Ninhursag ve Dilmun: Sekiz bitki, bir lanet ve "kaburganın hanımı"
Sümer mitleri arasında bazıları vardır ki, okurken kafanızda bir film başlar ama film ilerledikçe ne izlediğinizden emin olamazsınız. "Enki ve Ninhursag" adlı şiir benim için tam olarak böyle. Saf bir cennet tasviriyle açılıyor, sonra ardı ardına gelen tuhaf doğumlar, yasak bitkiler, bir lanet ve bir iyileşme sahnesiyle devam ediyor. Bu metin, yüz yıldır hem akademisyenlerin hem de alternatif tarih meraklılarının en sevdiği metinlerden biri. Neden öyle olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Kim bu Ninhursag?
Ninhursag adı genelde "Dağın Hanımı" diye çevriliyor. "Nin" hanım, "hursag" ise dağ, dağlık ülke ya da tepelik alan anlamına geliyor. Bazı metinlerde bu ad ona oğlu Ninurta tarafından verilmiş; Ninurta dağlardaki düşmanlarını yendikten sonra taşları yığıp bir tepe yapıyor ve annesine bu tepenin hanımı adını veriyor. Bu hikâye "Lugal-e" adlı uzun şiirde anlatılıyor.
Ninhursag, Sümer'in büyük ana tanrıçalarından biri. Doğum, bereket, hayvanların ve bitkilerin büyümesi onunla bağlantılı. Kralların yazıtlarında bazen "Ninhursag'ın sütüyle beslenmiş" diye anılan hükümdarlar var. Lagaş kralı Eannatum'un Akbabalar Steli'nde bu ifade geçiyor. Bu, kralın tanrısal bir anne tarafından büyütüldüğünü söylemenin bir yolu.
Kült merkezlerinden biri Keş adlı bir kent; yeri bugün hâlâ tam olarak bilinmiyor. Bir diğeri Adab. Ayrıca Ubaid yakınlarındaki Tell al-Ubaid'de ona adanmış bir tapınağın kalıntıları bulunmuş. Bu tapınağın cephesini süsleyen bakır boğa ve aslan başlı kartal kabartması bugün British Museum'da.
Dilmun: Temiz ülke
Şiir Dilmun'u anlatarak başlıyor. Dilmun, Mezopotamya kaynaklarında Basra Körfezi'nde bir yer olarak geçiyor. Arkeologlar ve tarihçiler büyük ölçüde onu bugünkü Bahreyn ve çevresiyle eşleştiriyor. Bahreyn'de bulunan binlerce mezar höyüğü ve Qal'at al-Bahrain'deki kazılar, Dilmun'un gerçek bir ticaret merkezi olduğunu gösteriyor. Mezopotamya ile Hindistan arasındaki deniz ticaretinde önemli bir duraktı.
Ama şiirdeki Dilmun bir ticaret limanı değil, saf ve temiz bir ülke. Orada kuzgun bağırmıyor, aslan öldürmüyor, kurt kuzu kapmıyor. Hastalık yok, yaşlılık yok. Göz ağrısı çeken "gözüm ağrıyor" demiyor, yaşlı kadın "ben yaşlıyım" demiyor. Okurken insanın aklına hemen bir cennet tasviri geliyor.
Tek bir eksik var: tatlı su. Ninsikila, yani Dilmun'un hanımı, Enki'den su istiyor. Enki de Utu'nun yardımıyla yerin altından tatlı su çıkarıyor ve Dilmun yeşilleniyor. Bahreyn'deki tatlı su kaynakları düşünülünce, bu satırların bir coğrafi gerçeği yansıtıyor olması çok olası. Ada, denizin ortasında yeraltından fışkıran tatlı sularıyla ünlüydü.
Doğumlar zinciri
Sonra hikâye garipleşiyor. Enki, Ninhursag'la birlikte oluyor ve dokuz gün sonra Ninsar adlı bir kız doğuyor. Ninsar nehir kıyısında yürürken Enki onu görüyor ve ondan da bir kız oluyor: Ninkurra. Aynı şey tekrar ediyor ve Ninkurra'dan Uttu doğuyor. Uttu, dokuma tanrıçası. Ninhursag bu kez araya giriyor ve Uttu'yu uyarıyor. Uttu, Enki'den hediye olarak salatalık, elma ve üzüm istiyor. Enki bunları getiriyor.
Bu bölüm modern okur için çok rahatsız edici. Akademisyenler de bu bölümün nasıl okunacağı konusunda farklı görüşlere sahip. Bir kısmı bunu bereket ve bitki yetiştirme döngüsünün mitolojik bir anlatımı olarak görüyor. Her yeni kuşak tanrıça, toprağın, bitkinin, liflerin ve dokumanın ortaya çıkışını temsil ediyor olabilir. Thorkild Jacobsen gibi araştırmacılar, bu zinciri tatlı suyun toprağı döllemesi ve bitkilerin peş peşe yetişmesiyle ilişkilendirmişti.
Sekiz bitki
Ninhursag, Uttu'dan Enki'nin tohumunu alıyor ve onu toprağa koyuyor. Topraktan sekiz bitki çıkıyor. Enki, veziri Isimud'la birlikte bu bitkileri görüyor ve her birinin ne olduğunu sormaya başlıyor. Isimud her bitkiyi kesip ona veriyor, Enki de yiyor. Böylece Enki, bitkilerin "kaderini belirliyor", yani onları tanıyor ve adlandırıyor.
Ninhursag bunu öğrendiğinde çok öfkeleniyor. "Ölünceye kadar ona yaşam gözüyle bakmayacağım" diye lanet ediyor ve ortadan kayboluyor. Enki hastalanıyor. Bedeninin sekiz yerinde ağrı başlıyor. Tanrılar çaresiz kalıyor, Enlil üzülüyor. Sonunda bir tilki araya giriyor ve Ninhursag'ı geri getirebileceğini söylüyor.
Tilkinin nasıl başardığı metnin kırık kısmında. Ama Ninhursag geri dönüyor, Enki'yi kendi bedenine yakın oturtuyor ve onun ağrıyan her organı için bir tanrı doğuruyor. Her tanrının adı, ağrıyan organın adıyla bir kelime oyunu içeriyor.
Kaburga ve Havva
Bu kelime oyunlarından biri, yüzyıldır tartışılan bir bağlantının kaynağı. Enki "kaburgam ağrıyor" diyor. Kaburga Sümercede "ti". Ninhursag, kaburgası için Ninti adlı bir tanrıça doğuruyor. Ninti adı hem "kaburganın hanımı", hem de "ti" kelimesinin bir diğer anlamıyla "hayat veren hanım" olarak okunabiliyor.
Samuel Noah Kramer, bu kelime oyununun Tevrat'taki Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratılması hikâyesinin arkasında olabileceğini öne sürdü. Ona göre Sümercedeki "kaburga" ve "hayat" kelime oyunu, sonraki geleneklerde unutulmuş ama "kaburga" kısmı kalmıştı. Havva'nın adı da İbranicede "hayat" kelimesiyle ilişkilendiriliyor. Bu bağlantı çok çekici ve popüler kitaplarda sıkça tekrarlanıyor.
Ama her akademisyen buna katılmıyor. Bazıları, kelime oyununun Sümerceden İbraniceye geçişinin kanıtlanamadığını, iki metin arasında binlerce yıl ve farklı diller olduğunu hatırlatıyor. Benim gönlüm Kramer'in yorumuna kayıyor ama bunun bir hipotez olduğunu unutmamak gerekiyor.
Alternatif anlatılarda Ninhursag
Sitchin'in kitaplarında Ninhursag, ya da onun deyişiyle Ninharsag, Anunnaki'nin baş tıp görevlisi. İnsanın yaratılışında Enki'nin yanında çalışan bilim insanı. Dilmun ise bazı yazarlara göre bir uzay limanı ya da Sina Yarımadası'nda bir yer. Sekiz bitki meselesi de genetik örnekler, ya da yasak bilgi olarak yorumlanıyor.
Reddit'te bir başlıkta bir kullanıcı, Enki'nin bitkileri yemesini "yetkisiz deney" olarak tarif etmişti. Ninhursag'ın öfkesini de bir laboratuvar müdürünün öfkesine benzetiyordu. Bu benzetme bana komik geldi ama bir yandan da şunu düşündürdü: Her çağ, eski mitleri kendi kelimeleriyle anlatıyor. Bizim çağımız bunu laboratuvar ve deney kelimeleriyle yapıyor.
Akademik okumada ise Enki'nin bitkileri yemesi, onları "bilmesi" ve adlandırması olarak görülüyor. Bitkilerin özelliklerini öğrenen, onlara kader biçen bir bilgelik tanrısı. Ninhursag'ın öfkesi ise, kendi yarattığı şeyin onun izni olmadan sahiplenilmesine karşı bir tepki. Bu tepki bana hem anne hem de toprak olarak Ninhursag'ın konumunu çok iyi anlatıyor gibi geliyor.
Bir iyileşme hikâyesi olarak
Bu şiiri bir şifa metni olarak okumak da mümkün. Mezopotamya tıbbında belirli bitkilerle belirli organlar arasında bağlantılar kuruluyordu. Sekiz organ ve sekiz tanrı, belki de tıp okullarında ezberlenen bir listenin mitolojik bir çerçeveye oturtulmuş hali. Bazı araştırmacılar bu ihtimali tartışıyor.
Ben bu okumayı seviyorum, çünkü hikâyenin sonunu daha anlamlı kılıyor. Ninhursag öfkesinden vazgeçiyor ve iyileştiriyor. Bir lanetle başlayan şey, bir şifayla bitiyor. Bu da bana Mezopotamya'nın ana tanrıçalarının hem cezalandıran hem de iyileştiren güçler olarak düşünüldüğünü hatırlatıyor.
Tablet nerede?
Şiirin en iyi korunmuş kopyası Nippur'da bulunmuş ve bugün Philadelphia'daki Pennsylvania Üniversitesi Müzesi'nde. Metin, Eski Babil döneminde, yani MÖ 1800'ler civarında kopyalanmış. Asıl bestelendiği tarih daha eski olabilir ama bunu kesin olarak bilmiyoruz. Kramer, 1945'te bu şiiri "Enki and Ninhursag: A Sumerian Paradise Myth" başlığıyla yayımladı. Başlıktaki "cennet" kelimesi o günden beri metne yapışıp kaldı. Bugün Oxford'un hazırladığı Elektronik Sümer Edebiyatı Külliyatı'nda (ETCSL) metnin tam İngilizce çevirisi ücretsiz okunabiliyor. Merak edenlere oradan okumalarını öneririm; kırık satırlar köşeli parantezle gösteriliyor ve hangi kısımların yeniden kurgulandığı hemen görülüyor.
Forumlarda neler soruluyor?
Ekşi Sözlük'te ve bazı Türkçe forumlarda en sık sorulan şey, Dilmun'un Aden bahçesi olup olmadığı. Bir kullanıcı "her şey buradan kopya" diye yazmış, bir başkası da iki hikâyenin yapısının aslında çok farklı olduğunu, Dilmun'da insan bile bulunmadığını hatırlatmış. Bu ikinci yorum bence çok yerinde. Dilmun'da yasak meyveyi yiyen bir insan değil, bir tanrı. Cezayı veren de bir tanrıça. Benzerlikler var ama birebir değil. İngilizce forumlarda ise tilki figürü çok ilgi çekiyor; tilkinin neden seçildiği, Mezopotamya hikâyelerinde kurnaz hayvanların rolü üzerine uzun yazışmalar var.
Sonunda
Bu metni her okuyuşumda farklı bir yerinde takılıyorum. Bir okuyuşta Dilmun'un saf güzelliği, bir başkasında tilkinin kurnazlığı, bir başkasında kaburga kelime oyunu. Bu kadar katmanlı bir metnin dört bin yıl önce yazılmış olması beni hep şaşırtıyor.
Siz Dilmun'u nerede hayal ediyorsunuz? Bahreyn'in yeraltı kaynaklarında mı, bir cennet tasvirinde mi, yoksa başka bir yerde mi? Bence hepsi aynı anda doğru olabilir. Bazı yerler hem haritada hem de insanların hayallerinde aynı anda var olur.
Bir dahaki yazıda bu kez yeraltına ineceğiz. Ama Dilmun'un tatlı suyu bir süre daha aklımda kalacak gibi görünüyor.
Giriş yap