Nanna ve meclis: Babasına yalvaran baba
Bir babanın kendi babasına yalvardığını görmek insanı tuhaf bir şekilde sarsar. Genelde güçlü gördüğümüz birinin, kendisinden daha güçlü birinin karşısında küçüldüğü an. Bir çocuk olarak bunu fark ettiğiniz gün, dünyanın hiyerarşisini de biraz anlamış olursunuz.
Sümer ve Ur için Ağıt adlı metinde bu anı yaşıyoruz. Ay tanrısı Nanna, kendi kenti Ur'un yıkımını durdurmak için babası Enlil'e yalvarıyor. Nanna'yı Ur'un ay kayığı olarak, Sin'i de tutulmalar ve vekil krallar üzerinden anlatmıştım. Bu kez onu meclisin önünde, bir dilekçe sahibi olarak ele almak istiyorum.
İki ağıt, iki ses
Ur'un düşüşü için yazılmış iki büyük Sümer ağıtı var. Birincisi Ur için Ağıt; orada sesini en çok duyduğumuz tanrı, Nanna'nın eşi Ningal. Ningal yazısında bu ağıtı anlatmıştım. İkincisi ise Sümer ve Ur için Ağıt. Bu ikinci metinde sahnenin merkezinde Nanna'nın kendisi var.
İki metin aynı olayı, yani MÖ 2000 civarında Ur'un üçüncü hanedanının Elamlılar ve dağlı kavimler tarafından yıkılışını anlatıyor. Ama farklı açılardan. Biri bir eşin ve annenin acısını, diğeri bir babanın ve kentin sahibinin acısını dile getiriyor. Bu iki metni yan yana okumak, aynı felakete iki farklı tanrının nasıl tepki verdiğini görmek demek.
Nanna'nın dilekçesi
Sümer ve Ur için Ağıt'ın uzun bir bölümü, yıkımın betimlemesine ayrılmış. Kentler boşalıyor, kanallar kuruyor, tapınaklar yağmalanıyor. Ölüler sokaklarda kalıyor, anneler çocuklarını terk ediyor. Sonra Nanna, babası Enlil'in karşısına çıkıyor.
Nanna'nın sözleri bir oğlun sözleri. Ey babam, diyor, beni doğuran baba, neden bana sırtını döndün? Ur'u yeniden kur, insanlarımı geri getir, sunularımı yeniden başlat. Bu bir dilekçe, ama bir çocuğun yakarışının tonuyla yazılmış.
Enlil'in cevabı ise Mezopotamya edebiyatının en ünlü pasajlarından biri. Meclisin kararı geri çevrilemez, diyor. An'ın ve Enlil'in sözü değiştirilemez. Ur'a krallık verildi, ama sonsuz bir hükümranlık verilmedi. Kim bir krallığın sonsuza dek sürdüğünü gördü?
Bu cevap, bence bütün Mezopotamya tarih anlayışının özeti. Krallıklar gelir ve gider. Her kente bir süre verilir, sonra bu süre biter. Bu bir ceza değil, bir düzen. Sümer Kral Listesi de aynı mantıkla yazılmış: Krallık bir kentten diğerine geçiyor, hiçbir kent onu sonsuza dek tutamıyor. Kral Listesi'ni anlattığım yazıda bu dönen krallık fikrine değinmiştim.
Siz bu cevabı nasıl karşılıyorsunuz? Teselli edici mi buluyorsunuz, yoksa soğuk ve acımasız mı? Ben her okuduğumda ikisini birden hissediyorum.
Krallığın süresi ve meclisin hafızası
Enlil'in cevabındaki bir ayrıntı çok önemli: Karar, meclisin kararı. Enlil, bunu tek başına verdiğini söylemiyor. An ile birlikte, meclisle birlikte verilmiş bir karar. Nanna da meclisin bir üyesi. Yani bir anlamda Nanna, kendi de katıldığı bir kararın geri alınmasını istiyor.
Bu çelişki, metinlerde açıkça tartışılmıyor. Ama Ur için Ağıt'ta Ningal'ın da benzer bir durumu var: Meclisin karşısında ağlıyor, ama karar değişmiyor. İki ağıtta da büyük tanrılar, kendi kentlerinin kaderine karşı çaresiz. Meclis, en yakın üyelerinin isteklerini bile reddedebiliyor.
Bana göre bu, meclisin kişisel çıkarların üstünde bir kurum olarak düşünüldüğünü gösteriyor. Nanna, Ur'un tanrısı olarak Ur'u savunuyor. Ama meclis bütün Sümer'in düzenini düşünüyor. Bir kentin yıkımı, bütünün düzeninin bir parçası olarak kabul ediliyor.
Umut kapısı
Ağıtın sonu ise beklenmedik bir umut taşıyor. Enlil, Nanna'ya Ur'un yeniden kurulacağını vaat ediyor. Ur, yeniden bolluk içinde olacak, tapınağı yeniden yükselecek. Nanna da sevinçle kentine dönüyor.
Bu, Mezopotamya ağıtlarının ortak bir özelliği. Yıkımı anlatıyorlar, ama yeniden kuruluşla bitiyorlar. Çünkü bu ağıtlar büyük ihtimalle tapınakların yeniden inşası sırasında okunuyordu. Bir kenti yeniden kurarken, önce onun yıkımına ağlamak gerekiyordu. Tanrıların öfkesini yatıştırmak, sonra yeni bir başlangıç yapmak.
İsin hanedanının kralları, Ur'u yeniden kurarken bu ağıtları kullanmış olabilir. Ur'u yıkan Elamlılardan sonra İsin kralları kendilerini Ur'un mirasçısı olarak sundular. Ağıtlar, bu mirasın kutsal belgeleri gibi işliyordu.
Ninşubur'u geri çeviren Nanna
Nanna'nın meclisteki tutumunu gösteren başka bir sahne, İnanna'nın yeraltına inişinde. İnanna öldüğünde vezir Ninşubur yardım istemek için önce Enlil'e, sonra Ur'a, Nanna'ya gidiyor. Nanna, İnanna'nın babası. Ninşubur ona, kızının yeraltında öldürülmesine izin vermemesini söylüyor.
Nanna'nın cevabı, Enlil'in cevabıyla neredeyse aynı kelimelerle veriliyor. Kızım büyük göğü istedi, büyük yeri de istedi. Yeraltının me'leri dokunulmaz. Oraya giden geri dönmez. Ve Nanna da reddediyor.
Bu sahne bana çok sert geliyor. Kendi kızının ölümüne karşı, meclis kuralını öne süren bir baba. Ur ağıtında kendi kenti için yalvaran Nanna ile burada kızını geri çeviren Nanna arasında bir tutarsızlık var mı? Belki de yok. Her iki durumda da Nanna, meclisin kurallarının üstünde duramayacağını biliyor. Kenti için yalvarıyor ama kararı kabul ediyor. Kızı için de kuralı hatırlatıyor ve kabul ediyor.
İnanna'yı sonunda Enki kurtarıyor. Enlil ve Nanna, meclisin kurallarını koruyan tanrılar olarak kalıyor. Enki ise o kuralların etrafından dolanan tanrı. Bu üçlü, meclisin içindeki farklı tavırları çok iyi temsil ediyor.
Ayın kaybolduğu gün
Mezopotamya'da ayın görünmediği gün, yani yeni ay öncesindeki karanlık gece, özel bir anlam taşıyordu. Sümer metinlerinde bu güne "yatma günü" gibi anlamlara gelen ifadeler kullanılıyordu. Bazı metinlere göre ay tanrısı bu karanlık günlerde yeraltına iniyor ve orada ölülerin kaderini belirliyordu.
Bu inanç, Nanna'nın meclisteki rolünü genişletiyor. Gökte bir yolcu, yerde Ur'un efendisi, yeraltında ise bir yargıç. Ayın evreleri, Nanna'nın bu üç dünya arasındaki gidip gelmelerinin görünür izi.
Ayın dolunay günü de önemliydi. Ay tanrısının taç giydiği gün olarak kutlanırdı. Mezopotamya takvimi ay takvimiydi; her ayın başlangıcı, hilalin görülmesiyle belirlenirdi. Bu yüzden Nanna, zamanın kendisinin düzenleyicisiydi. Meclisin aldığı kararlar, onun belirlediği takvim içinde uygulanıyordu.
Babil'in son kralının tanrısı
Nanna'nın, Akkadça adıyla Sin'in, meclisteki yeri son bir kez Babil'in son kralı Nabonid döneminde tartışma konusu oldu. Nabonid, Sin'e olan bağlılığıyla biliniyordu. Harran'daki tapınağı yeniden kurdurdu ve yazıtlarında Sin'i tanrıların kralı olarak anmaya başladı. Bu, Marduk'un rahipleri tarafından hoş karşılanmadı. Nabonid'in sonraki dönemde kaleme alınan eleştirel anlatımlarda dinsizlikle suçlanması, bu gerginliğin yansıması olarak görülüyor.
Yani yaklaşık bin beş yüz yıl sonra, Ur'un tanrısı yine bir meclis kavgasının ortasında. Bu kez Enlil'in değil, Marduk'un karşısında.
Sitchin'in Nanna'sı
Sitchin'in anlatısında Nanna, Enlil'in Dünya'da doğan ilk oğlu. Ur'u yöneten, sonra Harran'a çekilen bir Anunnaki prensi. Sitchin, Ur'un yıkılışını bir nükleer felaketin sonucu olarak yorumluyor. Ona göre ağıtlarda anlatılan "kötü rüzgar", Sina'daki uzay limanının yok edilmesinden sonra yayılan radyoaktif bir bulut.
Bu yorum, Sümer ve Ur için Ağıt'taki fırtına betimlemelerine dayanıyor. Metinde gerçekten de Enlil'in gönderdiği bir fırtına, kentleri yıkan bir rüzgar var. Ama aynı metinde Elamlılar, Gutiler ve Şimaşkiler adıyla anılıyor; yani tarihsel düşmanlar. Fırtına, burada bir istila ordusunun şiirsel karşılığı. Mezopotamya şiirinde savaş ve istila, sık sık tanrının fırtınası olarak anlatılırdı.
Akademik yorum, ağıtı Ur'un üçüncü hanedanının tarihsel çöküşünün dini bir yorumu olarak görüyor. İbbi-Sin döneminde Ur'un ekonomik ve siyasi sıkıntıları, kıtlık, Elam'ın saldırısı ve kralın esir alınması, hepsi tarih kayıtlarında belgelenmiş. Ağıt, bu olayları tanrıların meclisinin kararına bağlayarak anlamlandırıyor.
Forumlarda Nanna'nın sesi
Türkçe forumlarda Nanna'nın Ur ağıtındaki yalvarışı çok tartışılmıyor; genellikle Ningal'ın ağıdı daha çok biliniyor. Ama bir edebiyat forumunda biri, Enlil'in "kim bir krallığın sonsuza dek sürdüğünü gördü" sözünü, eski çağın en bilge cümlelerinden biri olarak paylaşmıştı. Altına yazan bir kullanıcı, bu cümlenin bugün de bütün imparatorluklara bir uyarı olarak okunabileceğini eklemişti.
İngilizce bir forumda ise Sitchin'in nükleer okuması tartışılıyordu. Bir kullanıcı, Ur'un kazı katmanlarında bir radyasyon izi bulunmadığını, aksine kentin İsin döneminde yeniden yerleşildiğini hatırlatmıştı. Bir başkası, bunun kesin bir çürütme olmadığını, eski bir olayın izlerinin silinmiş olabileceğini savunmuştu. Bu tartışmada bence ilk kullanıcının elinde daha somut veriler vardı.
SohbeX teorisi: Kurala sadık baba
Bu kısım spekülasyon. Belki Nanna'nın hem kentine hem de kızına karşı meclis kurallarını kabul etmesi, ay tanrısının doğasıyla ilgiliydi. Ay, her ay aynı döngüyü tekrar ediyor; büyüyor, küçülüyor, kayboluyor, yeniden doğuyor. Hiçbir zaman bu döngünün dışına çıkmıyor. Belki de Sümerliler, ay tanrısını kurallara en sadık tanrı olarak düşünüyordu. Bu, metinlerde açıkça söylenen bir şey değil; sadece ayın doğası ile Nanna'nın tavırları arasında kurduğum bir bağ.
Kapanırken
Nanna'yı düşündüğümde, Enlil'in karşısında yalvaran oğlu görüyorum, ama aynı zamanda Ninşubur'u geri çeviren babayı da. İkisi de aynı kişi ve ikisi de aynı kuralı tanıyor.
Sizce kurallara sadık kalan bir tanrı, sevdiklerine karşı acımasız mıdır? Yoksa bir düzenin ancak böyle tanrılarla ayakta kalabileceğine mi inanıyorsunuz?
Giriş yap