Giriş yap
🏺 Anunnaki

Nanşe'nin terazisi: Dulu, yetimi ve hileli ölçüyü soran tanrıça

Mezopotamya tanrıları genelde güç, savaş, bereket ve kader ile anılır. Ama bazen bir ilahide karşınıza beklemediğiniz bir şey çıkar. Nanşe ilahisinde böyle bir satır var: Tanrıça, yeni yılın başında insanları yargılıyor ve şunları soruyor: Kim dulu korudu? Kim yetimin hakkını yedi? Kim ölçüyü küçülttü, kim ağır ağırlığı hafif ağırlıkla değiştirdi? Kim sözünü tutmadı? Bu sorular bana Sümer'de bir tanrıçanın, bugün sosyal adalet dediğimiz şeyin koruyucusu olduğunu gösteriyor.

Lagaş'ın tanrıçası

Nanşe, güney Sümer'deki Lagaş devletinin tanrıçasıydı. Lagaş, aslında üç kentten oluşan bir devletti: Lagaş, Girsu ve Nina, ya da bugünkü adıyla Zurghul. Nanşe'nin en önemli tapınağı Nina'daydı ve adı Sirara'ydı. Lagaş'ın deniz kıyısına yakın, bataklıklarla çevrili bir bölgede olması, Nanşe'nin balıklar ve su kuşlarıyla ilişkisini açıklıyor.

Nanşe, Enki'nin kızıydı. Kız kardeşleri arasında Ningirsu'nun eşi Baba ve Nisaba'nın sayıldığı metinler var. Kocası Nindara, pek bilinmeyen bir tanrı. Nanşe'nin simgesi bir kap içinde yüzen bir balık ya da bir pelikan. Kendisi de bazen balıklarla çevrili olarak tasvir ediliyor.

Ur-Nanşe

Lagaş'ın ilk büyük hanedanının kurucusu, MÖ 25. yüzyılda yaşamış Ur-Nanşe. Adı "Nanşe'nin adamı" ya da "Nanşe'nin kahramanı" demek. Louvre'da bulunan ünlü Ur-Nanşe kabartması, kralı ailesiyle birlikte gösteriyor. Üst sırada kral, başında bir sepetle tapınak inşaatına kerpiç taşıyor; alt sırada ise bir ziyafette oturuyor. Çevresinde çocukları ve saray görevlileri var, her birinin adı yanına yazılmış.

Bu kabartma bana çok sıcak geliyor. Bir kral, tanrıçası için tuğla taşıyor. Ve bu sahne, ailesinin adlarıyla birlikte, dört bin beş yüz yıl sonra bir müze duvarında duruyor. Ur-Nanşe'nin yazıtlarında Nanşe için bir tapınak inşa ettiğinden ve onun için gemiler getirttiğinden söz ediliyor. Dilmun'dan gemiler odun getiriyordu.

Rüyaların yorumcusu

Nanşe'nin en önemli görevlerinden biri rüya yorumculuğuydu. Bu görevi en iyi Gudea Silindirleri'nden öğreniyoruz. Lagaş kralı Gudea, MÖ 22. yüzyılda bir rüya görüyor. Rüyasında dev bir adam görüyor; başında tanrı tacı, kanatları bir Anzu kuşunun kanatları gibi, alt bedeni bir sel dalgası gibi, sağında ve solunda aslanlar yatıyor. Adam ona bir ev yapmasını söylüyor, ama Gudea ne demek istediğini anlamıyor. Bir kadın görüyor, elinde gümüş bir kalem, dizinde yıldızlı bir tablet. Bir kahraman görüyor, lapis lazuli bir tablete bir evin planını çiziyor.

Gudea bu rüyanın anlamını öğrenmek için Nanşe'ye gidiyor. Kayığına biniyor, kanaldan Nina'ya gidiyor, yol boyunca tapınaklarda duruyor ve dualar ediyor. Sonunda Nanşe'nin önüne geliyor ve rüyasını anlatıyor. Nanşe rüyayı tek tek açıklıyor: Dev adam, kardeşi Ningirsu. Ondan tapınağını yapmasını istiyor. Kadın, Nisaba; tapınağın inşası için uygun yıldız konumunu belirliyor. Kahraman, Nindub; tapınağın planını çiziyor.

Bu sahne, Mezopotamya'da rüyaların nasıl yorumlandığına dair en ayrıntılı kaynaklardan biri. Ve Nanşe, rüyanın tek tek imgelerini tanrılarla eşleştirerek çözüyor. Bu bana bugün bile rüya yorumu yapan insanların yöntemini hatırlatıyor: Her imge bir şeye karşılık geliyor.

Nanşe ilahisi ve yeni yıl yargısı

Şimdi baştaki ilahiye dönelim. "Nanşe A" olarak bilinen bu Sümerce ilahi, yaklaşık iki yüz elli satır ve Nanşe'yi bir yargıç olarak anlatıyor. İlahide Nanşe'nin her yıl yeni yılın başında insanların davranışlarını gözden geçirdiği söyleniyor. Yanında yazıcısı Nisaba ve kocası Hendursanga var. Hendursanga, insanların yaptıklarını bir tablete kaydediyor.

İlahi, Nanşe'nin neleri sevdiğini ve neleri sevmediğini sayıyor. Sevdiği şeyler: yetimi korumak, dulun yanında durmak, güçlünün güçsüzü ezmesini engellemek, yoksula yiyecek vermek. Sevmediği şeyler: ölçüyü küçültmek, ağırlığı değiştirmek, kapıyı yüzüne kapatmak, sözünü tutmamak, annesine karşı kaba konuşmak.

Bu listeyi okurken şaşırmıştım. Hammurabi Kanunları'ndan çok önce, bir Sümer tanrıçası insanların ticaretteki dürüstlüğünü, ailelerine karşı davranışlarını ve yoksullara karşı tutumlarını yargılıyordu. Bu değerler, sonraki dinlerin ahlak öğretilerinde de karşımıza çıkıyor. Tevrat'ta dul ve yetim koruma emirleri, hileli ölçüye karşı uyarılar çok sık geçiyor. Kur'an'da da hileli ölçüye karşı uyarılar var.

Ağırlık taşları

Nanşe'nin hileli ölçüye karşı tavrını anlamak için, Mezopotamya'da kullanılan ağırlık taşlarına bakmak gerekiyor. Müzelerde, ördek biçiminde yontulmuş, cilalı taş ağırlıklar görebilirsiniz. Bazılarının üzerinde bir kralın adı ve ağırlığın değeri yazılı: "Bir mina, kral Şulgi'nin." Bu yazıtlar, ağırlığın resmi olarak onaylandığını, yani bir tür ayar damgası taşıdığını gösteriyor. Gümüş, arpa, yün, hepsi bu taşlarla tartılıyordu. Bir tüccar biraz daha hafif bir taş kullanırsa, her alışverişte küçük bir kazanç elde edebiliyordu.

İşte Nanşe tam olarak bu küçük kazançlarla ilgileniyordu. Bir ilahide "büyük ağırlığı küçük ağırlıkla değiştiren" kişiden söz ediliyor. Yani alırken ağır taşı, satarken hafif taşı kullanan tüccar. Bu hile o kadar yaygındı ki, Mezopotamya'dan sonra yazılan birçok metinde de aynı uyarıyı görüyoruz. Süleyman'ın Meselleri'nde "hileli terazi Rab'bin gözünde iğrençtir" deniyor.

Ur-Nammu Kanunları da ağırlık ve ölçülerin standartlaştırılmasından söz ediyor. Kral, gümüş şekelin ve sila ölçüsünün değerini belirlediğini anlatıyor. Bu, bir devletin ölçüleri denetlemesinin bilinen en eski örneklerinden biri. Nanşe'nin ilahisi ile kralların ölçü yazıtları, aynı sorunun iki farklı cevabı gibi: Biri vicdana, öbürü yasaya sesleniyor.

Hendursanga: Gece bekçisi

Nanşe'nin yanında defter tutan Hendursanga da ilginç bir figür. Akkadcada İşum adıyla biliniyor; evet, Erra Destanı'nda öfkeli Erra'yı yatıştıran vezir. Sümer'de gece sokaklarda dolaşan, kapıları kontrol eden, yolcuları koruyan bir tanrı olarak düşünülüyordu. Bir gece bekçisinin aynı zamanda tanrıçanın kayıt tutucusu olması bana çok yerinde geliyor: Gece kimin ne yaptığını en iyi o biliyordu.

Urukagina'nın reformları

Lagaş'ın bu adalet geleneği, tarihte bilinen ilk reform belgelerinden biriyle de bağlantılı. MÖ 24. yüzyılda Lagaş kralı Urukagina, ya da yeni okunuşuyla Uruinimgina, bir dizi reform yaptığını yazıtlarında anlatıyor. Rahiplerin ve saray görevlilerinin halktan aşırı vergi almasını yasakladığını, yoksulların mülklerini zenginlerin zorla almasını engellediğini, dul ve yetimin güçlü adamlara teslim edilmesini önlediğini söylüyor.

Yazıtta çok ünlü bir ifade var: Urukagina, tanrı Ningirsu ile bir anlaşma yapmış ve "yetimi ve dulu güçlü adama teslim etmeyeceğine" söz vermiş. Bu ifade, Nanşe ilahisindeki değerlerle doğrudan örtüşüyor. Lagaş'ta tanrıların adaleti ile kralın reformları iç içe geçmişti.

Bazı araştırmacılar Urukagina'nın reformlarını "tarihteki ilk özgürlük belgesi" olarak anıyor. Bu belgede "amargi" kelimesi geçiyor; bu kelime "özgürlük" ya da "annesine dönüş" anlamına geliyor. Borç köleliğinden kurtulup ailesine geri dönen insanlar için kullanılıyordu. Amargi, bugün bazı özgürlükçü hareketlerin de sembolü haline geldi. Çivi yazısındaki işareti dövme olarak yaptıranlar bile var.

Balıklar ve kuşlar

Nanşe'nin bir de hayvanlarla ilişkisi var. İlahilerde onun sevdiği balıklar ve kuşlar sayılıyor. Su kuşlarının, balıkların, sazlıkların tanrıçası. Bataklıkların bereketinin kaynağı. Lagaş'ın ekonomisinde balıkçılık çok önemliydi ve tapınağa bağlı balıkçıların kayıtları bize ulaştı. Bu kayıtlarda yüzlerce balık türünün adı geçiyor. Sümerce balık adlarının birçoğu bugün hâlâ tam olarak tanımlanamıyor.

Nanşe'nin bu yönü bana, adaletin ve doğanın aynı tanrıçada buluşmasının tesadüf olmadığını düşündürüyor. Bereketin adil paylaşımı, Mezopotamya'nın en büyük sorunlarından biriydi. Tanrıça hem bereketi veriyor hem de onun nasıl paylaşıldığını denetliyordu.

Sitchin'de Nanşe

Sitchin'in anlatısında Nanşe çok az yer alıyor; Enki'nin kızlarından biri olarak kısaca anılıyor. Bu da bence Sitchin'in panteonu nasıl okuduğunu gösteriyor. Onun için önemli olan, büyük güç mücadeleleri, uzay limanları, savaşlar ve genetik deneyler. Nanşe gibi bir tanrıça, ahlak ve adaletle ilgilendiği için bu anlatıya pek uymuyor.

Popüler Anunnaki yazınında da Nanşe genelde görmezden geliniyor. Bu bana bir kayıp gibi geliyor, çünkü Nanşe ilahisi, Sümerlerin dünyayı nasıl düşündüğüne dair en insani metinlerden biri. Gökten gelen varlıkların teknolojisi yerine, insanların birbirine nasıl davranması gerektiği.

Forumlarda Nanşe

Türkçe forumlarda Nanşe hakkında az şey var. Bir hukuk öğrencisinin açtığı bir başlıkta, "dünyanın ilk sosyal adalet metinleri" konusu tartışılıyordu. Orada Urukagina'nın reformları ve Nanşe ilahisi yan yana anılmıştı. Biri bunu "Sümerler sosyal devletin ilk örneğini kurmuş" diye yorumlamış, bir başkası bu yorumun modern kavramları geçmişe yansıttığını söylemişti. Ben ikinci yorumun daha dikkatli olduğunu düşünüyorum. Ama birincinin de bir gerçek payı var.

İngilizce tarafta ise amargi sembolü üzerine çok tartışma var. Bir kısmı sembolün siyasi kullanımını eleştiriyor, bir kısmı da kökenini araştırıyor. Bu tartışmalarda sık sık Nanşe'nin adı da geçiyor.

Benim sorum

Nanşe ilahisinin bana en çok dokunan yanı, tanrıçanın sorduğu soruların gündelik olması. Büyük günahlar değil, küçük haksızlıklar. Biraz eksik tartılan bir arpa, kapısı yüzüne kapatılan bir yoksul, annesine sert konuşan bir evlat.

Siz bu yıl, Nanşe'nin terazisine çıksaydınız, hangi soruda zorlanırdınız? Ben bu soruyu kendime sorduğumda biraz sessiz kalıyorum. Belki de dört bin yıllık bir ilahinin bugün hâlâ yapabildiği en önemli şey bu: Bizi bir an durdurup düşündürmek.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap