Giriş yap
🏺 Anunnaki

Ninsun: Oğlunun rüyalarını yorumlayan yaban ineği

Gılgamış Destanı'nı okuyan herkes Gılgamış'ı, Enkidu'yu, Huvava'yı, Utnapiştim'i hatırlar. Ama destanın en sıcak karakterlerinden birini çoğu kişi unutur: Gılgamış'ın annesi Ninsun. Oğlunun gördüğü garip rüyaları dinleyen, ona Enkidu'nun geleceğini haber veren, oğlu tehlikeli bir yolculuğa çıkarken çatıya çıkıp güneş tanrısına yalvaran bir anne. Ben Ninsun'u, destanın kalbinin attığı yerlerden biri olarak görüyorum.

Yaban ineğinin hanımı

Ninsun, Sümercede "Yaban İneğinin Hanımı" demek. Bazen tam adıyla Ninsumuna ya da Rimat-Ninsun, yani "Yaban ineği Ninsun" olarak anılıyor. Sığırlar Mezopotamya'da zenginliğin, sütün ve bereketin kaynağıydı. Bir anne tanrıçanın inek olarak tasavvur edilmesi, Mısır'daki Hathor gibi başka kültürlerde de karşımıza çıkıyor.

Ninsun'un kocası Lugalbanda, Uruk'un efsanevi kralı. Lugalbanda'yı ayrı bir yazıda anlatacağım; burada şu kadarı yeterli: Sümer Kral Listesi'nde Lugalbanda, Gılgamış'tan önce Uruk'ta hüküm sürmüş bir kral. Bu yüzden Gılgamış, bir insan kral babanın ve bir tanrıça annenin oğlu. Destanda "üçte ikisi tanrı, üçte biri insan" olarak tanıtılması da buradan geliyor.

Ninsun'un kült merkezi Uruk'un Kullab bölgesiydi. Ayrıca Lagaş yakınlarındaki Ku'ara kentiyle de ilişkilendiriliyor. Sarayının adı Egalmah, yani "Yüce Saray". Destanda Gılgamış annesini görmeye gittiğinde bu saraya gidiyor.

Ur'un krallarının annesi

Ninsun'un tarihsel önemi, Gılgamış'la sınırlı değil. Ur'un Üçüncü Hanedanı'nın kralları, özellikle Ur-Nammu ve Şulgi, kendilerini Ninsun'un çocukları olarak tanıtıyordu. Şulgi'nin ilahilerinde "Ninsun'un oğlu" ve "Gılgamış'ın kardeşi" ifadeleri geçiyor. Bu, bir hanedanın meşruiyetini efsanevi bir kahramana ve onun tanrısal annesine bağlamanın bir yoluydu.

Bu bana çok ilginç geliyor. Gerçek krallar, efsanevi bir kahramanın kardeşi olduklarını söyleyerek kendi güçlerini meşrulaştırıyorlardı. Ninsun burada bir aile bağının tanrısal kaynağı. Ur'un kralları, Uruk'un efsanelerine sahip çıkıyordu.

Rüyaların yorumcusu

Babil versiyonunda, yani Sin-leqi-unnini'nin derlediği on bir tabletlik standart versiyonda, Gılgamış iki rüya görüyor. Birincisinde gökten bir taş, bir göktaşı düşüyor. Taş o kadar ağır ki Gılgamış onu kaldıramıyor. Uruk halkı taşın etrafında toplanıyor, onu öpüyor. Gılgamış taşı bir kadın gibi sevip okşuyor ve annesinin ayaklarına getiriyor. İkinci rüyasında ise Uruk sokaklarında bir balta görüyor, yine onu çok seviyor ve annesine getiriyor.

Ninsun her iki rüyayı da yorumluyor: Bu taş ve bu balta, senin yanına gelecek bir dost. Güçlü bir arkadaş, seni zorda bırakmayacak biri. Onu bir eş gibi seveceksin. Bu dost, Enkidu.

Bu yorum çok güzel. Rüyada göğün ağır bir parçası düşüyor ve Ninsun onu bir dostluk müjdesi olarak okuyor. Gılgamış henüz Enkidu'yla tanışmamış, ama annesi bu dostluğun geleceğini biliyor. Bazı araştırmacılar, "taş" ve "balta" kelimelerinin Akkadcada "erkek fahişe" ve "kahraman" kelimeleriyle ses benzerliği taşıdığını ve rüyada bir kelime oyunu yapıldığını düşünüyor.

Çatıdaki dua

Ninsun'un destandaki en etkileyici sahnesi, üçüncü tablette. Gılgamış ve Enkidu, Sedir Ormanı'na gidip Huvava'yı öldürmeye karar vermişler. Gılgamış annesine gidiyor ve ona planını anlatıyor. Ninsun'un tepkisi şu: Odasına giriyor, sabun bitkisiyle yıkanıyor, bedenine yakışan bir elbise giyiyor, göğsüne yakışan bir süs takıyor, başına tacını koyuyor. Sonra merdivenden çatıya çıkıyor ve güneş tanrısı Şamaş'a tütsü yakıp yalvarıyor.

Duası çok dokunaklı: "Neden oğlum Gılgamış'a huzursuz bir yürek verdin? Şimdi ona dokundun, o da uzak bir yola gidecek, Huvava'nın yerine. Bilmediği bir savaşla karşılaşacak, bilmediği bir yolda yürüyecek. Gittiği günden döndüğü güne kadar, sen ona göz kulak ol."

Bu dua, Mezopotamya edebiyatının en insani satırlarından biri. Bir tanrıça, başka bir tanrıya oğlu için yalvarıyor. Tanrı olması, onu bir anne kaygısından kurtarmıyor. Ve dikkatinizi çekerim: Ninsun, Gılgamış'ın bu yolculuğa çıkmasının nedenini Şamaş'ta arıyor. "Ona huzursuz bir yürek verdin." Bir anne, oğlunun maceracı ruhunu bile bir tanrının işi olarak görüyor.

Enkidu'yu evlat edinme

Duadan sonra Ninsun bir şey daha yapıyor. Enkidu'yu çağırıyor ve onu evlat ediniyor. Boynuna bir kolye takıyor ve şöyle diyor: "Güçlü Enkidu, sen benim rahminden doğmadın, ama ben seni evlat ediniyorum." Sonra Enkidu'dan, Gılgamış'ı korumasını ve onu sağ salim geri getirmesini istiyor.

Bu sahne, dostluğun aile bağına dönüştüğü an. Enkidu bozkırda hayvanlarla büyümüş, annesi babası olmayan biri. Ninsun ona bir anne oluyor. Destanın ilerleyen bölümlerinde Enkidu öldüğünde, Gılgamış'ın acısı bu yüzden bir kardeş acısı.

Sümerce şiirlerde Ninsun

Sümerce Gılgamış şiirlerinde de Ninsun anılıyor, ama daha az. "Gılgamış ve Huvava" şiirinde Gılgamış, kendini "yaban ineği Ninsun'un oğlu" olarak tanıtıyor. "Gılgamış'ın Ölümü" şiirinde ise Gılgamış rüyasında tanrılar meclisinin önüne çıkıyor ve ölümlü olduğu, ama yeraltında bir yargıç olacağı ona bildiriliyor. Bu metinde de annesinin adı geçiyor.

Bu şiirlerin bir kısmı, Gılgamış'ın tarihsel bir kral olarak yaşadığı ve sonradan tanrılaştırıldığı fikrini destekliyor. Ninsun'un annelik rolü, bu tanrılaştırmanın bir aracı olabilir.

Hattuşa'daki Gılgamış

Ninsun'un hikâyesi sadece Mezopotamya'da okunmadı. Çorum'daki Boğazköy'de, Hitit başkenti Hattuşa'nın arşivlerinde, Gılgamış Destanı'nın Akkadca, Hititçe ve Hurrice parçaları bulundu. Hititçe versiyon, destanın Anadolu'ya uyarlanmış, kısaltılmış bir anlatımı. Bu versiyonda da Gılgamış'ın tanrılar tarafından nasıl biçimlendirildiği anlatılıyor ve annesinin rolü yine öne çıkıyor.

Hitit katipleri, Mezopotamya edebiyatını büyük bir merakla kopyaladı ve kendi dillerine çevirdi. Gılgamış'ın Hattuşa'da okunması, bu destanın Bronz Çağı'nda bir tür "uluslararası klasik" olduğunu gösteriyor. Megiddo'da, bugünkü İsrail'de, bir Gılgamış parçası bulunması da aynı şeyi söylüyor. Ninsun'un çatıdaki duası, belki Hattuşa'da bir Hitit katibinin dilinde de yankılandı.

Bu fikri çok seviyorum: Çorum'un tepelerinde, üç bin beş yüz yıl önce, birisi Uruklu bir annenin oğlu için ettiği duayı okuyordu. Hattuşa'dan çıkan bu tabletlerin bir kısmı bugün Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde.

İnek ve buzağı

Ninsun'un yaban ineği olması, onu oğluyla bağlayan bir imge daha yaratıyor. Gılgamış destanın başında "yaban boğası" olarak anılıyor: Uruk'un yaban boğası, güçlü, durdurulamaz. Annesi yaban ineği, oğlu yaban boğası. Bu hayvan imgeleri, Sümer kraliyet ilahilerinde sık sık kullanılıyordu. Kral, halkının çobanı ama aynı zamanda bir boğa gibi güçlüydü.

Sitchin'in Ninsun'u

Sitchin, Gılgamış'ın "üçte ikisi tanrı" olmasını, Ninsun'un bir Anunnaki tanrıçası olmasıyla açıklıyor. Ona göre Gılgamış, bir Anunnaki ile bir insanın karışımından doğan bir melezdi ve ölümsüzlük arayışı, annesinin halkının ölümsüzlüğüne ulaşma çabasıydı. Sitchin ayrıca Gılgamış'ın Sedir Ormanı'na gidişini, Lübnan'daki bir iniş alanına ulaşma girişimi olarak yorumluyor.

Akademik okumada "üçte ikisi tanrı" ifadesi, kahramanın olağanüstü niteliklerini vurgulayan bir edebi ifade. Matematiksel olarak tuhaf; bir anne ve bir babadan nasıl üçte iki pay çıkar? Bazı araştırmacılar bunun Lugalbanda'nın da tanrılaştırılmış olmasıyla ilgili olabileceğini düşünüyor. Hurri versiyonundaki farklı ifadeler de bu oranın sabit bir öğreti değil, bir şiirsel abartı olduğunu gösteriyor.

Gılgamış'ın mezarı

Ninsun konusunu açınca forumlarda hep bir başka konu da açılıyor: Gılgamış'ın mezarı. 2003'te, Alman arkeologların Uruk'ta yaptığı manyetometre çalışmaları sonrasında, bazı medya kuruluşları "Gılgamış'ın mezarı bulundu" diye haber yaptı. Bu haberler, Fırat'ın eski yatağında, "Gılgamış'ın Ölümü" şiirinde anlatılan nehir yatağı mezarına benzeyen bir yapı bulunduğu iddiasına dayanıyordu.

Ama kazıyı yürüten ekibin kendisi, bu yapının Gılgamış'ın mezarı olduğunu iddia etmediklerini, sadece bazı yapıların şiirdeki tasvirle karşılaştırılabileceğini söylediklerini açıkladı. Yani "bulundu" haberleri bir abartıydı. Bu haber bugün hâlâ forumlarda kanıt olarak paylaşılıyor.

Forumlarda Ninsun

Ninsun hakkında forumlarda en çok konuşulan şey, aslında annelik. Bir kitap forumunda, Gılgamış Destanı'nı okuyan biri, en çok Ninsun'un çatıdaki duasından etkilendiğini yazmıştı. Altına gelen yorumlarda, birçok kişi kendi annelerinin benzer kaygılarını hatırladıklarını anlatıyordu. Bir yorumcu, "dört bin yıl geçmiş, anneler hiç değişmemiş" diye yazmıştı.

İngilizce forumlarda ise Ninsun'un evlat edinme sahnesi, LGBT okumalarında da tartışılıyor. Gılgamış ve Enkidu'nun ilişkisinin doğası, Ninsun'un onu "bir eş gibi seveceksin" diye yorumlaması üzerinden yorumlanıyor. Bu konu akademik literatürde de tartışılıyor ve farklı görüşler var.

Son söz

Ninsun'u düşündüğümde, aklıma hep o çatı geliyor. Bir annenin, gece yarısı çatıya çıkıp göğe bakarak oğlu için dua etmesi. Bunu dört bin yıl önce bir şair yazmış ve biz bugün hâlâ okuyoruz.

Sizin hayatınızda bir Ninsun var mı? Rüyalarınızı dinleyen, yolculuğa çıkarken arkanızdan dua eden biri? Varsa, bugün onu aramak için iyi bir gün olabilir.

Ben bu yazıyı bitirdikten sonra annemi aradım. Ona Ninsun'u anlattım. Güldü ve "her anne biraz öyledir" dedi. Belki de dört bin yıllık bir destanın en kalıcı yanı, tam da böyle sade bir cümlede saklı.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap