Ninkasi: Tarif olarak okunan bir ilahi
Bir ilahi düşünün. Bir tanrıçayı övüyor, ona hayranlık dolu sözler söylüyor. Ama her dizesinde, bir mutfakta yapılan bir işi anlatıyor: Hamuru kürekle karıştıran sensin. Kokulu bitkilerle tatlandıran sensin. Fırında pişiren sensin. Islatılmış maltı sulayan sensin. Mayşeyi hasırların üzerine seren sensin.
Bu, "Ninkasi'ye İlahi". Yaklaşık MÖ 1800 civarında, Eski Babil döneminde yazıya geçirilmiş bir Sümer metni. Ve birçok kişiye göre, dünyanın bilinen en eski bira tariflerinden biri. Ennugi yazısında, Mezopotamya'nın küçük, belirli bir işe atanmış tanrılarından bahsetmiş ve Ninkasi'yi ileride anlatacağımı söylemiştim. İşte o yazı.
Biranın hanımı
Ninkasi adı Sümercede "ağzı dolduran hanım" anlamına geliyor gibi görünüyor, ama bu yorum kesin değil. O, biranın tanrıçası. Bira, Mezopotamya'da sadece bir içki değildi; günlük beslenmenin bir parçasıydı. İşçilerin ücretleri arpa ve bira olarak ödeniyordu. Tapınaklarda tanrılara bira sunuluyordu. Ekmek ile bira, Mezopotamya'nın iki ana besin kaynağıydı.
Ninkasi'nin anne ve babası, bazı metinlere göre Enki ve Ninti. Ninti, Ninhursağ yazısında anlattığım Dilmun hikayesinde, Enki'nin kaburgasını iyileştirmek için yaratılan tanrıça. Bu soy ağacı, biranın bir şifa kaynağı olarak da düşünüldüğünü gösteriyor olabilir. Bazı metinlerde Ninkasi'nin dokuz çocuğu var ve her birinin adı, biranın bir özelliğini ya da bir etkisini anlatıyor.
Ninkasi, büyük bir kentin tanrıçası değildi. Kendi büyük tapınağı yoktu. Ama her evde, her mutfakta, her meyhanede vardı. Bu bana çok anlamlı geliyor. Bazı tanrılar tapınaklarda yaşar, bazıları ise mutfaklarda.
İlahinin adımları
İlahinin metni, Nippur'dan gelen tabletlerde korunmuş. Miguel Civil, 1964'te bu metni yayımladı ve bir bira tarifi olarak yorumladı. İlahi, bira yapımının adımlarını şu sırayla anlatıyor gibi görünüyor.
Önce bappir hazırlanıyor. Bappir, bir tür bira ekmeği. Arpadan yapılan, bal ve hurmayla tatlandırılan, fırında pişirilen bir hamur. Sonra arpa ıslatılıyor ve filizlendiriliyor; bu malt. Malt kurutuluyor. Sonra bappir ile malt, suyla karıştırılıp bir mayşe oluşturuluyor. Mayşe hasırların üzerine yayılıyor ve soğutuluyor. Sonra büyük bir fermantasyon kabına konuyor. En sonunda, bira süzülüyor ve sunuluyor.
İlahinin son kısmı çok güzel. Ninkasi, süzülmüş birayı fermantasyon kabından döktüğünde, bunun "Dicle ile Fırat'ın akışı gibi" olduğu söyleniyor. Biranın akışı, iki büyük nehrin akışına benzetiliyor. Mezopotamya'nın can damarlarıyla biranın akışı aynı imgede buluşuyor.
Bir tarif mi?
Ama burada dikkatli olmak gerekiyor. Ninkasi İlahisi, gerçekten bir tarif mi? Akademide bu konu tartışılıyor. Bir görüşe göre, metin bira yapımının adımlarını anlatsa da, bir tarif kitabı gibi miktarlar, süreler, sıcaklıklar vermiyor. Bir tarif değil, bir övgü. Bira yapımını bilenler için tanıdık adımların şiirsel bir anlatımı.
Bir başka görüşe göre, bu tür ilahiler, okuma yazma bilmeyen bira yapımcılarının sözlü olarak öğrendiği adımları akılda tutmanın bir yoluydu. Şarkı söyleyerek iş yapmak, birçok geleneksel toplumda görülen bir yöntem. Ninkasi İlahisi, bir çalışma şarkısı olabilir.
Bence ikisi de doğru olabilir. Bir metin hem bir övgü, hem de bir hatırlatıcı olabilir. Siz hiç bir tarifi, bir şarkıyla ya da bir tekerlemeyle öğrendiniz mi? Annenizden, büyükannenizden duyduğunuz bir ölçü, bir sıra?
1989'da yeniden
1989'da, San Francisco'daki Anchor Brewing şirketi, Ninkasi İlahisi'ne dayanarak bir bira yaptı. Bu proje, Pennsylvania Üniversitesi'nden arkeolog Solomon Katz ile birlikte yürütüldü. Bira yapımcısı Fritz Maytag, ilahideki adımları izlemeye çalıştı. Bappir pişirildi, hurma ve bal eklendi, ve sonuç "Ninkasi" adıyla küçük bir miktarda üretildi.
Bu bira, bir konferansta sunuldu ve antik usulle, uzun kamış pipetlerle içildi. Bu deneme, deneysel arkeolojinin eğlenceli bir örneği olarak sık sık anılıyor. Elbette sonucun MÖ 1800'deki birayla aynı olup olmadığını bilmek imkansız. Kullanılan arpa çeşitleri, maya, su, hepsi farklıydı. Ama bir metnin, binlerce yıl sonra bir mutfakta yeniden canlandırılması bana çok etkileyici geliyor.
Pipetle içilen bira
Mezopotamya birası, bugünkü biralardan çok farklıydı. Süzülmemiş, yoğun, içinde arpa kabukları ve tortu yüzen bir içkiydi. Bu yüzden pipetle içiliyordu. Pipet, kabukların ve tortunun ağza girmesini engelliyordu.
Bu pipetleri, silindir mühürlerde ve kabartmalarda görebiliyoruz. İki kişi, büyük bir küpün karşısında oturuyor ve uzun pipetlerle aynı küpten içiyor. Bu sahne, Erken Hanedanlar döneminden itibaren çok yaygın. Bir şölen, bir kutlama, bir dostluk sahnesi.
Ur'un kraliyet mezarlarında, Leonard Woolley'nin 1920'lerdeki kazılarında, altından ve lapis lazuliden yapılmış bir içme pipeti bulundu. Bu pipet, Kraliçe Puabi'nin mezarına ait. Bir kraliçe bile birasını pipetle içiyordu. Bu bulgu bana çok şey anlatıyor: Bira, sadece işçilerin değil, kralların da içkisiydi. Sadece pipetin malzemesi değişiyordu.
Gılgamış'ta bira
Gılgamış Destanı'nda bira, uygarlığın sembollerinden biri. Enkidu, vahşi hayvanlarla birlikte yaşayan bir adamken, Şamhat onu uygarlığa getiriyor. Şamaş yazısında bu sahneye değinmiştim. Çobanların kampında Enkidu'ya ekmek ve bira sunuluyor.
Enkidu bunları daha önce hiç görmemiş. Ekmeği nasıl yiyeceğini, birayı nasıl içeceğini bilmiyor. Şamhat ona öğretiyor: Ekmeği ye, Enkidu, bu hayatın gereği. Birayı iç, bu ülkenin âdeti. Enkidu yedi kupa bira içiyor. Ruhu coşuyor, yüzü parlıyor, şarkı söylemeye başlıyor. Sonra kıllı vücudunu yıkıyor, yağ sürüyor ve bir insan oluyor.
Bu sahne, biranın Mezopotamya'da ne anlama geldiğini çok iyi gösteriyor. Bira, vahşi ile uygar arasındaki sınırı belirleyen bir şey. Bira içen, uygar bir insandır.
Meyhane ve kadınlar
Mezopotamya'da bira yapımı ve satışı, uzun süre kadınların işiydi. Meyhaneciler, Akkadcada sābītu, çoğunlukla kadındı. Hammurabi Kanunları'nda meyhanecilerle ilgili maddeler var. Bir madde, meyhanecinin birayı tahıl yerine gümüşle sattığı ve fiyatı düşürdüğü durumda cezalandırılacağını söylüyor. Bir başka madde ise, meyhanesinde suçluların toplandığını yetkililere bildirmeyen meyhanecinin ölümle cezalandırılacağını söylüyor.
Gılgamış Destanı'nda da bir meyhaneci var: Siduri. Gılgamış, ölümsüzlüğü ararken dünyanın kenarında Siduri'nin meyhanesine ulaşıyor. Siduri ona çok ünlü bir öğüt veriyor. Eski Babil versiyonunda korunan bu öğüt şöyle: Karnını doyur, gece gündüz eğlen, temiz giysiler giy, başını yıka, elini tutan çocuğa bak, karını kucağında mutlu et. İnsanın payı budur.
Ninkasi, bu meyhaneci kadınların tanrıçasıydı. Bir ev hanımının, bir meyhanecinin, bir tapınak bira ustasının tanrıçası. Sessiz ama her yerde.
Sitchin ve Ninkasi
Sitchin'in kitaplarında Ninkasi çok az yer tutuyor. Ama Anunnaki teorisini izleyen bazı yazarlar, tarımın ve bira yapımının Anunnaki tarafından insanlara verildiğini öne sürüyor. Bu yorumda Ninkasi, Anunnaki'nin "fermantasyon uzmanı" ya da bir besin teknoloğu olarak görülüyor. Bazı popüler kaynaklarda, biranın Anunnaki'nin insanları sakinleştirmek ya da çalıştırmak için verdiği bir içecek olduğu bile iddia ediliyor.
Akademik tablo, bira yapımının çok daha eski olduğunu gösteriyor. Güneydoğu Anadolu'daki bazı Neolitik yerleşimlerde, özellikle Göbekli Tepe'de, büyük taş kaplarda fermantasyon yapılmış olabileceğine dair kalıntılar bulunduğu öne sürüldü. Bu yorum tartışmalı, ama bazı araştırmacılar bira yapımının, tahılın evcilleştirilmesinin nedenlerinden biri olabileceğini bile düşünüyor. İsrail'deki Raqefet Mağarası'nda, Natufiyen kültürüne ait yaklaşık on üç bin yıllık taş havanlarda bira yapımına işaret edebilecek kalıntılar bulundu. Yani bira, Sümer kentlerinden binlerce yıl önce vardı.
Ninkasi İlahisi, bu çok eski bir bilginin, Sümerlilerin kendi dillerinde ve kendi tanrıçalarıyla anlatılmış hali. Bir hediye değil, binlerce yıllık bir birikimin şarkısı.
Forumlarda Ninkasi
Türkçe forumlarda Ninkasi, genellikle ev bira yapımcılarının forumlarında konuşuluyor. Bir ev birası forumunda biri, Ninkasi İlahisi'ne dayanan bir tarif denediğini yazmıştı. Bappir yapmanın zor olduğunu, ama sonucun beklenmedik derecede içilebilir olduğunu anlatmıştı. Bir başka katılımcı, hurma ve balın biraya ilginç bir tatlılık kattığını eklemişti.
Bir Reddit başlığında ise "Mezopotamyalılar ne kadar bira içiyordu?" diye sorulmuştu. Bir kullanıcı, işçi rasyonlarını kaydeden tabletlerden örnekler vermiş ve günlük bira payının işçinin rütbesine göre değiştiğini açıklamıştı. Bir başkası, Mezopotamya birasının alkol oranının muhtemelen düşük olduğunu, bunun daha çok bir besin içeceği olduğunu yazmıştı.
Bir başka başlıkta, ABD'de Ninkasi adını taşıyan bir bira fabrikasının varlığı tartışılıyordu. Bir katılımcı, bir Sümer tanrıçasının adının bugün bir bira markasında yaşamasının çok güzel bir süreklilik olduğunu yazmıştı.
SohbeX teorisi: Mutfaktaki ilahiler
Spekülatif bir gözlem. Belki Ninkasi İlahisi, yazıya geçmiş tek mutfak ilahisi değildi; sadece korunmuş olanıydı. Belki Mezopotamya'nın evlerinde, ekmek pişirirken, yün eğirirken, dokuma yaparken söylenen çok sayıda iş şarkısı vardı. Bunların çoğu hiç yazıya geçmedi, çünkü katipler onları yazmaya değer bulmadı. Ninkasi İlahisi, bu kayıp şarkılar dünyasının bize ulaşan küçük bir parçası olabilir. Bunun kanıtı yok; sadece bir boşluğa bakarken aklıma gelen bir soru.
Okura soru
Ninkasi'yi düşünürken, büyükannemin mutfağını düşünüyorum. Hamur yoğururken mırıldandığı şarkılar, ölçüleri gözüyle yapması, tarifleri hiç yazmadan bilmesi.
Sizin ailenizde yazılmadan aktarılan bir tarif var mı? Bir ekmek, bir turşu, bir reçel. Belki de onu bir gün yazıya geçirmek, binlerce yıl önce bir Nippur katibinin yaptığı şeyi yapmak olur.
Giriş yap