Ninkasi ve tayın listeleri: Biranın tanrıçası maaş bordrosunda
Mezopotamya'da bir işçinin maaş bordrosu nasıl görünürdü? Bu soruyu ilk sorduğumda, cevabın gümüş olacağını sanıyordum. Değilmiş. Bordronun en sık geçen kalemlerinden biri arpa, bir diğeri ise bira. Ninkasi, bu yüzden sadece bir ilahinin değil, bir ekonominin de tanrıçası.
Ninkasi'yi daha önce ilahisi, tarifi ve meyhaneleri üzerinden anlatmıştım. Bu kez onu muhasebe tabletlerinin içinde aramak istiyorum. Tanrıçanın adı orada pek geçmiyor, ama onun ürettiği şey her satırda.
Kuşim'in tabletleri
Uruk'tan gelen en eski yazılı belgelerin büyük kısmı edebiyat değil, muhasebe. Bu proto-çivi yazısı tabletler, MÖ dördüncü binyılın sonlarına tarihleniyor. Tahıl, hayvan, işçi, kumaş miktarlarını kaydediyor.
Bu tabletlerin bir grubunda, sık sık tekrarlanan bir işaret dizisi var: Kuşim. Bazı araştırmacılar bunu bir kişi adı olarak okuyor. Eğer öyleyse, Kuşim tarihte adı bilinen en eski insanlardan biri. Başka araştırmacılar ise bunun bir unvan ya da bir kurumun adı olabileceğini söylüyor. Tartışma sürüyor.
Kuşim tabletlerinin içeriği ise ilginç. Belirli bir süre boyunca, belirli bir miktarda arpanın kaydı. Ve bu arpanın, bira yapımıyla ilişkili olduğu düşünülüyor. Yani yazının ilk kullanımlarından biri, bira için ayrılan tahılın hesabını tutmak.
Eğik ağızlı kaseler
Uruk döneminin arkeolojik buluntuları arasında, binlercesi bulunan kaba, kalıpla yapılmış kaseler var. Kenarları eğik kesilmiş oldukları için eğik ağızlı kaseler diye anılıyorlar. Mezopotamya'dan İran'a, Anadolu'ya kadar geniş bir alanda çıkıyorlar.
Bu kaselerin ne için kullanıldığı uzun süredir tartışılıyor. En yaygın görüşlerden biri, işçilere dağıtılan tahıl ya da ekmek tayınları için standart bir ölçü kabı olduğu. Bu görüşü destekleyen bir ipucu da yazıda. Proto-çivi yazısındaki "yemek" ya da "tayın" anlamına gelen işaret, bir insan başının önünde böyle bir kaseyi gösteriyor gibi.
Başka araştırmacılar ise bu kaselerin ekmek pişirmek ya da bira mayalamak için kullanıldığını öne sürüyor. Tartışma kesin bir sonuca ulaşmış değil. Ama her iki durumda da bu kaseler, büyük ölçekli bir yiyecek ve içecek dağıtımının izini taşıyor.
Ur III'te bira tayını
MÖ yirmi birinci yüzyılda, Ur III hanedanı döneminde Mezopotamya, belki de tarihin en ayrıntılı bürokrasisini kurdu. On binlerce idari tablet bu döneme ait. Girsu, Umma, Puzriş-Dagan ve Ur'dan gelen bu tabletler, işçilere, askerlere, habercilere, elçilere verilen tayınları kaydediyor.
Bu tayınların arasında bira düzenli olarak yer alıyor. Bir habercinin yola çıkarken aldığı ekmek, bira, yağ ve soğan kaydediliyor. Bir işçi grubuna verilen günlük bira miktarı yazılıyor. Bira, hem bir besin hem de bir ücret.
Bu kayıtlarda dikkatimi çeken bir şey var. Biranın türleri ayırt ediliyor. İyi bira, sıradan bira, farklı kalitede biralar. Ve bu farklı türler, alanın statüsüne göre değişiyor. Bir elçi, sıradan bir işçiden daha iyi bira alıyor.
Bira ustasının hesabı
Ur III tabletlerinde bira ustalarının da hesap verdiği görülüyor. Bir bira ustası, belirli bir miktar arpa ve malt alıyor ve karşılığında belirli bir miktar bira teslim etmek zorunda. Aradaki oran, idare tarafından belirlenmiş.
Bu sistem, bugünkü üretim normlarına benziyor. Usta, aldığı hammaddenin hesabını veriyor. Eğer teslim ettiği bira beklenenden azsa, eksik bir borç olarak kaydediliyor. Bazı ustaların borçları yıldan yıla birikiyor.
Robert Englund gibi araştırmacılar, bu hesap sistemini ayrıntılı olarak inceledi. Englund'un çalışmaları, Mezopotamya'da emek ve üretimin ne kadar sıkı bir şekilde ölçüldüğünü gösteriyor. Bir işçinin günlük emeği bile bir birim olarak hesaplanıyordu.
Bu hesap tabletlerini okurken, Ninkasi ilahisinin romantik dünyasından uzaklaşıyorum. İlahide bira, tanrıçanın elinden akan bir nehir gibi. Hesap tabletlerinde ise bir borç, bir kota, bir denetim. İkisi aynı içeceği anlatıyor, ama biri şarkı söylüyor, diğeri sayıyor. Ben ikisini birlikte okumadan Ninkasi'yi anlayamayacağımı düşünüyorum.
Alulu'nun makbuzu
British Museum'da, Ur'dan geldiği düşünülen küçük bir kil tablet var. MÖ yirmi birinci yüzyıla tarihleniyor. Tablet, bira yapımcısı Alulu adına düzenlenmiş bir makbuz ya da kayıt. Belirli bir miktar biranın alındığını gösteriyor.
Bu tablet, popüler kaynaklarda sık sık dünyanın en eski bira makbuzu olarak anılıyor. Bu ifade belki biraz abartılı, çünkü bira ile ilgili daha eski kayıtlar da var. Ama Alulu'nun adının bir tablette korunmuş olması, bana bu ekonominin içindeki insanları hatırlatıyor.
Haberci yolda
Ur III döneminin haberci tabletleri, bir yolculuğun izini sürmemi sağlıyor. Bir haberci, Girsu'dan Susa'ya ya da Ur'dan bir sınır kentine gidiyor. Her durakta, yol istasyonlarında, ona bir günlük azık veriliyor. Bu azık kaydediliyor. Haberci adı, yola çıktığı yer, gittiği yer, aldığı miktar.
Bu kayıtlarda bira, yolculuğun bir parçası. Haberci susadığında su değil bira içiyor. Elçiler, yabancı ülkelerden gelen ziyaretçiler, hepsi bira tayınıyla ağırlanıyor. Bira, bir misafirperverlik dili. Bir yabancıya bira vermek, onu ülkenin sofrasına kabul etmek demekti; tıpkı Enkidu'nun çobanların kampında ilk kupasını içtiği gibi.
Tanrıların bira payı
Tapınak ekonomisinde bira, tanrılara sunulan yiyeceklerin de bir parçasıydı. Tanrılara her gün iki ana öğün sunuluyordu: sabah ve akşam. Bu öğünlerde ekmek, et, meyve ve bira yer alıyordu. Geç dönem Uruk'tan gelen bir ritüel metin, Anu tapınağında tanrılara sunulan yiyecek ve içecekleri ayrıntılı olarak sayıyor.
Bu sunuların bir kısmı, tanrı "yedikten" sonra, tapınak personeli arasında paylaştırılıyordu. Rahipler, müzisyenler, bekçiler, hepsi kendi payını alıyordu. Bu paylar zamanla bir mülk gibi miras bırakılabilir, satılabilir hâle geldi. Tapınak payları, bir tür gelir hakkıydı.
Yani Ninkasi'nin ürettiği bira, önce tanrılara sunuluyor, sonra tanrıların hizmetkarlarına geçiyordu. Gökteki sofra ile yeryüzündeki maaş, aynı birayla bağlanıyordu.
Bira ve emek
Atrahasis'in başında tanrılar, kanal kazmaktan bıkıp greve gidiyor. Bu sahneyi grev yazısında anlatmıştım. Sonra insanlar yaratılıyor ve tanrıların yükünü üstleniyor. Tanrılar artık dinleniyor, insanlar çalışıyor.
Bu hikayeyi tayın listeleriyle birlikte okuyunca, bana bir şey çarpıcı geliyor. İnsanlar tanrılar için çalışıyor, tanrılar ise insanlara bira ve ekmek veriyor. Tapınak, bu alışverişin merkezi. Ninkasi, bu ekonominin içindeki tanrıça. Emeğin karşılığının bir kısmı onun elinden geçiyor.
Mezopotamyalı bir işçi için bira, bir lüks değil, bir ihtiyaçtı. Kalorisi yüksek, suya göre daha güvenli, ve günlük hayatın bir parçası. Ninkasi'ye yazılan ilahi, bu yüzden bir eğlence şarkısı olmaktan çok, bir emek şarkısı gibi de okunabilir.
Kadınlar ve kayıtlar
Ninkasi bir kadın tanrı. İlahisinde bira yapan da bir kadın. Ama Ur III tabletlerinde bira ustaları çoğunlukla erkek. Büyük tapınak ve saray mutfaklarında, bira üretimi bir erkek mesleğine dönüşmüş görünüyor.
Ev içinde ve küçük meyhanelerde ise bira yapımı kadınların elinde kalmaya devam etti. Kayıtlara geçen, büyük kurumların üretimi. Kayıtlara geçmeyen, evlerdeki gündelik üretim. Ninkasi belki de ikincisinin, yani kayda geçmeyenin tanrıçasıydı.
Sitchin ve bira
Sitchin'in anlatısında bira pek yer almıyor. Ama bazı Sitchin okurları, Anunnaki'nin insanlara tarımı ve bira yapımını öğrettiğini, bunun da insanları çalıştırmanın bir yolu olduğunu öne sürüyor.
Akademik yaklaşım ise biranın ortaya çıkışını tarımın gelişimiyle birlikte ele alıyor. Bazı arkeologlar, insanların tahıl yetiştirmeye başlamasının nedenlerinden birinin bira olabileceğini bile tartışıyor. Göbeklitepe'deki büyük taş teknelerde bira kalıntısı olup olmadığı da araştırılan konulardan biri, ama sonuçlar kesin değil.
Forumlarda bira ve maaş
Türkçe forumlarda Mezopotamya birası genellikle "dünyanın ilk birası" başlıklarıyla konuşuluyor. Bir başlıkta biri, Sümerlerin işçilere maaş olarak bira verdiğini yazmıştı. Bir başkası, bunun Mısır piramit işçileri için de söylendiğini ve iki geleneğin birbirine karıştırıldığını eklemişti.
İngilizce bir forumda ise Kuşim tartışması vardı. Bir kullanıcı, Yuval Noah Harari'nin kitabında Kuşim'in tarihte adı bilinen ilk insan olarak anıldığını yazmıştı. Bir başkası, bu iddianın akademide tartışmalı olduğunu hatırlatmıştı.
SohbeX teorisi: Bordrodaki tanrıça
Bu kısım spekülasyon. Ninkasi'nin adı muhasebe tabletlerinde nadiren geçiyor, ama belki de bu, onun en güçlü olduğu yer. Bir tanrının adı geçmeden onun ürünü her satırda varsa, belki de o tanrı ekonominin kendisine dönüşmüştür. Bu yorumu doğrudan destekleyen bir metin yok.
Okura soru
Ninkasi'yi düşündüğümde, artık sadece bir ilahinin tanrıçasını değil, bir işçinin günlük tayınında, bir habercinin yol azığında, bir rahibin payında var olan bir tanrıçayı görüyorum.
Siz maaşınızın bir kısmını bira olarak almak ister miydiniz? Ve sizce bir tanrının ekonomideki yeri, onun ilahilerdeki yerinden daha önemli olabilir mi?
Giriş yap