Giriş yap
🏺 Anunnaki

Nerab'ın mezar taşları: Nusk, Şahar ve yerel bir meclis

Halep'in birkaç kilometre güneydoğusunda, Nerab adında bir köy var. 1891'de oradan iki bazalt stel çıktı ve Paris'e, Louvre'a götürüldü. İkisi de mezar taşı. İkisi de Aramice. İkisinin de sonunda, mezarı bozana lanet eden tanrıların adları var. Bu adların arasında, Nuska'nın çok uzaklara yolculuk etmiş bir biçimi duruyor: Nusk.

Nuska'yı, Enlil'in veziri ve gece kandili olarak daha önce anlatmıştım. Sümer'in Nippur'undaki o küçük ışık tanrısının, bin yıldan fazla sonra kuzey Suriye'de bir rahibin mezar taşına nasıl ulaştığını merak ettim. Bu yazı, o yolculuğun izini sürüyor.

Si'-gabbar'ın taşı

İlk stel, Şahar'ın rahibi Si'-gabbar'a ait. Yazıt kısa. Si'-gabbar, iyi adı nedeniyle yaşamının uzun olduğunu, öldüğü gün ağzının sözden kapanmadığını, gözleriyle dördüncü kuşak torunlarını gördüğünü söylüyor. Mezarına gümüş ya da bronz konmadığını, sadece kendi giysisiyle gömüldüğünü belirtiyor, böylece mezarının soyulmaması için.

Stelin üst kısmında bir kabartma var. Si'-gabbar, bir masanın önünde oturuyor, elinde bir kap tutuyor. Karşısında bir hizmetkar duruyor. Bu, ölü için yapılan bir ziyafet sahnesi. Ölü, taşın üzerinde sonsuza kadar yemeğini yiyor.

Yazıtın sonunda lanet geliyor. Bu taşı ve mezarı bozan kişinin, Şahar, Şamaş, Nikkal ve Nusk tarafından cezalandırılması isteniyor. Adının ve soyunun yok edilmesi, kötü bir ölümle ölmesi.

Sin-zer-ibni'nin taşı

İkinci stel, yine Şahar'ın rahibi olan Sin-zer-ibni'ye ait. Bu yazıt biraz daha uzun ve lanet kısmı daha ayrıntılı. Mezarı açan, taşı yerinden oynatan kişiye karşı aynı tanrılar çağrılıyor: Şahar, Şamaş, Nikkal ve Nusk. Taşı koruyan kişiye ise bir iyilik vaat ediliyor; onun taşı da korunacak.

Bu stelin kabartmasında Sin-zer-ibni ayakta duruyor, Asur tarzı giysiler içinde. Stellerin tarihi MÖ yedinci ya da altıncı yüzyıla veriliyor. Bazı araştırmacılar bunları Yeni Babil dönemine, Nabonidus'un Harran ve Teyma ile ilişkili ay kültünü canlandırdığı yıllara yakın görüyor.

İki rahibin isimleri de dikkat çekici. Si'-gabbar, Aramice ay tanrısı Si' ya da Sahr ile kurulmuş bir ad. Sin-zer-ibni ise Akadca: "Sin bir zürriyet yarattı." Bir tapınağın rahipleri, iki dilde, iki gelenekte adlandırılmış.

Dört tanrı, bir meclis

Laneti uygulayacak dört tanrıya bakalım. Şahar, Aramice'de ay. Mezopotamya'nın Sin'ine, Sümer'in Nanna'sına karşılık geliyor. Şamaş, güneş; Sümerce Utu. Nikkal, ay tanrısının eşi; Sümerce Ningal'in Batı Sami dillerindeki biçimi. Nusk ise Nuska'nın Aramice biçimi.

Bu dörtlü, bir aile ve bir mahkeme gibi. Ay ve eşi, güneş ve bir ışık tanrısı. Hepsi gece ve gündüz boyunca gören, izleyen tanrılar. Bir mezarı gizlice açan kişinin, bu gözlerden kaçması imkansız.

Nuska'nın burada bulunması bana çok anlamlı geliyor. Mezopotamya'da Nuska, gece kandilinin, ateşin, ışığın tanrısıydı. Harran'da Sin'in tapınağında onun da bir yeri vardı. Ay tanrısının çevresinde, gece boyunca yanan ışık. Nerab'ın mezar taşlarında Nusk, karanlığın içinde mezar soyguncusunu görecek olan tanrı.

Harran'dan Nerab'a

Bu dört tanrı nasıl Nerab'da bir araya geldi? Cevap büyük ölçüde Harran'da. Harran, Urfa'nın güneyinde, MÖ ikinci ve birinci binyıllarda ay tanrısının en önemli kült merkezlerinden biriydi. Sin'in tapınağı Ehulhul, Asur ve Babil kralları tarafından tekrar tekrar onarıldı.

Harran'ın tanrı topluluğunda Sin, Ningal, Nuska ve Şamaş bir arada anılıyordu. Nabonidus'un annesi Adad-guppi'nin Harran'dan çıkan yazıtında da Sin ve Ningal'e, Nuska'ya ve Sadarnunna'ya yapılan hizmetlerden söz ediliyor. Nerab, Harran'ın dini etkisinin uzandığı bir bölgedeydi. Bölgenin ay kültü, Harran'ın modelini izliyor gibi görünüyor.

Bu, bana Mezopotamya meclislerinin nasıl taşındığını gösteriyor. Nippur'daki Enlil'in sarayında bir vezir olan Nuska, Harran'da ay tanrısının çevresine geçmiş, oradan da bir Aramî köyünde bir rahibin mezarını koruyan dört tanrıdan biri olmuş. Meclis küçülmüş, yerelleşmiş, ama dağılmamış.

Katumuwa'nın taşı

Nerab stellerini düşünürken başka bir taşa bakmadan edemiyorum. 2008'de Chicago Üniversitesi'nin Zincirli kazısında, Gaziantep'in İslahiye ilçesindeki antik Sam'al kentinde, bir bazalt stel bulundu. Üzerinde Katumuwa adlı bir görevlinin yazıtı var. MÖ sekizinci yüzyılın sonlarına tarihleniyor.

Katumuwa, kral Panamuwa'nın hizmetkarı olarak tanıtılıyor. Yazıtında kendi için bir stel yaptırdığını ve onu kendi anıt odasına koyduğunu anlatıyor. Bu odada, her yıl bayramlarda tanrılar için ve kendi ruhu için sunular yapılmasını istiyor. Sunulacak tanrıların listesi de var: bağların fırtına tanrısı, Şamaş ve diğerleri.

Yazıtın en çok tartışılan ifadesi, Katumuwa'nın ruhunun bu stelin içinde olduğunu söylemesi. Bu, ruhun bedenden ayrı olarak bir taşın içinde yaşayabileceği fikri. Kazıyı yöneten David Schloen ve yazıtı yayımlayan Dennis Pardee bu ifadeyi ayrıntılı olarak tartıştı. Ruh ile taş arasındaki bu bağ, bölgedeki ölü kültünü anlamak için çok önemli.

Katumuwa'nın taşı ile Nerab'ın taşları arasında bir fark var. Katumuwa, ölümünden sonra kendisi için bayramlarda yemek istiyor. Nerab'ın rahipleri ise, mezarlarının bozulmamasını istiyor. Biri sürekli bir ilgi bekliyor, diğeri sadece rahat bırakılmak istiyor. Ama ikisi de tanrıları bu isteğin tanığı ve koruyucusu olarak çağırıyor.

Mezar ve meclis

Mezarı koruyan bir lanet, aslında bir mahkeme kararı gibi işliyor. Taşı kıran, mezarı açan kişi, tanrılar meclisinin önünde suçlu sayılıyor. Ceza önceden ilan edilmiş. İnfaz da tanrılara bırakılmış.

Mezopotamya'da da benzer lanetler, özellikle kral yazıtlarının sonunda sık görülüyordu. Yazıtı silen, adını değiştiren, onu toprağa gömen kişiye büyük tanrılar adına lanet okunuyordu. Nerab stelleri, bu geleneğin küçük ölçekli, kişisel bir versiyonu. Bir rahip, kendi mezarı için kendi meclisini kuruyor.

Ölünün sofrası

Si'-gabbar'ın kabartmasındaki ziyafet sahnesi, bölgede uzun bir geleneğin parçası. Kuzey Suriye ve güneydoğu Anadolu'daki birçok mezar stelinde, ölü bir masanın başında oturuyor, önünde ekmek, et ve içki duruyor. Bazen karşısında bir eş ya da hizmetkar var. Maraş'tan, Zincirli'den, Tell Halaf'tan bu tür steller biliniyor.

Mezopotamya'da da ölülere düzenli sunu yapılıyordu. Akadca kispu denen bu sunular, ailenin ölmüş üyelerine yiyecek ve su vermek anlamına geliyordu. Bir ölünün adını anan, ona su döken bir torun yoksa, ölü yeraltında aç ve susuz kalırdı. Gılgamış Destanı'nın on ikinci tabletinde Enkidu, yeraltında kimin nasıl yaşadığını anlatırken bu durumu da sayıyor; anılmayan ölünün yemek artıklarıyla beslendiğini söylüyor.

Si'-gabbar'ın dördüncü kuşak torunlarını gördüğünü yazması, bu açıdan çok anlamlı. Torunları olan bir rahip, ölümden sonra anılacağından emin. Taşın üzerindeki sofra, onun bu güveninin görüntüsü. Ama yine de lanet ekliyor. Torunlara güveniyor, ama yabancılara güvenmiyor.

Taşın yolculuğu

Nerab stelleri 1891'de bulunduktan sonra, Osmanlı döneminin eski eser düzenlemeleri içinde Fransa'ya gitti. Bugün Louvre'un Doğu eserleri bölümünde sergileniyorlar. Bir mezarı korumak için yapılan lanet, mezarı açan arkeologları durdurmadı. Ama taşlar korunmuş, yazıtları okunmuş, rahiplerin adları bin yıllar sonra yeniden anılıyor. Belki de Si'-gabbar'ın asıl dileği, bu anılmaydı.

Akademik ve alternatif okumalar

Nerab stelleri, Kuzey Batı Sami yazıtları üzerine standart derlemelerde yer alıyor. Donner ve Röllig'in Kanaanäische und Aramäische Inschriften adlı derlemesinde KAI 225 ve 226 numaralarıyla geçiyor. Araştırmacılar bu stelleri Aramî dininin ve Mezopotamya etkisinin bir kesişim noktası olarak görüyor.

Sitchin'in anlatısında bu taşlar yok. Ama Harran ve ay kültü, onun anlatısında önemli bir yer tutuyor. Sitchin, Nabonidus ve Adad-guppi'nin Harran yazıtlarını Anunnaki'nin Dünya'dan ayrılışı ve dönüşüyle ilişkili olarak yorumluyor. Akademik okuma ise bu yazıtları, bir kralın ve annesinin dini bağlılığının belgeleri olarak görüyor.

Forumlarda Nerab

Türkçe forumlarda Nerab stelleri neredeyse hiç konuşulmuyor. Katumuwa steli ise bazı haber sitelerinde ve forumlarda "ruhun taşta yaşadığına dair en eski kanıt" başlığıyla paylaşıldı. Bir kullanıcı, bunun Anadolu'nun Hitit ve Luvi gelenekleriyle ilişkisini sormuştu. Cevaplar, Sam'al'ın bu iki dünyanın kesişiminde olduğunu belirtmişti.

İngilizce bir forumda ise Nusk adının Nuska ile aynı tanrı olup olmadığı tartışılıyordu. Bir kullanıcı, adın farklı dillerdeki biçimlerini karşılaştırmış, bir başkası da Harran'ın tanrı listeleri üzerinden bu bağlantıyı desteklemişti.

SohbeX teorisi: Taşınabilir meclis

Bu kısım spekülasyon. Mezopotamya'nın tanrılar meclisi, belki de büyük kentlerden küçük köylere doğru, bir tür taşınabilir yapı olarak yayıldı. Her topluluk, büyük meclisten kendi ihtiyacına uygun birkaç tanrıyı seçti ve onlardan küçük bir meclis kurdu. Nerab'ın dörtlüsü, bu küçük meclislerden biri olabilir. Bu yorumu doğrudan destekleyen bir metin yok.

Okura soru

Nuska'yı düşündüğümde, artık sadece Enlil'in sarayında yanan kandili değil, kuzey Suriye'de bir rahibin mezarının başında gece boyunca nöbet tutan bir ışığı da görüyorum.

Siz kendi mezar taşınıza ne yazdırmak isterdiniz? Ve sizce bir lanet, bir mezarı gerçekten korur mu?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap