Giriş yap
🏺 Anunnaki

Nammu: Her şeyi doğuran ama hiç hikâyesi olmayan su

Bazı tanrılar o kadar eskidir ki, onlardan geriye neredeyse sadece adları kalmıştır. Nammu böyle bir tanrıça. Sümer kozmolojisinde gök ve yerin annesi, ilk su, başlangıçtan önceki başlangıç. Ama ona ait tek bir uzun şiir yok, büyük bir tapınağı yok, macerası yok. Birkaç tanrı listesinde, bir şiirin girişinde, birkaç kralın adında karşımıza çıkıyor. Ve yine de bu kadar az iz bırakan bir tanrıçanın düşüncesi, Mezopotamya'nın evreni nasıl hayal ettiğini anlamak için anahtar gibi.

Adın kendisi

Nammu adı çivi yazısında ENGUR işaretiyle yazılıyor. Bu işaret ilginç, çünkü aynı işaret abzu, yani yeraltındaki tatlı su okyanusu için de kullanılıyor. Yani Nammu'nun adı ile Enki'nin evi olan Abzu aynı işaretle yazılıyor. Bu, Nammu'nun bir tür kişileştirilmiş su olduğunu düşündürüyor. Akademisyenler adın tam okunuşu ve anlamı konusunda tartışıyor; bazıları "Nammu", bazıları "Namma" okumasını tercih ediyor.

Ur'un Üçüncü Hanedanı'nın kurucusu Ur-Nammu'nun adı da bu tanrıçanın adını taşıyor: "Nammu'nun adamı" ya da "Nammu'nun savaşçısı". Ur-Nammu Kanunları, Hammurabi Kanunları'ndan yaklaşık üç yüz yıl daha eski ve bilinen en eski kanun metinlerinden biri. Bir kralın, adını bu kadar eski ve gizemli bir tanrıçadan alması bana hep ilginç gelmiştir.

Tanrı listelerinde

Nammu hakkındaki en net bilgi, tanrı listelerinden geliyor. Büyük tanrı listesi An = Anum'da ve daha eski bir liste olan TCL 15 10'da, Nammu "gök ve yeri doğuran anne" olarak anılıyor. Sümerce ifadesi "ama-tu-an-ki". Bu ifade, onun An ve Ki'nin, yani göğün ve yerin annesi olduğunu söylüyor.

Bu bilgi bana çok şey anlatıyor. Sümerler evrenin başlangıcını bir su olarak düşünüyordu. Bu su, kendi başına doğuran bir dişi güçtü. Gök ve yer ondan doğdu, sonra gök ve yerin birleşmesinden diğer tanrılar doğdu. Bu düşünce, birçok kozmolojide karşılaştığımız ilk su motifine çok benziyor: Tevrat'ın ilk satırlarındaki "derin sular", Mısır'ın Nun'u, Yunan düşüncesinde Thales'in "her şeyin ilkesi sudur" sözü.

Enki'nin annesi

Nammu'nun en çok göründüğü metin, daha önce bir yazıda konuştuğumuz "Enki ve Ninmah" şiiri. Orada Nammu, uyuyan oğlu Enki'yi uyandıran kişi. Tanrılar çalışmaktan şikâyet ediyor, yükü taşıyamıyorlar. Nammu oğlunun yanına gidiyor ve ona bir çözüm bulmasını söylüyor. Enki de insanı yaratma fikrini geliştiriyor ve Nammu'ya, Abzu'nun üstündeki kili alıp ona biçim vermesini söylüyor.

Bu sahnede Nammu hikâyenin kilit figürü. İnsanın yaratılışı fikri ondan geliyor; insanın bedenini kilden biçimlendiren de o. Yani insanı yaratan, aslında ilk sudur. Kil ve su, insanın iki malzemesi. Bu, Mezopotamya'nın çömlekçilik kültürüyle de uyumlu bir imge. Bir çömlekçi de suyla kili karıştırarak bir şey yaratır.

Bu şiirde Nammu "her şeyi doğuran ilk anne" olarak tanıtılıyor. Enki ona "anneciğim" diye sesleniyor. Bu samimi hitap, Nammu'nun soyut bir kavram değil, kişiliği olan bir tanrıça olarak düşünüldüğünü gösteriyor.

Neden hikâyesi yok?

Bu kadar önemli bir tanrıçanın neden bu kadar az hikâyesi var? Bu soru beni uzun süre meşgul etti. Bir açıklama şu: Yaratılışın en başındaki tanrılar, genelde mitolojilerde pasif kalır. Bir kez doğururlar, sonra sahneden çekilirler. Hikâyeyi onların çocukları ve torunları taşır. Yunan mitolojisinde Khaos ve Gaia'nın, Mısır'da Nun'un durumu da buna benziyor.

Başka bir açıklama, tapınak ekonomisiyle ilgili. Mezopotamya'da bir tanrının hikâyelerinin yazılması ve kopyalanması, büyük ölçüde onun tapınağının ve rahiplerinin varlığına bağlıydı. Kendi büyük tapınağı olmayan bir tanrı için kimse uzun ilahiler yazmıyordu. Nammu'nun böyle bir tapınağı olduğuna dair bilgimiz çok sınırlı; Ur'da ona ait küçük bir kült olduğunu gösteren izler var.

Üçüncü bir açıklama da şu: Nammu'nun rolü zamanla başka tanrıçalara geçmiş olabilir. Babil dönemindeki Tiamat, birçok açıdan Nammu'nun yerini alıyor. O da ilk sudur, o da tanrıları doğuran annedir. Ama Tiamat'ın hikâyesi çok farklı; o yaratıcı bir anne değil, yenilmesi gereken bir kaos gücü.

Nammu ve Tiamat

Bu karşılaştırma bence çok önemli. Sümer düşüncesinde ilk su, Nammu, şefkatli bir annedir. Oğlunu uyandırır, ona insanı yaratma fikrini verir, kili biçimlendirir. Babil düşüncesinde ise ilk su, Tiamat, çocuklarına karşı savaşan, öfkeli, canavarlar doğuran bir güçtür. Marduk onu öldürür ve bedeninden evreni yaratır.

Bu fark neden ortaya çıktı? Bir yorum, siyasi ve dini değişimlerle ilgili. Babil'in yükselişiyle birlikte, yeni bir baş tanrının, Marduk'un gücünü kanıtlaması gerekiyordu. Eski düzeni temsil eden bir gücü yenmesi, onu yeni düzenin kurucusu yapıyordu. Bu yorumda Tiamat'ın canavarlaştırılması, bir tür siyasi teoloji.

Başka bir yorum ise, kadın tanrıların zamanla geri plana itilmesiyle ilgili. Bazı feminist araştırmacılar, Nammu'dan Tiamat'a geçişi, ana tanrıça figürlerinin erkek tanrılar tarafından bastırılması olarak okuyor. Bu yorumun güçlü ve zayıf yanları var. Mezopotamya tarihinin binlerce yıllık karmaşıklığını tek bir çizgiye indirmek riskli. Ama bu okumanın düşündürücü olduğunu kabul etmem gerekiyor.

Engur ve Abzu

Nammu'nun adının Abzu ile aynı işaretle yazılması, bir başka soruyu daha akla getiriyor: Nammu ile Abzu aynı şey mi? Bazı araştırmacılar Nammu'yu Abzu'nun kişileştirilmiş hali olarak görüyor. Babil'de Abzu, Tiamat'ın eşi olan erkek bir tanrıya dönüşüyor. Bu da Sümer'deki Nammu figürünün Babil'de ikiye bölündüğünü, dişil Tiamat ve eril Apsu olarak yeniden düzenlendiğini düşündürüyor.

Frans Wiggermann gibi araştırmacılar, Nammu'nun ve ilk suların Mezopotamya kozmolojisindeki yerini ayrıntılı biçimde incelediler. Bu konudaki tartışmalar hâlâ sürüyor, çünkü elimizdeki kanıtlar çok parçalı. Birkaç liste satırı, birkaç şiir girişi, birkaç kraliyet adı. Bunlardan bütünlüklü bir tablo çıkarmak, bir mozaiği eksik taşlarla tamamlamaya benziyor.

Kil ve su: Mezopotamya'nın malzemesi

Nammu'yu daha iyi anlamak için Mezopotamya'nın coğrafyasına bakmak gerekiyor. Güney Irak'ta taş yok denecek kadar az, ağaç az. Ama kil ve su bol. Evler kerpiçten, tapınaklar kerpiçten, yazı tabletleri kilden, mühürler kile basılıyor, kaplar kilden. Dicle ve Fırat her yıl taşarak tarlalara yeni bir kil tabakası bırakıyordu. Bu toprakların insanı için dünya, kelimenin tam anlamıyla su ve kilden yapılmıştı.

Bu yüzden ilk tanrıçanın bir su olması ve insanı kilden biçimlendirmesi hiç tesadüf değil. Nammu, Mezopotamya insanının gündelik dünyasının iki ana malzemesini birleştiren bir figür. Bir tablet yazıcısı, kilini nemlendirip kamış kalemini batırdığında, belki farkında olmadan Nammu'nun işini tekrarlıyordu. Ben bu düşünceyi çok seviyorum: Her kil tablet, küçük bir yaratılış sahnesi.

Uruk ve Ur'un katmanlarında bulunan binlerce kil figürin, mühür ve tablet bize şunu söylüyor: Bu insanlar kili sadece kullanmadılar, onunla düşündüler. Nammu da belki bu düşüncenin en eski adıdır.

Sitchin'de Nammu

Sitchin'in kitaplarında Nammu pek yer almıyor. Onun anlatısı daha çok Anunnaki'nin Dünya'ya gelişiyle başlıyor, ilk suların kozmolojisi ise Tiamat gezegeni üzerinden anlatılıyor. Sitchin'e göre Tiamat, bugün asteroit kuşağının bulunduğu yerde var olmuş ve Nibiru'yla çarpışarak parçalanmış bir gezegen. Bu yoruma Tiamat yazısında ayrıntılı olarak döneceğim.

Nammu'nun Sitchin'de bu kadar az yer alması bence anlamlı. Sitchin'in anlatısı, gökten gelenlerin hikâyesi. Nammu ise yerin altındaki sudan gelen bir anne. Onun anlatısına pek uymuyor. Popüler Anunnaki yazınında da Nammu genelde görmezden geliniyor, bu da bence büyük bir kayıp.

Forumlarda Nammu

Türkçe forumlarda Nammu adını daha çok "ilk tanrıça" ya da "evrenin annesi" başlıklarında görüyorum. Bazı yazılarda Nammu, tarih öncesi ana tanrıça kültlerinin, örneğin Çatalhöyük'teki oturan kadın figürünün, bir devamı olarak anılıyor. Bu bağlantı çekici ama kanıtlanması çok zor. Çatalhöyük ile Sümer arasında hem binlerce yıl hem de yüzlerce kilometre var.

İngilizce tarafta ise bazı neopagan topluluklar Nammu'yu kendi ritüellerinde kullanıyor. Bir forumda biri, Nammu için bir dua yazmış ve paylaşmıştı. Altına bir akademisyen olduğunu söyleyen biri, Nammu'ya ait hiçbir Sümerce dua bulunmadığını, bu yüzden bu duanın tamamen modern bir yaratım olduğunu nazikçe hatırlatmıştı. Ama dua yazan kişi de bunun farkında olduğunu söylemişti. Bu karşılıklı saygılı tartışma bana hoş geldi.

Benim düşündüğüm

Nammu'yu düşündüğümde aklıma hep bir nehrin kaynağı geliyor. Kaynağı kimse görmez, herkes nehri görür. Ama nehir o kaynak olmadan var olamaz. Nammu da böyle bir şey: Bütün Sümer panteonunun kaynağı, ama kimse onun hikâyesini anlatmamış.

Belki de bazı şeyler hikâyesiz kalmalı. Siz ne dersiniz? Her başlangıcın bir anlatısı olması mı gerekir, yoksa bazı başlangıçlar sessiz kalmayı mı hak eder? Ben Nammu'nun sessizliğinin, onun hakkında yazılmış her şeyden daha çok şey söylediğini düşünüyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap