir heykel gördüğünüzde artık onun Ninurta'nın ödüllendirdiği taş olduğunu hatırlayacak mısınız? Bence hatırlamaya değer.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap