Nanna'nın kayığı: Ur'un ay tanrısı Nippur'a giderken
Gece gökyüzüne baktığınızda hilal size neye benziyor? Bir tırnak, bir orak, bir gülümseme? Sümerler için o bir kayıktı. Ay tanrısı Nanna, göğün karanlık sularında bu kayıkla yol alıyordu. Ve bu kayık, sadece gökte değil, yeryüzünde de yol alıyordu: Ur'dan Nippur'a, babası Enlil'i ziyarete giden bir kayık. Bu yazının merkezinde o yolculuk var, ama oraya varmadan önce Nanna'yı biraz tanımak istiyorum.
Adları
Sümercede ay tanrısının birkaç adı vardı. Nanna en yaygın olanı. Suen ya da Zuen de sık kullanılıyordu; bu ad sonradan Akkadcada Sin'e dönüştü. Bir de Aşimbabbar adı vardı, özellikle yeni ayı, yani hilali anlatmak için. Bazı araştırmacılar bu adların başlangıçta ayın farklı evrelerini anlattığını düşünüyor: dolunay, hilal, karanlık ay. Bu fikir bana çok güzel geliyor. Ay her gece değiştiğine göre, onun tek bir adı olması gerçekten de tuhaf olurdu.
Nanna'nın babası Enlil, annesi Ninlil. Doğumu çok ilginç bir hikâyeye bağlı ve bu hikâyeyi Ninlil yazısında ayrıntılı anlatacağım. Kısaca: Enlil, Ninlil'le birlikte olduğu için tanrılar meclisi tarafından Nippur'dan sürgün ediliyor ve Nanna bu sürgünün sonucunda, ama aslında yeraltı yolculuğunun başında doğuyor. Ayın karanlıkta doğması, bu hikâyenin en şiirsel yanlarından biri.
Eşi Ningal, "Büyük Hanım". Çocukları Utu ve İnanna. Yani güneş ve Venüs, ayın çocukları. Bu aile düzeninin gökyüzü gözlemleriyle bir ilgisi olabilir: Venüs ve ay sık sık birbirine yakın görünür, güneş de ay ile birlikte zamanın ölçüsüdür.
Ur: Ay'ın kenti
Nanna'nın en büyük kült merkezi Ur'du. Bugün Irak'ın güneyinde, Nasiriye yakınlarında Tell el-Mukayyar adıyla bilinen yer. Kentin ortasında yükselen zigurat, MÖ 21. yüzyılda Ur'un Üçüncü Hanedanı'nın kurucusu Ur-Nammu tarafından yaptırıldı ve oğlu Şulgi tarafından tamamlandı. Ziguratın adı E-temen-ni-gur, yani "Korkunç ışıltısı olan teras". Üstündeki tapınağın adı ise E-kiş-nu-gal.
Bu zigurat bugün Mezopotamya'nın en iyi korunmuş zigurat kalıntısı. 1920'ler ve 30'larda Leonard Woolley tarafından kazıldı. Woolley'nin kazıları sırasında ünlü Ur Kraliyet Mezarları da bulundu: Kraliçe Puabi'nin başlığı, Ur'un Sancağı, altın ve lapis lazuli lir. Bu eserlerin bir kısmı British Museum'da, bir kısmı Penn Museum'da, bir kısmı da Bağdat'taki Irak Müzesi'nde.
1980'lerde zigurat Irak hükümeti tarafından kısmen restore edildi; ön cephesindeki merdiven bugün göründüğü haliyle o dönemin restorasyonu. Ziyaret edenler bunu bilmezse, gördüklerinin tamamen özgün olduğunu sanabilir. Forumlarda bu konuda da sık sık yanlış bilgi dolaşıyor.
Enheduanna: Tarihin bilinen ilk yazarı
Nanna'dan söz edip Enheduanna'dan söz etmemek mümkün değil. Enheduanna, Akkad kralı Sargon'un kızıydı ve babası tarafından Ur'daki Nanna tapınağının baş rahibesi olarak atandı. Bu görevin Akkadca adı en, yani yüksek rahibe. Enheduanna, adıyla bilinen ilk yazar olarak kabul ediliyor. İnanna'ya yazdığı "Nin-me-šara", yani "Bütün me'lerin hanımı" adlı ilahi, Mezopotamya edebiyatının en etkileyici metinlerinden biri.
Ur'da bulunan bir kalsit disk üzerinde Enheduanna'nın tasviri var. Disk bugün Penn Museum'da. Üzerinde, başında yüksek bir başlık olan bir kadının bir sunu törenine katıldığı görülüyor. Diskin arkasında da adı ve unvanı yazılı: "Nanna'nın eşi, Sargon'un kızı". Disk kazıda kırık bulunmuş ve sonra birleştirilmiş. Bu kırılma bazı araştırmacılara göre Enheduanna'nın bir dönem Ur'dan sürgün edilmesiyle ilgili olabilir. Kendi şiirlerinde de böyle bir sürgünden, Lugal-ane adlı bir isyancı tarafından görevinden uzaklaştırılmasından söz ediyor.
Enheduanna'dan sonra Ur'daki yüksek rahibelik makamı yüzyıllar boyunca kralların kızlarına verildi. Son örneklerden biri, Yeni Babil kralı Nabonidus'un kızı Ennigaldi-Nanna. Ennigaldi-Nanna'nın Ur'daki sarayında, eski eserlerin etiketlendiği bir oda bulundu ve bu oda bazen "dünyanın ilk müzesi" olarak anılıyor.
Nanna'nın Nippur yolculuğu
Şimdi kayığa dönelim. "Nanna-Suen'in Nippur'a Yolculuğu" adlı Sümerce şiir, ay tanrısının babası Enlil'i ziyaret etmek için Ur'dan Nippur'a gidişini anlatıyor. Nanna, kayığını yüklüyor: koyunlar, keçiler, balıklar, kuşlar, yumurtalar, bitkiler. Yolda beş kentin önünden geçiyor ve her birinde o kentin tanrıçası onu karşılamaya çıkıyor, ama Nanna durmuyor. Sonunda Nippur'a varıyor ve kapıcıya kapıyı açmasını söylüyor.
Enlil oğlunu sevinçle karşılıyor ve ona bir ziyafet veriyor. Nanna da babasından bereket istiyor: nehirde taşkın, tarlalarda tahıl, bataklıklarda balık ve kuş, ormanlarda ağaç, sarayda uzun ömür. Enlil hepsini veriyor. Nanna Ur'a bereketle dönüyor.
Bu şiirin gerçek bir törensel yolculuğu yansıttığı düşünülüyor. Mezopotamya'da tanrı heykelleri belirli bayramlarda kayıklarla başka kentlere götürülüyordu. Ur'dan Nippur'a giden bir ritüel kayık, kentler arasındaki bağı ve Nippur'un dini merkezliğini pekiştiriyordu. Ekonomik metinlerde bu tür yolculuklar için hazırlanan erzak listeleri de var.
Ay ve inekler
Nanna'nın bir başka önemli yanı, sığırlarla ilişkisi. Ay tanrısı aynı zamanda büyük bir sığır sürüsünün sahibi olarak düşünülüyordu. Hilalin iki ucu bir boğanın boynuzlarına benzetiliyordu. Ur'da tapınağa bağlı büyük ahırlar vardı ve bu ahırlardan çıkan süt ürünleri tapınak ekonomisinin önemli bir parçasıydı. Bazı ilahilerde ay, gökyüzündeki yıldızları bir çoban gibi güden biri olarak anılıyor; yıldızlar da onun sürüsü.
Sümercede "Nanna'nın süt sağılan inekleri" ifadesi bazen yıldızlar için kullanılıyor. Bu imge bana, Mezopotamya insanının gökyüzünü bir çiftlik gibi düşündüğünü hatırlatıyor. Gök, yeryüzündeki hayatın büyük bir yansımasıydı.
Ur'un yıkılışı için ağıt
MÖ 2004 civarında Ur, Elamlılar ve Şimaşkiler tarafından yıkıldı. Bu felaketten sonra yazılan "Ur için Ağıt" ve "Sümer ve Ur için Ağıt" adlı uzun şiirler, Mezopotamya edebiyatının en dokunaklı metinleri arasında. Şiirlerde Ningal, kentinin yıkılmasını engellemek için An'a ve Enlil'e yalvarıyor ama sonuç değişmiyor. Nanna da babasına gidip yalvarıyor; Enlil sonunda bir teselli sunuyor ama kararı geri almıyor.
Bu ağıtlar bana tanrıların bile kaderi değiştiremediği bir dünyayı anlatıyor. Ur'un tanrısı, kendi kentinin yıkılışını engelleyemiyor. Bu da Mezopotamya teolojisinin bir yanını gösteriyor: Tanrılar meclisinin kararı, tek tek tanrıların arzusundan güçlüydü.
Harran: Ay tanrısının kuzeydeki evi
Bizim için özellikle ilginç bir nokta var: Ay tanrısının en önemli ikinci kült merkezi, bugünkü Şanlıurfa'daki Harran'dı. Orada Sin'in E-hul-hul, yani "Sevinç Evi" adlı tapınağı vardı. Harran, Asur ve Babil dönemlerinde önemli bir dini merkezdi. Nabonidus'un annesi Adad-guppi, bu tapınağın rahibesiydi. Onun yaşamını anlatan ve 104 yaşına kadar yaşadığını söyleyen bir stel Harran'da bulundu; bugün Şanlıurfa Müzesi'nde.
Nabonidus, Sin'e duyduğu bağlılıkla tanınıyor. Babil'in baş tanrısı Marduk yerine Sin'i öne çıkarması, Babil rahiplerini kızdırdı ve bu öfke, Pers kralı Kiros'un Babil'i ele geçirdiğinde kullandığı propaganda metinlerine de yansıdı. Kiros Silindiri'nde Nabonidus'un Marduk'u ihmal ettiği söyleniyor.
Harran'daki ay kültü İslam döneminde de bir süre devam etti. Ortaçağ Arap kaynaklarında "Harranlı Sabiiler" olarak anılan bir topluluktan söz ediliyor. Bu topluluğun inançları hakkında bilgimiz sınırlı ve tartışmalı, ama gök cisimlerine dayalı bir din anlayışını uzun süre korudukları anlaşılıyor.
Sitchin'in Nanna'sı
Sitchin'in anlatısında Nanna, Enlil'in Dünya'da doğan ilk oğlu ve Ur'un yöneticisi. Sitchin ona göre Sina Yarımadası'nın da sorumlusu; "Sin" adının Sina'yla ilişkili olduğunu öne sürüyor. Bu iddia, kelimelerin seslerinin benzerliğine dayanıyor. Dilbilimciler ise Sina adının kökeninin tartışmalı olduğunu ve Akkadca Sin ile doğrudan bağlanamayacağını hatırlatıyor.
Sitchin ayrıca Ur'un yıkılışını anlatan ağıtlardaki "kötü rüzgâr" ifadesini bir nükleer saldırının radyoaktif bulutu olarak yorumlar. Bu, onun en çok bilinen ve en çok eleştirilen iddialarından biri. Akademik okumada "kötü rüzgâr", Enlil'in yıkıcı gücünün şiirsel bir ifadesi; Enlil zaten rüzgârın ve fırtınanın tanrısı. Ağıtlarda düşman ordularının adları da açıkça geçiyor.
Forumlarda Nanna
Forumlarda Nanna ile ilgili en çok rastladığım tartışmalardan biri, ay takvimi. Mezopotamya'da aylar, hilalin ilk görüldüğü akşamla başlıyordu. Bu da Nanna'yı zamanın düzenleyicisi yapıyordu. Bir kullanıcı, bugün hâlâ dini bayramların hilalin görülmesiyle belirlenmesini bu çok eski geleneğin bir devamı olarak görüyordu. Bu bağlantı ilginç, ama ay takviminin birçok kültürde bağımsız olarak geliştiğini de unutmamak gerekiyor.
Bir başka başlıkta ise "Ur'daki zigurat gerçekten İbrahim'in kenti mi?" sorusu tartışılıyordu. Tevrat'ta İbrahim'in "Keldanilerin Ur'u"ndan çıktığı yazıyor. Woolley bu bağlantıyı popülerleştirdi. Ama bazı araştırmacılar Harran'a yakın kuzeyde başka bir Ur olabileceğini öne sürüyor; Urfa'yı bu adayla ilişkilendirenler de var. Bu konu hâlâ açık.
Kendi notum
Ben Nanna'yı Mezopotamya'nın en sakin tanrısı olarak düşünüyorum. Enlil gibi fırtınalı değil, İnanna gibi tutkulu değil. Gece göğünde sessizce yol alıyor, ayları sayıyor, sürüsünü güdüyor, babasına bereket istemeye gidiyor. Kenti yıkıldığında ağlıyor. Bu sakinlik bana Mezopotamya'nın gürültülü panteonunda bir nefes alma alanı gibi geliyor.
Siz bu akşam hilale baktığınızda onu bir kayık olarak görebilecek misiniz? Ben artık başka türlü göremiyorum.
Giriş yap