Giriş yap
🏺 Anunnaki

Nanşe ve meclis: Lagaş'ın kendi küçük meclisi

Büyük şehirlerde yaşayanlar bazen unutur: Her mahallenin de kendi düzeni vardır. Belediye meclisi bir yerde toplanır, ama mahallede kimin bakkal, kimin muhtar, kimin herkesin derdine koşan teyze olduğu ayrı bir düzende belirlenir. Bu küçük düzen, büyük düzenden daha az önemli değildir; insanın gündelik hayatı onun içinde geçer.

Mezopotamya'nın tanrılar meclisi de böyleydi. Nippur'da büyük bir meclis vardı, ama her kentin de kendi küçük tanrılar topluluğu vardı. Lagaş, bu küçük meclislerin en iyi belgelenmiş örneği. Ve Nanşe, bu meclisin en sevilen üyelerinden biri. Nanşe'yi dul ve yetimlerin koruyucusu olarak, yeni yıl yargısıyla birlikte anlatmıştım. Bu kez onu, Lagaş'ın tanrı ailesinin içinde, kardeşleri ve komşularıyla birlikte okumak istiyorum.

Lagaş'ın tanrı ailesi

Lagaş devleti aslında birkaç kentten oluşuyordu: Girsu, Lagaş kenti ve Nina ya da bazı okumalarla Nigin. Her kentin kendi baş tanrısı vardı. Girsu'da Ningirsu, Lagaş kentinde Gatumdug ve Ningirsu'nun eşi Bau, Nina'da Nanşe.

Bu tanrılar arasında aile bağları kurulmuştu. Nanşe, Ningirsu'nun kız kardeşi olarak anılıyordu. İkisi de Enki'nin çocukları olarak görülüyordu. Ningirsu ise bazı geleneklerde Enlil'in oğlu. Bu tutarsızlık, farklı geleneklerin birleştirilmesinin bir sonucu olabilir. Ninurta yazısında Ningirsu ile Ninurta'nın ilişkisini anlatmıştım.

Gatumdug, Lagaş'ın ana tanrıçası olarak anılıyordu. Birinci silindirde Gudea, ona şöyle sesleniyor: Benim annem yok, annem sensin; benim babam yok, babam sensin. Bu çok çarpıcı bir ifade, ve büyük ihtimalle bir dua kalıbı: Bir hükümdar, kendisini doğrudan bir tanrıçanın çocuğu ilan ediyor.

Siz kendi kentinizin bir "tanrı ailesi" olsaydı, kimler olurdu? Ben bu soruyu kendime sorduğumda, aklıma hemen mahallenin en eski camisi, bir türbe ve bir çeşme geliyor.

Gudea'nın tapınak görevlileri

Lagaş'ın küçük meclisinin nasıl işlediğini en ayrıntılı anlatan metin, Gudea Silindirleri'nin ikincisi. İlk silindirde Gudea'nın rüyası ve tapınağın inşası anlatılıyor; Ninurta yazısında bu rüyaya değinmiştim. İkinci silindir ise tapınağın açılışını ve Ningirsu'nun yeni evine yerleşmesini anlatıyor.

Bu silindirin en ilginç bölümlerinden biri, Ningirsu'nun ev halkının tek tek atanması. Tapınak, bir saray gibi düşünülüyor ve her görev için bir tanrı belirleniyor. Ningirsu'nun oğlu İgalim, kapı muhafızı oluyor; tapınağa kimin gireceğine o karar veriyor. Bir başka oğlu Şulşagana, sofraları hazırlayan, kapları dolduran kahya oluyor.

Liste uzayıp gidiyor. Bir tanrı silahları taşıyor, bir başkası Ningirsu'nun arabasını yönetiyor, bir başkası eşeklerini güdüyor. Bir tanrı müzik aletlerinin sorumlusu, bir başkası tapınağın balık havuzlarının, bir başkası tarlalarının. Bir tanrı, tapınağın bekçisi olarak geceleri dolaşıyor. Lagaş'ın ilahileri bu gece bekçisini Hendursanga ile ilişkilendiriyor; Nanşe yazısında bu tanrıya değinmiştim.

Bu liste, bence Mezopotamya'nın tanrı anlayışının en somut belgelerinden biri. Tanrılar, sadece büyük kozmik güçler değil. Aynı zamanda bir hanenin kahyası, kapıcısı, arabacısı. Bir tapınak, gerçek bir ev gibi işliyor ve her işin bir tanrı sorumlusu var.

Nanşe'nin bu düzendeki yeri

Bu ev halkı listesinde Nanşe'nin ayrı bir yeri var. O, Ningirsu'nun hizmetkarı değil, kız kardeşi. Kendi evi, kendi kenti var. Ama Ningirsu'nun tapınağının inşasında rüya yorumcusu olarak doğrudan katkıda bulunuyor.

Bu, bir kentin küçük meclisinde rollerin nasıl dağıldığını gösteriyor. Baş tanrı Ningirsu, onun hanesinde hizmetkar tanrılar, ve yan kentlerde onun eşit statüdeki akrabaları. Nanşe, bu ikinci grupta. Danışılan, saygı gösterilen, ama Ningirsu'nun emri altında olmayan bir tanrıça.

Nanşe ilahisinde, Nanşe'nin kendi tapınağının görevlilerini yeni yılda denetlediği anlatılıyor. Bu denetimde Nanşe'nin yanında yazı tanrıçası Nisaba ve onun eşi Haia bulunuyor. Nisaba yazısında bu tanrıçanın tutanak tutucu rolünü anlatmıştım. Yani Nanşe'nin küçük meclisinde de bir yazıcı, bir kayıt tutucu var.

Bau'nun bayramı

Lagaş'ın küçük meclisinin bir başka önemli üyesi Bau. Ningirsu'nun eşi ve şifanın tanrıçası. Gula yazısında, Bau ile Gula'nın sonraki dönemlerde birleştiğini anlatmıştım. Lagaş'ta ise Bau, kendi başına güçlü bir tanrıça.

Lagaş'ın yeni yılı, Bau'nun bayramıyla başlıyordu. Bu bayramda Ningirsu ile Bau'nun kutsal evliliği kutlanıyor, düğün hediyeleri sunuluyordu. Gudea'nın yazıtları, Bau'ya sunulan düğün hediyelerini ayrıntılı olarak listeliyor.

Erken Hanedanlar döneminde Lagaş'ın en ünlü arşivlerinden biri, Bau tapınağına, ya da o dönemde bilinen adıyla "kadının hanesi"ne aitti. Bu arşivden kalan binlerce tablet, tapınak ekonomisinin nasıl işlediğini gösteriyor: işçilerin tayınları, tarlaların dağılımı, hayvanların sayısı. Bu tabletler, Lagaş'ın küçük meclisinin gündelik ekonomik hayatını belgeliyor.

Büyük meclisle ilişki

Lagaş'ın küçük meclisi, Nippur'daki büyük meclisten bağımsız değildi. Lagaş hükümdarları, yazıtlarında Enlil'in onlara krallık verdiğini söylüyor. Ningirsu bile, bazı metinlerde Enlil'in savaşçısı olarak tanımlanıyor. Yani yerel meclisin başı, büyük meclisin bir üyesine bağlı.

Ama bu bağlılık, Lagaş'ın kendi tanrılarına daha az önem verdiği anlamına gelmiyor. Gudea'nın yazıtlarında büyük tanrılar birkaç satırla anılıyor, Lagaş'ın kendi tanrıları ise sayfalarca. Bir kentin günlük dini hayatı, büyük meclisten çok kendi küçük meclisinin etrafında dönüyordu.

Bu, bugünkü hayatımızda da tanıdık bir durum. Ulusal kararlar başkentte alınır, ama insanlar en çok kendi belediyelerinin, muhtarlarının, mahalle esnafının kararlarıyla yaşar. Siz hangi meclisin kararlarını daha çok hissediyorsunuz: başkenttekinin mi, mahallenizdekinin mi?

Gudea'nın heykelleri

Lagaş'ın küçük meclisinin bir başka somut izi, Gudea'nın heykelleri. Gudea, kendisini tanrılarına dua ederken gösteren çok sayıda heykel yaptırdı. Bu heykeller sert, siyah diorit taşından yapılmış. Gudea, elleri önünde kavuşturulmuş, oturur ya da ayakta duruyor.

Bu heykellerin bazılarının üzerinde uzun yazıtlar var. Bir heykelde Gudea, kucağında bir tapınak planı tutuyor. Bu, Ningirsu'nun tapınağının planı olarak yorumlanıyor. Heykellerin çoğu, Lagaş'ın farklı tanrılarının tapınaklarına konmak için yapılmıştı. Gudea, heykelleri aracılığıyla, her tanrının önünde sürekli dua eden bir hükümdar olarak varlığını sürdürmek istiyordu.

Bu heykeller bugün Louvre, British Museum ve başka müzelerde sergileniyor. Fransız arkeologların 19. yüzyılda Girsu'da, bugünkü Tello'da yaptığı kazılarda bulundular. Lagaş'ın küçük meclisi, bu heykeller sayesinde dünyanın en tanınmış antik koleksiyonlarının bir parçası oldu.

Sitchin'in Lagaş'ı

Sitchin'in anlatısında Ningirsu, yani Ninurta, Lagaş'ı kendi üssü olarak kullanan bir Anunnaki prensi. Sitchin, Gudea Silindirleri'ni ayrıntılı olarak ele alıyor ve Ningirsu'nun tapınağının, bir uzay aracının konulduğu özel bir yapı olduğunu öne sürüyor. Silindirlerde geçen bazı ifadeleri, Ningirsu'nun "kara kuşu" olarak çeviriyor ve bunun bir hava aracı olduğunu söylüyor.

Silindirlerdeki ilgili ifade, Ningirsu'nun kuş biçimli sembolüne, yani Anzu kuşuna gönderme yapıyor olabilir. Lagaş'ın sembolü, aslan başlı kartal Anzu'ydu ve bu sembol Lagaş'ın birçok eserinde görülüyor. Sitchin'in yorumu, bu sembolü teknolojik bir nesneye çeviriyor.

Akademik yorum ise Gudea Silindirleri'ni, tapınak inşasının dini bir anlatımı olarak görüyor. Tanrılar arasındaki görev dağılımı, gerçek bir tapınak personelinin görev dağılımını yansıtıyor. Kapıcı, kahya, arabacı, müzisyen. Bunlar, tapınağı fiilen işleten insanların görevleri. Tanrılar, bu görevlerin ilahi koruyucuları.

Forumlarda Lagaş

Türkçe forumlarda Lagaş genellikle Gudea'nın heykelleriyle anılıyor. Bir sanat tarihi forumunda biri, Gudea heykellerinin yüz ifadesindeki dinginliğin, Mezopotamya sanatının en insani örneklerinden biri olduğunu yazmıştı. Bir başka katılımcı, bu heykellerin bir kısmının taklit olduğunun iddia edildiğini belirtmişti; ama bu iddia, sanat piyasasına sonradan çıkan bazı eserlerle ilgili, Tello kazısında bulunanlarla değil.

İngilizce bir forumda ise Gudea Silindirleri'ndeki görev listesi tartışılıyordu. Bir kullanıcı, bu listenin dünyanın en eski "organizasyon şeması" olduğunu öne sürmüştü. Bir başkası, Ur dönemi ekonomik belgelerinin daha ayrıntılı organizasyon bilgisi verdiğini, ama silindirlerin bu bilgiyi tanrılar dünyasına aktaran en güzel örnek olduğunu eklemişti.

SohbeX teorisi: Küçük meclislerin büyük gücü

Bu kısım spekülasyon. Belki Mezopotamya'nın dini hayatında asıl güç, Nippur'daki büyük meclisten değil, kentlerin küçük meclislerinden geliyordu. Büyük meclis, bir tür üst çatı ve meşruiyet kaynağıydı. Ama insanların gündelik dualarının, sunularının, korkularının ve umutlarının muhatabı, kendi kentlerinin tanrılarıydı. Nanşe gibi bir tanrıça, Nippur'daki meclisin üst sıralarında oturmasa da, Lagaş'ta yaşayan bir dul kadının hayatında Enlil'den çok daha önemliydi. Bu, kesin bir kanıta dayanmıyor; sadece yazıtların tanrılara ayırdığı satır sayılarından çıkardığım bir izlenim.

Kapanırken

Lagaş'ın küçük meclisini düşündüğümde, kendi mahallemi görüyorum. Kimin ne iş yaptığını, kimin kime ne zaman yardım ettiğini.

Sizce bir toplumun gerçek düzeni, büyük kurumlarında mı yaşar, yoksa bu küçük, gündelik ilişkilerde mi? Ve Gudea, kapı muhafızı tanrıdan kahya tanrıya kadar herkesi tek tek sayarken, aslında kendi kentinin insanlarını mı anlatıyordu?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap