Nammu ve meclis: İlk toplantıdan önce kim vardı?
Bir kurumun kuruluş tutanağını okuduğunuzda, kurucuların adlarını görürsünüz. Ama o tutanağın yazılmasından önce de bir şeyler olmuştur. Birileri o insanları bir araya getirmiş, bir masa kurmuş, bir oda bulmuştur. Kuruluş tutanağında adı geçmeyen bu kişiler, belki de en önemlileridir.
Nammu, Sümer'in tanrılar meclisinin kuruluş tutanağında adı pek geçmeyen biri. İlk su ana olarak onu daha önce anlatmıştım: adının yazılışı, Enki'nin annesi olması, neden hikayesinin olmadığı. Bu kez farklı bir soru soracağım: Meclis daha toplanmadan, Anunnaki daha bir düzen kurmadan önce dünya nasıldı? Ve Nammu bu düzenin öncesinde nerede duruyordu?
Duku tepesindeki aç tanrılar
Koyun ve Tahıl adlı Sümer tartışma şiiri, bu soruya şaşırtıcı bir cevapla başlıyor. Şiirin girişinde, An'ın Anunnaki'yi gökyüzü ve yer arasındaki Duku adlı kutsal tepede doğurduğu anlatılıyor. Ama o sırada henüz tahıl tanrıçası Aşnan yaratılmamış, koyun tanrıçası Lahar da yaratılmamış.
Metne göre Anunnaki bu dönemde ekmek nedir bilmiyordu, giysi nedir bilmiyordu. Koyunlar gibi ağızlarıyla ot yiyorlar, hendeklerden su içiyorlardı. Çıplak dolaşıyorlardı. Yani tanrılar, uygarlıktan önceki insanlar gibi yaşıyordu.
Bu tablo bence Mezopotamya düşüncesinin en cesur hayallerinden biri. Tanrıların ilk hali yüce ve kudretli değil; aç ve çıplak. Sonra Enki ve Enlil, Duku'da Lahar'ı ve Aşnan'ı yaratıyor. Tanrılar ekmek ve süt bulunca doyuyor, ama yetmiyor. Bu yüzden insanlara da yaşam nefesi veriliyor, ki insanlar ağılları ve tarlaları işlesin.
Siz tanrıların böyle bir başlangıcı olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Ben ilk okuduğumda gülümsemiştim. Sonra düşündüm ki bu, belki de tanrıların değil, insanların kendi geçmişlerine dair bir hatırası. Avcı toplayıcılıktan tarıma geçişin bir hikayesi.
Meclisin önündeki boşluk
Bu giriş, meclis meselesine ilginç bir açıdan bakmamızı sağlıyor. Duku tepesindeki Anunnaki, henüz bir meclis gibi görünmüyor. Bir sürü gibi görünüyorlar. Bir düzen, bir işbölümü yok. Tahıl ve koyun yaratıldıktan sonra, yani ekonomi kurulduktan sonra, bir düzen ortaya çıkmaya başlıyor.
Bu, Jacobsen'in tanrılar meclisi tezine farklı bir boyut ekliyor. An yazısında Jacobsen'in tezini anlatmıştım: Meclis, Mezopotamya'nın erken siyasi yapısının bir yansıması olabilir. Koyun ve Tahıl'ın girişi ise şunu düşündürüyor: Meclis gibi bir yapının ortaya çıkması için önce bir artık ürün, bir zenginlik olması gerekiyor. Aç bir sürü meclis kurmaz; tok bir topluluk kurar.
Bu bir antropolog bakışı, ve Sümerli şairlerin bunu bilinçli olarak düşündüğünü sanmıyorum. Ama metin, tanrıların uygarlığını, insanların uygarlığıyla aynı yoldan geçiriyor.
Uyuyan oğlu uyandıran anne
Nammu'nun sahneye çıktığı en ünlü an, Enki ve Ninmah metninin girişi. Bu metin de yaratılış öncesine gidiyor. Gök ve yer ayrılmış, tanrılar doğmuş. Büyük tanrılar küçük tanrılara iş yüklemiş. Küçük tanrılar kanalları kazıyor, toprağı taşıyor ve şikayet ediyor.
Enki ise derin suların içinde, kimsenin giremediği yerde uyuyor. Ve tanrıların şikayetini ona ileten kişi, annesi Nammu. Gözyaşlarını Enki'nin önüne getiriyor. Oğlum, diyor, uyanık mısın? Kalk, bilgeliğinle tanrıların yükünü hafifletecek bir şey yarat.
Bu sahnede çok ilginç bir şey var: Tanrıların şikayeti meclise değil, bir anneye ulaşıyor. Ve anne, kimsenin uyandıramadığı oğlunu uyandırıyor. Nammu, meclisin kanallarından değil, bir ailenin kanalından iş görüyor.
Bu, Mezopotamya toplumunda resmi kurumların yanında ailenin ne kadar güçlü olduğunu düşündürüyor. Bir işi yaptırmanın yolu her zaman toplantı salonundan geçmiyor; bazen bir annenin oğluna söylediği iki kelimeden geçiyor. Siz hiç bir işinizi resmi kanallardan değil, bir yakın aracılığıyla çözdünüz mü?
Ur-Namma: Nammu'nun adamı
Nammu'nun meclisteki görünmezliğine rağmen, adı tarihin en ünlü krallarından birinin adında yaşıyor. Ur'un üçüncü hanedanının kurucusu Ur-Namma. Adı genellikle "Namma'nın adamı" ya da "Namma'nın kulu" olarak açıklanıyor. Ur-Namma, Ur'un büyük zigguratını inşa eden ve bilinen en eski yasa metinlerinden birini yazdıran kral.
Bu ayrıntı ilginç, çünkü Ur-Namma'nın yazıtlarında Nammu pek öne çıkmıyor. Kral, Nanna'nın kentinde hüküm sürüyor, Enlil'in Nippur'una hizmet ediyor. Ama adı, ilk su ananın adını taşıyor. Belki de bu, Nammu'nun halk dininde yazılı kaynaklarda göründüğünden daha yaygın olduğunun bir işareti. Kişi adları, resmi teolojinin değil, ailelerin inancının aynası.
Ur-Namma'nın Ölümü metnini Ereşkigal yazısında anmıştım. Kral yeraltına iniyor ve yeraltı tanrılarına hediyeler sunuyor. O metinde Nammu'nun adı geçmiyor. Kendi adının sahibi tanrıça, kralın ölümünde ortada yok.
Sumer kozmolojisinin katmanları
Nammu'nun meclisin öncesinde durması, Sümer kozmolojisinin katmanlı yapısını gösteriyor. Farklı metinler, farklı başlangıçlar anlatıyor. Bir metinde her şey Nammu'nun sularıyla başlıyor. Başka bir metinde gök ve yerin birleşik halinden, An ve Ki'den başlıyor. Kazmanın Yaratılışı'nda Enlil, gökü yerden ayırıyor. Enlil yazısında bu metni anmıştım.
Bu farklı başlangıçlar, birbirini dışlamıyor. Mezopotamya'nın dini düşüncesi, tek bir resmi yaratılış hikayesine sahip değildi. Her kent, her tapınak, kendi tanrısının merkezde olduğu bir başlangıç anlatıyordu. Eridu'nun geleneğinde Nammu ve Enki, Nippur'un geleneğinde Enlil öne çıkıyordu.
Bu çoğulluk, meclis kavramını da etkiliyor. Meclis, bütün bu farklı geleneklerin buluşma yeri. Her tanrı kendi kentinin başlangıç hikayesini masaya getiriyor. Ve masa, bütün bu hikayelerin bir arada durabildiği bir yer oluyor.
Tanrı listelerindeki unvan
Nammu'nun meclis öncesindeki yerini en açık söyleyen kaynaklardan biri, tanrı listeleri. Eski Babil dönemine ait bazı listelerde ve sonraki büyük An=Anum listesinde, Nammu'nun adı, gök ve yeri doğuran ana olarak açıklanıyor. Bu bir mit değil; katiplerin tanrıları sınıflandırırken kullandığı kuru bir tanım. Ama o kuru tanımın içinde, bütün meclisin onun rahminden çıktığı fikri yatıyor.
Bu unvan, listelerdeki yeriyle birlikte düşünülünce daha da ilginçleşiyor. Nammu, büyük tanrıların arasında değil, onların öncesinde, ayrı bir yerde anılıyor. Yani katipler bile onu masaya oturtmamış; masanın kurulduğu zemine yerleştirmiş. Bu tanım bana, meclisin üyelerinin hepsinin tek bir annenin çocukları olduğunu ve belki de bu yüzden birbirleriyle anlaşmak zorunda olduklarını düşündürüyor.
Sitchin'in başlangıcı
Sitchin'in anlatısında yaratılış öncesi dönem, Nibiru'nun güneş sistemine girişi ve Tiamat gezegeniyle çarpışmasıyla anlatılıyor. Anunnaki ise bu olaydan çok sonra, Dünya'ya altın aramak için gelen bir uzay topluluğu. Sitchin'e göre Anunnaki'nin Dünya'daki ilk hali, zor çalışma koşullarında yaşayan, madenlerde ve tarlalarda çalışan bir işçi topluluğu.
Bu noktada Koyun ve Tahıl'ın girişi, Sitchin'in okuması için ilginç bir malzeme gibi görünüyor. Aç, çıplak, ot yiyen Anunnaki. Sitchin taraftarları bunu, Dünya'ya yeni gelmiş ve henüz tarımı kurmamış bir uzaylı topluluğunun tasviri olarak okuyabilir. Ama metnin kendisi, tanrıların gökte değil, Duku adlı kutsal tepede doğduğunu söylüyor. Bir yere iniş değil, bir yerde doğuş anlatılıyor.
Akademik yorum ise bu girişi, tartışma şiirlerinin genel bir özelliği olarak görüyor. Bu şiirler, tartışılacak iki şeyin, burada koyun ile tahılın, kökenini anlatarak başlıyor. Kökene dair bu girişler, bir tür kozmik tarihçe sunuyor. Amaç, tanrıların tarihini yazmak değil, iki temanın ne kadar eski ve değerli olduğunu göstermek.
Forumlarda ilk dönem
Türkçe forumlarda Nammu, genellikle "Tiamat'ın Sümer'deki karşılığı" olarak anılıyor. Bir gizem forumunda biri, Nammu'nun aslında Anunnaki'nin ana gemisini temsil ettiğini, çünkü "her şeyi doğuran" olduğunu iddia etmişti. Bir başka katılımcı, bu yorumun hiçbir metin dayanağı olmadığını, Nammu'nun adının yazılışının su ile ilgili bir işaret olduğunu hatırlatmıştı.
İngilizce bir forumda ise Koyun ve Tahıl'ın girişi paylaşılmıştı. Bir kullanıcı, bu satırların Neolitik devrimin şiirsel bir hatırası olabileceğini öne sürmüştü. Bir başkası, Sümer şairlerinin binlerce yıl önceki bir geçişi hatırlamasının pek mümkün olmadığını, bunun daha çok uygarlığın önemini vurgulayan bir edebi araç olduğunu yazmıştı. Bu tartışmada ben ikinci yoruma daha yakınım, ama birincinin şiirselliğini de çok sevdim.
SohbeX teorisi: Görünmeyen ev sahibesi
Bu kısım spekülasyon. Belki Nammu, Sümer düşüncesinde meclisin kendisinin, yani toplanma imkanının sembolüydü. Su, her şeyi bir araya getiren, ayrı parçaları birleştiren bir madde. Kil ve su olmadan tuğla olmaz; tuğla olmadan bina olmaz; bina olmadan meclis olmaz. Nammu'nun meclisteki görünmezliği, onun her şeyin içinde olmasından kaynaklanıyor olabilir. Bu, metinlerden doğrudan çıkan bir fikir değil; sadece suyun Mezopotamya hayatındaki yeri üzerine düşünürken aklıma gelen bir yorum.
Kapanırken
Nammu'yu düşündüğümde, kuruluş tutanağında adı geçmeyen o kişiyi hatırlıyorum. Herkesi bir araya getiren, ama fotoğrafta olmayan biri.
Sizce bir topluluğun gerçek kurucusu, ilk toplantıya başkanlık eden mi, yoksa o toplantıyı mümkün kılan mı? Ve Duku tepesindeki aç tanrılar, tok olduktan sonra kendi geçmişlerini hatırladılar mı?
Giriş yap