Ninlil'in iki hikâyesi: Bir kanal kıyısı ve bir evlenme teklifi
Aynı kadının hayatının iki farklı biyografisini okuduğunuzu düşünün. Birinde başına gelen şey zorla yaşanmış bir olay, diğerinde saygılı bir evlilik teklifi. Ninlil'in hikâyesi tam olarak böyle. Sümer edebiyatında Enlil ile Ninlil'in birlikteliğini anlatan iki ayrı metin var ve bu iki metin birbirinden çok farklı. Bu farkı konuşmadan Ninlil'i anlamak bence mümkün değil.
Ninlil kim?
Ninlil, Enlil'in eşi. Adı "Rüzgârın Hanımı" ya da "Havanın Hanımı" olarak çevrilebiliyor; Enlil'in adındaki "lil" ile aynı kök. Yani adı, kocasının adının dişil bir yansıması gibi. Bazı araştırmacılar bu nedenle Ninlil'in başlangıçta bağımsız bir tanrıça olmadığını, Enlil'in eşi olarak sonradan "üretildiğini" düşünüyor. Ama elimizdeki metinler ona kendine ait bir hikâye ve bir karakter veriyor.
Annesi Nunbaşegunu, ya da bazı metinlerde Nisaba. Babası ise bazı listelerde Haia. Kült merkezi Nippur'da, Enlil'in tapınağının yanındaydı; ayrıca Nippur yakınlarındaki Tummal adlı bir yerde kendine ait bir tapınağı vardı. Tummal Yazıtı adlı bir metin, bu tapınağın hangi krallar tarafından onarıldığını sırayla sayıyor; listede Gılgamış'ın adı da geçiyor. Bu yazıt, Gılgamış'ın tarihsel bir kral olup olmadığı tartışmasında sık sık anılıyor.
Birinci hikâye: Kanal kıyısı
"Enlil ve Ninlil" adlı şiir Nippur'un tasviriyle açılıyor: Nippur kenti, onun kutsal kanalı, nehir kıyısı. Ninlil genç bir kız. Annesi ona bir uyarıda bulunuyor: "Kutsal kanalda yıkanma, Nunbirdu kanalının kıyısında yürüme. Enlil seni görür, gözü üzerinde olur, seni öpmek ister." Bu uyarıya rağmen Ninlil kanala gidiyor.
Enlil onu görüyor ve onunla konuşmak istiyor. Ninlil reddediyor; "benim vulvam küçük, öpüşmeyi bilmiyor" gibi açık bir dille kendini savunuyor. Enlil, veziri Nuska'dan bir kayık istiyor ve Ninlil'le kayıkta birlikte oluyor. Şiir bunu açıkça zorla yapılmış bir şey olarak anlatıyor. Ninlil hamile kalıyor ve karnındaki çocuk ay tanrısı Suen, yani Nanna.
Sürgün
Bu olaydan sonra şiirin en şaşırtıcı sahnesi geliyor. Enlil, Kiur'da, yani Nippur'un kutsal alanında yürürken, elli büyük tanrı ve yedi kader tanrısı onu yakalıyor. "Enlil, ahlaksız Enlil, kentten çıksın!" diyorlar. Yeryüzünün en güçlü tanrısı, kendi kentinden sürgün ediliyor.
Bu sahne bana her seferinde çok önemli geliyor. Sümer dünyasında en yüksek tanrı bile meclisin kararlarına tabiydi ve yaptığı bir suç için cezalandırılabiliyordu. Bu, Mezopotamya'nın adalet ve hukuk anlayışının mitolojideki yansıması. Kral da tanrı da yasaların üstünde değildi, en azından teoride.
Ninlil'in peşinden gitmesi
Enlil yeraltına doğru yola çıkıyor. Ve Ninlil, onun peşinden gidiyor. "Enlil, nereye gidersen ben de geleceğim" diyor. Bu karar, şiirin en çok tartışılan noktalarından biri. Neden peşinden gidiyor? Karnındaki çocuğun babasıyla birlikte olmak için mi? Bir tür sadakat mi? Yoksa o dönemin toplumsal kurallarına göre başka bir seçeneği mi yoktu?
Yolculuk sırasında Enlil üç kez kılık değiştiriyor. Önce kentin kapı bekçisi, sonra yeraltı nehrinin adamı, sonra kayıkçı kılığına giriyor. Her seferinde Ninlil ona soruyor: "Efendin Enlil nereye gitti?" Enlil kim olduğunu söylemiyor ve Ninlil'e karnındaki çocuğun yeraltına gitmemesi için, kendisiyle, yani kılık değiştirmiş adamla birlikte olmasını öneriyor. Her birlikteliğin sonucunda bir tanrı doğuyor: Nergal ya da Meslamtaea, Ninazu ve Enbilulu.
Bu yapı çok ilginç. Bu üç tanrı yeraltıyla bağlantılı tanrılar. Böylece Nanna gökte kalabiliyor; onun yerine kardeşleri aşağıya gidiyor. Bir anlamda Ninlil, ilk çocuğunu kurtarmak için diğerlerini veriyor. Bu bana İnanna'nın yerine Dumuzi'nin gitmesini hatırlatıyor: Mezopotamya'nın yeraltı kuralı, her çıkış için bir bedel.
İkinci hikâye: Sud'a evlenme teklifi
Şimdi ikinci metne geçelim. "Enlil ve Sud" adlı şiir bambaşka bir ton taşıyor. Burada Enlil hâlâ bekar ve eş arıyor. Ereş kentinde Sud adlı bir genç kız görüyor; Nisaba'nın kızı. Enlil ona yaklaşıyor ve biraz kaba bir şekilde konuşuyor. Sud ona kızıyor ve evine dönüyor.
Bu kez Enlil zor kullanmıyor. Bunun yerine veziri Nuska'yı çağırıyor ve Sud'un annesine resmi bir evlilik teklifi göndermesini istiyor. Nuska, Ereş'e gidiyor, Nisaba'ya Enlil'in teklifini iletiyor. Ardından çeyiz geliyor: hayvanlar, değerli taşlar, tereyağı, peynir, bal, şarap. Sud'un annesi kabul ediyor ve kızını kutsuyor.
Sud Nippur'a getiriliyor, Enlil'le evleniyor ve ona yeni bir ad veriliyor: Ninlil. Ayrıca doğumun ve yazının tanrıçası olarak yetkiler veriliyor. Şiir, Sud'un Ninlil oluşunu bir terfi gibi anlatıyor.
Nuska'nın rolü
İki hikâyede de ortak bir figür var: Enlil'in veziri Nuska. Birinci metinde kayığı hazırlayan, ikincisinde evlenme teklifini götüren o. Yani aynı yardımcı, bir hikâyede suça, diğerinde düğüne aracılık ediyor. Bu bana Mezopotamya saraylarındaki vezirlerin gücünü düşündürüyor. Efendinin isteğini yerine getiren, ama bunu nasıl yapacağına bazen kendisi karar veren biri. "Enlil ve Sud"da Nuska'nın Nisaba'nın evinde nasıl davrandığı uzun uzun anlatılıyor: Eşikte nasıl durduğu, ne söylediği, hediyeleri nasıl sunduğu. Bu ayrıntılar, Sümer toplumunda bir evlilik teklifinin nasıl yapıldığını gösteren nadir kaynaklardan biri. Nuska'yı ayrı bir yazıda daha ayrıntılı anlatacağım; o da kendi başına ilginç bir karakter.
İki hikâye neden var?
Akademisyenler bu iki metnin neden bu kadar farklı olduğunu farklı biçimlerde açıklıyor. Bir görüşe göre "Enlil ve Sud", daha sonra yazılmış ve "Enlil ve Ninlil"deki rahatsız edici olayları düzeltme amacı taşıyan bir metin. Yani Enlil'in imajını iyileştirmek için yazılmış bir tür alternatif biyografi.
Başka bir görüşe göre ise iki metin farklı gelenekleri yansıtıyor. Biri Nippur'un yerel hikâyesi, diğeri Ereş kentinin tanrıçası Sud'un Nippur panteonuna nasıl katıldığını açıklayan bir hikâye. Sud'un Ninlil'le özdeşleştirilmesi, iki kentin dini geleneklerini birleştirmenin bir yolu.
Bir de üçüncü bir okuma var: Bu iki metin, evliliğin iki farklı biçimini, zorla ve rızayla yapılan evlilikleri karşılaştırıyor olabilir. "Enlil ve Ninlil"de suçlu sürgün ediliyor, "Enlil ve Sud"da ise doğru yol izleniyor ve herkes mutlu oluyor. Belki de bu metinler okul öğrencilerine sosyal kuralları da öğretiyordu.
Asur'da Mullissu
Asur döneminde Ninlil'in adı Mullissu oldu ve Asur'un baş tanrısı Aşur'un eşi olarak görüldü. Asurlular kendi tanrılarını Enlil'le eşleştirdikleri için, Enlil'in eşi de Aşur'un eşi oldu. Ninova'da Mullissu'ya adanmış önemli bir tapınak vardı. Asarhaddon ve Asurbanipal dönemindeki kehanet metinlerinde, Mullissu krala anne şefkatiyle konuşan bir tanrıça olarak görünüyor: "Seni dizimde taşıyacağım, korkma."
Bu kehanet metinleri bana çok etkileyici geliyor. Bir zamanlar kanal kıyısında bir kız olarak anlatılan tanrıça, yüzyıllar sonra imparatorluğun koruyucu annesine dönüşmüş. Tanrıların da bir yaşam öyküsü var gibi.
Sitchin'in Ninlil'i
Sitchin, "Enlil ve Ninlil" hikâyesini Anunnaki'nin kendi aralarındaki ahlak kurallarının bir kanıtı olarak sunuyor. Ona göre Enlil, Anunnaki'nin komutanıydı ve suçu nedeniyle Anunnaki mahkemesi tarafından sürgün edildi. Ninlil ise Sitchin'in anlatısında bir hemşire ya da sağlık görevlisi. Sürgünden sonra Enlil'in Ninlil'le evlenmesi, cezanın affedilmesi olarak yorumlanıyor.
Sitchin'in bu hikâyeyi bir mahkeme olarak okuması aslında akademik okumayla bir noktada örtüşüyor: Tanrılar meclisi gerçekten de bir yargı organı gibi davranıyor. Ama Sitchin'in eklediği ayrıntılar, yani hemşirelik görevi, Enlil'in uzay gemisiyle sürgüne gitmesi, metinlerde bulunmuyor. Metinlerde Enlil yürüyerek, kapılardan geçerek, nehirleri aşarak gidiyor. Bunlar yeraltına iniş yolunun klasik durakları.
Forumlarda Ninlil
Bu şiir son yıllarda forumlarda ve sosyal medyada çok tartışıldı. Bazı okuyucular, Enlil'in yaptığını bugünkü kavramlarla tanımlayıp onu kınıyor. Bazıları ise "bu eski bir metin, bugünün ahlakıyla yargılanamaz" diyor. Ben bu iki tutumun arasında bir yerde duruyorum. Metnin kendisi Enlil'i zaten yargılıyor; tanrılar meclisi onu sürgün ediyor. Yani dört bin yıl önceki dinleyiciler de bu davranışın yanlış olduğunu düşünüyordu. Bunu görmek, eski metinleri anlamak açısından bence çok önemli.
Bir Reddit başlığında bir kullanıcı şunu yazmıştı: "Ninlil'in Enlil'in peşinden gitmesi beni rahatsız ediyor." Altına gelen bir cevapta biri, şiirin Ninlil'i pasif bir kurban olarak değil, kendi kararlarını veren biri olarak anlattığını hatırlatıyordu. Kılık değiştiren Enlil'le her karşılaşmada Ninlil soruyor, düşünüyor ve karar veriyor. Bu okuma beni de düşündürdü.
Benim sorum
Ninlil'in iki hikâyesini yan yana koyunca, Mezopotamya'nın da kendi mitleriyle bir tür tartışma içinde olduğunu görüyorum. Bir hikâye yazılmış, sonra başka biri onu düzeltmek istemiş. Bu, bugün bizim yaptığımızdan çok da farklı değil. Biz de eski hikâyeleri yeniden anlatıyor, yeniden yorumluyor, bazen düzeltiyoruz.
Siz hangi Ninlil'i daha gerçek buluyorsunuz? Kanal kıyısındaki genç kızı mı, yoksa çeyizle karşılanan gelini mi? Belki ikisi de aynı kadının hayatının farklı anlatımları. Ve belki de asıl ilginç olan, iki anlatımın da günümüze kadar ulaşmış olması.
Giriş yap