Ningişzida ve meclis: Büyük masada sizin adınıza konuşan tanrı
Büyük bir kurumda bir işiniz olduğunu düşünün. Dilekçenizi veriyorsunuz, ama kimse sizi tanımıyor. Dosyanız yığının altında kalıyor. Sonra içeride sizi tanıyan biri, bir akraba ya da eski bir arkadaş, dosyanızı alıp yetkilinin masasına koyuyor ve "bu benim tanıdığım, bir bakın" diyor. Her şey değişiyor.
Mezopotamya'da her insanın böyle bir tanıdığı vardı: kişisel tanrısı. Ningişzida, bu kişisel tanrıların en ünlü örneklerinden biri. Lagaş hükümdarı Gudea, Ningişzida'yı kendi tanrısı olarak anıyordu. Ningişzida'yı sarmal yılanları ve iyi ağacın efendisi kimliğiyle daha önce anlatmıştım. Bu kez kişisel tanrı fikrini, tanrılar meclisiyle bağlantısı içinde ele almak istiyorum. Çünkü kişisel tanrı, bir insanın büyük meclisteki avukatıydı.
Gudea'nın tanıştırılması
Gudea'nın Ningişzida ile ilişkisini gösteren en güzel eser, Louvre'daki Ningişzida'ya adanmış adak kabı değil; asıl sahne, Gudea'nın silindir mühür baskısında ve bir stel parçasında. Bu tür sahnelerde Gudea, elinden tutulan bir figür olarak görülüyor. Onu elinden tutan Ningişzida, omuzlarından yılan başları çıkan bir tanrı. Ningişzida, Gudea'yı tahtında oturan daha büyük bir tanrının, büyük ihtimalle Ningirsu'nun ya da Enki'nin, önüne götürüyor.
Bu sahne, Mezopotamya sanatında "tanıştırma sahnesi" olarak bilinen bir türün örneği. Bir insan, kendi kişisel tanrısı tarafından büyük bir tanrının huzuruna çıkarılıyor. İnsan doğrudan büyük tanrıya gidemiyor. Bir aracıya, bir tanıdığa ihtiyacı var.
Ur'un üçüncü hanedanı döneminden kalan binlerce silindir mühürde bu sahne tekrar tekrar görülüyor. Mühür sahibi, kişisel tanrısı ya da bir koruyucu tanrıça tarafından, oturan bir tanrının ya da tanrılaşmış bir kralın önüne getiriliyor. Bu kadar yaygın olması, bunun sadece kralların değil, sıradan memurların ve tüccarların da inancı olduğunu gösteriyor.
Siz hiç bir kapıdan sadece bir tanıdık sayesinde geçtiniz mi? Ben geçtim. Ve o an, Mezopotamyalıların neden kişisel tanrılarına bu kadar bağlı olduğunu biraz daha iyi anladım.
Kişisel tanrı ne yapar?
Mezopotamya'da her insanın bir kişisel tanrısı ve bir kişisel tanrıçası olduğuna inanılıyordu. Bu tanrılar genellikle ailenin tanrılarıydı; babadan oğula geçiyordu. Kişisel tanrı, insanın içinde yaşıyor, onu koruyor, ona şans getiriyordu.
Bir insan kişisel tanrısını kızdırırsa, tanrı onu terk ediyordu. Ve terk edilen insan, hastalıklara, kötü ruhlara, talihsizliklere açık hale geliyordu. Mezopotamya'nın büyü ve tıp metinlerinde, hastalığın nedeni olarak sık sık "tanrısı onu terk etti" ifadesi geçiyor.
Ama kişisel tanrının en önemli görevi, insanı büyük tanrılar karşısında savunmaktı. Büyük tanrılar, meclislerinde insanların kaderini belirliyordu. Sıradan bir insan bu meclise ulaşamazdı. Ama onun kişisel tanrısı, meclisin alt sıralarında da olsa bir yer bulabilir, onun adına bir söz söyleyebilirdi.
Bir adam ve tanrısı
Bu düşünceyi en dokunaklı biçimde anlatan metin, Sümerce Bir Adam ve Tanrısı adlı şiir. Bazen "Sümer Eyüp'ü" olarak da anılıyor. Bu şiirde adı verilmeyen bir adam, büyük acılar çekiyor. Hastalık, yoksulluk, dostlarının ihaneti. Ve kişisel tanrısına yakarıyor.
Adam, acılarını uzun uzun anlatıyor. Ama ilginç olan şu: Tanrısını suçlamıyor. Aksine, kendi bilmediği bir günahı olabileceğini kabul ediyor. Şiirde geçen bir düşünce, hiçbir çocuğun anasından günahsız doğmadığı yönünde.
Şiirin sonunda tanrı adamın gözyaşlarını kabul ediyor ve onu acılarından kurtarıyor. Kötü ruhları uzaklaştırıyor, hastalığını iyileştiriyor, mutluluğunu geri veriyor.
Bu metinde büyük meclis görünmüyor. Ama adamın derdi, aslında büyük meclisin bir kararı. Kişisel tanrı, o kararı yumuşatmak için aracılık ediyor. Bu metin, Eyüp kitabından çok daha önce yazılmış. Mezopotamya'nın acı ve adalet hakkındaki düşüncelerinin en erken örneklerinden biri.
Ludlul: Marduk'un elinden kurtulan adam
Benzer bir tema, Akkadça bir metinde daha da ayrıntılı işleniyor: Ludlul bel nemeqi, yani "Bilgelik efendisini öveceğim". Bu metinde Şubşi-meşre-Şakkan adlı bir adam, tanrısının ve tanrıçasının onu terk ettiğini anlatıyor. Kralın gözünden düşüyor, malları elinden alınıyor, hastalanıyor, yatağa düşüyor.
Adam, neden bu acıları çektiğini anlamaya çalışıyor. Bu metnin en ünlü satırlarından biri, tanrıların iradesinin insanlar tarafından anlaşılamayacağını söylüyor. Bir insana iyi görünen şey tanrıya kötü, bir insana kötü görünen şey tanrıya iyi görünebilir. Göğün içindeki tanrıların düşüncesini kim bilebilir?
Sonunda Marduk, adamı affediyor. Rüyalarda ona ulaklar gönderiyor ve hastalığını iyileştiriyor. Adam, Babil'e gidip Esagila'nın kapılarından geçiyor ve her kapıda bir kurtuluş yaşıyor.
Bu metinde kişisel tanrının terk etmesi ve geri dönüşü, büyük tanrı Marduk'un kararına bağlanıyor. Yani zincir şöyle işliyor: Marduk karar veriyor, kişisel tanrı ya terk ediyor ya da geri dönüyor, insan da buna göre ya acı çekiyor ya da kurtuluyor.
Ningişzida'nın özel konumu
Ningişzida'yı diğer kişisel tanrılardan ayıran şey, onun aynı zamanda yeraltı ile ilişkili bir tanrı olması. Ur-Nammu'nun Ölümü metninde Ningişzida, yeraltında hediyeler alan tanrılardan biri. Adapa mitinde ise Dumuzi ile birlikte Anu'nun kapısında bekliyor. Dumuzi yazısında bu kapı bekçiliğini anlatmıştım.
Yani Ningişzida, hem yeraltında hem göğün kapısında. Hem bir kralın kişisel tanrısı, hem büyük tanrıların kapı bekçisi. Bu çoklu konum, onu ideal bir aracı yapıyor. Hangi kapıya giderseniz gidin, Ningişzida orada olabilir.
Gudea'nın Ningişzida'yı kendi tanrısı olarak seçmesi, belki de bu yüzdendi. Bir hükümdar, hem yaşarken hem öldükten sonra güçlü bir aracıya ihtiyaç duyuyordu. Ningişzida, her iki dünyada da kapıları açabilecek bir tanrıydı.
Neden aracıya ihtiyaç var?
Bu soruyu düşünmek bence önemli. Neden Mezopotamyalılar doğrudan büyük tanrılara dua etmek yerine kişisel tanrılara güveniyordu? Bir açıklama, büyük tanrıların çok uzak ve çok meşgul olarak düşünülmesi. Enlil'in, An'ın, Enki'nin, binlerce insanın tek tek dertleriyle ilgilenecek vakti yoktu.
Bir başka açıklama, Mezopotamya toplumunun yapısıyla ilgili. Bu toplumda her şey aracılar ve ilişkiler üzerinden işliyordu. Bir köylü, krala doğrudan ulaşamazdı. Ama yerel yöneticisine, o da valiye, vali de krala ulaşabilirdi. Tanrılar dünyası da bu modelle düşünülmüştü.
Eski Babil döneminden kalan mektuplarda, insanların tanrılara mektup yazdığı da görülüyor. Bazı mektuplar, kişisel tanrıya hitaben yazılmış ve tapınağa bırakılmış. Bu mektuplarda insanlar, tanrılarından büyük tanrılar nezdinde aracılık etmelerini istiyor. Bu tür bir belge, kişisel tanrı inancının ne kadar somut olduğunu gösteriyor.
Sitchin'in Ningişzida'sı
Sitchin'in anlatısında Ningişzida, Enki'nin oğlu ve Anunnaki'nin genetik uzmanı. Sitchin, Ningişzida'nın sembolü olan iç içe geçmiş iki yılanı, DNA'nın çift sarmalı olarak yorumluyor. Ayrıca Ningişzida'yı Mısır tanrısı Thoth ile ve Orta Amerika'nın Quetzalcoatl'ı ile eşleştiriyor.
Ningişzida yazısında bu DNA iddiasını ayrıntılı ele almıştım. Burada kişisel tanrı açısından bir şey eklemek istiyorum: Sitchin'in anlatısında kişisel tanrı fikri neredeyse hiç yok. Onun Anunnaki'si, büyük politik ve bilimsel projelerle uğraşan bir yönetici sınıf. Ama Mezopotamyalıların gündelik dininde en önemli tanrılar, belki de bu kişisel tanrılardı. Her evin, her ailenin kendi tanrısı.
Akademik yorum, kişisel tanrı inancını Mezopotamya dininin en kişisel ve duygusal yanı olarak görüyor. Büyük tanrılar devletin, kişisel tanrılar ise bireyin dini. Ve Ningişzida, bu iki dünyanın bir hükümdar tarafından nasıl birleştirildiğinin örneği.
Forumlarda kişisel tanrı
Türkçe forumlarda kişisel tanrı kavramı pek bilinmiyor. Bir din tarihi forumunda biri, Mezopotamya'daki kişisel tanrı inancının, sonraki dinlerdeki koruyucu melek fikrinin atası olabileceğini öne sürmüştü. Bir başka katılımcı, bu bağlantının kurulmasının cazip ama doğrudan bir aktarım zincirinin kanıtlanmasının zor olduğunu yazmıştı.
İngilizce bir forumda ise Ludlul tartışılıyordu. Bir kullanıcı, "göğün içindeki tanrıların düşüncesini kim bilebilir" satırının, insanlık tarihinin ilk agnostik ifadelerinden biri olduğunu yazmıştı. Bir başkası, bunun agnostisizm değil, tanrının iradesine teslimiyet olduğunu, çünkü metnin sonunda adamın kurtulduğunu ve Marduk'u övdüğünü hatırlatmıştı. Ben ikinci yoruma katılıyorum, ama birincinin de o satırın sarsıcılığını iyi yakaladığını düşünüyorum.
SohbeX teorisi: Avukatlık bir meslek olmadan önce
Bu kısım spekülasyon. Belki Mezopotamya'nın kişisel tanrı inancı, hukuki temsil fikrinin dini bir öncülüydü. Bir insanın büyük bir mahkemede kendini savunamayacağı, onun adına konuşacak birine ihtiyacı olduğu fikri. Tanıştırma sahnelerindeki el tutma jesti, bir avukatın müvekkilini mahkemeye götürmesi gibi okunabilir. Bu, Mezopotamya'nın gerçek hukuk pratiği ile kurulmuş belgelenmiş bir bağ değil; sadece imgelerin benzerliğinden çıkan bir düşünce.
Kapanırken
Ningişzida'yı düşündüğümde, Gudea'nın elini tutan o yılanlı omuzlu tanrıyı görüyorum. Bir insanı büyük bir tahtın önüne götüren sakin bir el.
Sizin hayatınızda böyle bir el oldu mu? Sizi tanıyan, sizin adınıza konuşan, kapıları açan biri? Ve sizce bu kişi bir tanrı olmasa bile, onu kaybettiğinizde Mezopotamyalıların "tanrısı onu terk etti" dediği o boşluğu hissetmez misiniz?
Giriş yap