Giriş yap
🏺 Anunnaki

Ningişzida'nın sarmal yılanları: Gudea'nın kişisel tanrısı ve bir DNA iddiası

Louvre'daki Mezopotamya salonunda dolaşırken küçük, koyu yeşil bir taş kap gözünüze çarpabilir. Üzerinde birbirine sarılmış iki yılan var, bir asanın etrafında dolanıyor. Kenarlarında da kanatlı, yılan başlı iki yaratık bekliyor. Bu kap, MÖ 22. yüzyılda Lagaş kralı Gudea'nın kişisel tanrısı Ningişzida'ya adadığı bir sunu kabı. İnternette bu kabın fotoğrafını çok sık görürsünüz, çünkü bazılarına göre o sarmal yılanlar, DNA'nın çift sarmal yapısının dört bin yıl önceki bir tasviri. Gelin hem tanrıya, hem kaba, hem de o iddiaya birlikte bakalım.

İyi ağacın efendisi

Ningişzida adı Sümercede "İyi ağacın efendisi" anlamına geliyor. Bu ad, onun başlangıçta bir ağaç ya da bitki tanrısı olduğunu düşündürüyor. Bazı araştırmacılar, adındaki "ağaç"ın aslında bir ağacın kökleri, yani yeraltındaki kısmı olduğunu öne sürüyor. Bu da Ningişzida'nın yeraltıyla ilişkisini açıklıyor.

Ningişzida, yeraltının tanrılarından biri. Babası Ninazu, ki daha önce Ninlil yazısında Enlil ile Ninlil'in yeraltı yolculuğunda doğan çocuklardan biri olarak anmıştım. Eşi ise Geştinanna ya da bazı kaynaklarda Azimua. Kült merkezi Gişbanda adlı bir kentti, ama en önemli kült yeri Lagaş'tı, çünkü Gudea onu kendi kişisel tanrısı olarak seçmişti.

Kişisel tanrı nedir?

Mezopotamya'da her insanın bir kişisel tanrısı vardı. Bu tanrı, kişiyi koruyan, onun için büyük tanrıların önünde aracılık yapan bir tür koruyucu melekti. Mühürlerde sık sık bir sahne görülür: Bir kişisel tanrı, elinden tuttuğu bir insanı oturan büyük bir tanrının önüne götürür. Bu sahneye "sunum sahnesi" deniyor.

Gudea'nın kişisel tanrısı Ningişzida'ydı. Gudea'nın yazıtlarında ve heykellerinde bu bağ sık sık vurgulanıyor. Berlin'deki bir silindir mühür baskısında, Ningişzida Gudea'yı elinden tutarak büyük bir tanrının huzuruna götürüyor. Ningişzida'nın omuzlarından iki yılan başı çıkıyor. Bu, onu tanımanın en kolay yolu.

Gudea'nın kabı

Şimdi o meşhur kaba dönelim. Gudea'nın Libasyon Kabı, yeşil steatit taşından yapılmış, yaklaşık yirmi üç santim yüksekliğinde küçük bir kap. Üzerindeki yazıt, onun Gudea tarafından Ningişzida'ya, uzun ömür için adandığını söylüyor. Kabın gövdesinde, bir asanın ya da çubuğun etrafında birbirine sarılmış iki yılan var. İki yanında, kanatlı, aslan pençeli, yılan başlı iki yaratık duruyor; bunlara muşhuşşu deniyor ve Ningişzida'nın sembol hayvanları.

Bu sarmal yılan motifi, Mezopotamya sanatında daha eski dönemlerden beri biliniyor. Erken hanedanlar döneminden kalma bazı kaplarda ve mühürlerde benzer sarmal yılanlar var. Bu motifin anlamı tartışmalı; bereket, yenilenme, yeraltı ve şifa ile ilişkilendiriliyor. Yılanlar her yıl deri değiştirdiği için yenilenmenin simgesiydi.

Asklepios'un asasıyla bağlantı

Sarmal yılan motifi, birçok okuyucuya hemen Yunan tanrısı Hermes'in kerykeion asasını, yani iki yılanın sarıldığı asayı, ve tıp sembolü olarak kullanılan Asklepios'un tek yılanlı asasını hatırlatıyor. Bugün eczane tabelalarında ve ambulanslarda gördüğümüz semboller.

Bu bağlantı, popüler yazılarda sıkça "Ningişzida, tıp sembolünün kaynağı" şeklinde sunuluyor. Akademik olarak doğrudan bir aktarım kanıtlanamıyor, ama sarmal yılan motifinin Doğu Akdeniz ve Mezopotamya'da binlerce yıl boyunca dolaştığı biliniyor. Yılanın şifa ile ilişkisi çok eski ve yaygın bir fikir. Tevrat'ta Musa'nın tunç yılanı da hastaları iyileştiren bir sembol olarak geçiyor.

Göğün kapısında

Ningişzida'nın mitlerde en ilginç göründüğü yer, Adapa hikâyesi. Daha önce Abzu yazısında Adapa'nın güney rüzgârının kanadını kırdığı için göğe çağrıldığını anlatmıştım. Enki, Adapa'ya göğe gittiğinde Anu'nun kapısında iki tanrıyla karşılaşacağını söylüyor: Dumuzi ve Ningişzida. Bu iki tanrı, Anu'nun kapı bekçileri.

Enki, Adapa'ya bir taktik veriyor: Yas giysileri giy, saçlarını dağıt. Kapıdaki tanrılar sana neden yas tuttuğunu sorduğunda, "Ülkemizden iki tanrı kayboldu, onlar için yas tutuyorum" de. Onlar da "Kim bu tanrılar?" diye soracak, sen de "Dumuzi ve Ningişzida" diyeceksin. Bu cevap onları memnun edecek ve senin için Anu'nun önünde iyi sözler söyleyecekler.

Bu sahne bana çok ilginç geliyor. Dumuzi ve Ningişzida, yeraltında olması gereken iki tanrı, ama burada göğün kapısındalar. İkisi de yeryüzünden kaybolmuş, yası tutulan tanrılar. Bu, yeraltı ile gök arasında bir geçiş noktası olduğunu, ölen ve dönen tanrıların bir anlamda kapı bekçisi olduğunu düşündürüyor.

Ur-Nammu yeraltında

Ningişzida'nın yeraltındaki rolünü en iyi gösteren metinlerden biri, "Ur-Nammu'nun Ölümü" adlı Sümerce şiir. Ur'un Üçüncü Hanedanı'nın kurucusu Ur-Nammu, bir savaşta ölüyor ve yeraltına iniyor. Orada, dünyadaki bir kral gibi, yeraltının tanrılarına hediyeler sunuyor: Nergal'e bir topuz ve yay, Gılgamış'a bir mızrak, Ereşkigal'e bir kap, Dumuzi'ye bir koç, ve Ningişzida'ya süslü bir araba ve eşekler.

Bu şiir bana çok tuhaf ve hüzünlü geliyor. Büyük bir kral, ölümden sonra bile hediye dağıtarak yerini almaya çalışıyor. Ningişzida da bu hediyeleri kabul eden yeraltı tanrılarından biri. Şiirin devamında Ur-Nammu, Ur'da tamamlayamadığı işler için ağlıyor: bitmemiş surları, kazılmamış kanalları, karısını ve çocuklarını. Kral olmak, yeraltında bile yalnızlıktan korumuyor.

Bu metinden şunu anlıyoruz: Ningişzida, yeraltında saygı gösterilmesi gereken bir efendi. Bazı metinlerde yeraltının "taht taşıyıcısı", yani yeraltında düzeni sağlayan bir görevli olarak geçiyor. Gudea'nın onu kişisel tanrısı olarak seçmesi, belki de ölümden sonra da yanında olacak bir koruyucu istemesiyle ilgiliydi.

Göğün yılanı

Babil astronomisinde Ningişzida, Hydra takımyıldızıyla ilişkilendiriliyordu. Akkadcada bu takımyıldızın adı "Yılan" ya da MUL.dMUŠ idi ve Ningişzida'ya ait sayılıyordu. Hydra, gökyüzünün en uzun takımyıldızı ve gerçekten de kıvrılan bir yılana benziyor. Bugün kullandığımız takımyıldız adlarının bir kısmı, Yunan astronomisi aracılığıyla Babil'den gelmiş durumda.

Bu bilgi bana çok hoş geliyor. Yeraltının yılan tanrısı, gece göğünde de uzun bir yılan olarak parlıyor. Mezopotamya'da gök ve yer arasındaki bu yansımalar çok sık karşımıza çıkıyor.

DNA iddiası

Şimdi internetin en sevdiği konuya gelelim. Gudea kabındaki sarmal yılanlar, bazı yazarlara göre DNA'nın çift sarmal yapısının tasviri. Bu iddiaya göre Anunnaki, insanı genetik mühendislikle yaratmıştı ve bu bilgi Sümer sanatında simgelerle aktarılmıştı. Kabın sarmal yılanları da bu bilginin en açık kanıtı.

Bu iddiayı ilk kez gördüğümde gerçekten bir an durdum, çünkü benzerlik görsel olarak çarpıcı. Ama biraz dikkatli bakınca sorunlar ortaya çıkıyor. Birincisi, kabdaki yılanlar iki yılan, DNA'daki iki sarmal ise iki zincir; ama DNA'nın asıl özelliği, bu zincirler arasındaki baz çiftleri. Kabda böyle bir şey yok. İkincisi, sarmal motif Mezopotamya'da yılanlar dışında da, örneğin örgülü iplerde, saç örgülerinde, bitkilerde de kullanılıyor. Üçüncüsü, sarmal yılan motifi dünya sanatında birçok farklı kültürde, birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkıyor; çünkü iki yılanın çiftleşirken birbirine sarılması doğada gözlemlenebilen bir şey.

Sitchin'in Ningişzida'sı

Sitchin, Ningişzida'yı çok önemli bir figür olarak görüyor. Ona göre Ningişzida, Enki'nin oğlu ve Mısır'ın bilgelik tanrısı Thoth ile aynı kişi. Hatta Sitchin, Ningişzida'nın Amerika'ya giderek orada Quetzalcoatl, yani Tüylü Yılan olarak tanındığını, ve Stonehenge'i inşa ettiğini öne sürüyor. Bu iddialar onun "The Lost Realms" ve "When Time Began" kitaplarında yer alıyor.

Bu iddiaların her birinin akademik açıdan desteği yok. Thoth, Mısır'da ibis başlı bir tanrı ve Hermopolis kentiyle ilişkili; Mezopotamya'daki Ningişzida ile bir bağlantısı belgelenmemiş. Quetzalcoatl ise Mezoamerika'da binlerce yıl sonra ortaya çıkan bir tanrı. Stonehenge'in yapımı ise MÖ 3000 ile 1500 arasında birkaç aşamada gerçekleşmiş ve İngiltere'deki Neolitik topluluklar tarafından yapıldığı arkeolojik olarak belgelenmiş. Sitchin'in yaptığı, "yılan" ve "bilgelik" ortak paydasından yola çıkarak farklı kültürlerin tanrılarını tek bir kişide birleştirmek.

Forumlarda Ningişzida

Ningişzida, forumlarda Anunnaki teorileriyle en çok ilişkilendirilen tanrılardan biri. Bunun nedeni hem DNA iddiası hem de Sitchin'in ona verdiği büyük rol. Reddit'te bir başlıkta, biri Gudea kabının fotoğrafını paylaşıp "Bu nasıl açıklanabilir?" diye sormuştu. Altına gelen en çok beğenilen cevap, yukarıda saydığım noktaları sıralayan bir arkeoloji öğrencisinindi. Ama altında, "Yine de çok benziyor" diyen onlarca yorum vardı.

Türkçe forumlarda ise Ningişzida adı daha çok YouTube videolarından öğreniliyor. "Sümerler DNA'yı biliyordu" başlıklı videolar milyonlarca izlenme alıyor. Bu videoların altında bazen bir arkeoloğun ya da tarih öğretmeninin uzun bir açıklaması oluyor, ama genelde gözden kaçıyor.

Sonunda

Ben Gudea'nın kabına her baktığımda, bir kralın kişisel tanrısına uzun ömür dileyerek bir hediye sunduğunu düşünüyorum. O sarmal yılanlar, Gudea için yenilenmenin, şifanın ve yeraltının gizemli gücünün simgesiydi. DNA'yı bilmiyordu, ama yaşamın kendini sürekli yenileme gücünü biliyordu.

Siz o kaba baktığınızda ne görüyorsunuz? Bir çift sarmal mı, iki yılan mı, yoksa bir kralın uzun ömür dileği mi? Benim cevabım üçüncüsü. Ve bunun, ilk ikisinden çok daha az heyecan verici olmadığını düşünüyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap