Giriş yap
🏺 Anunnaki

Nabu ve meclis: Tanrıların önünde edilen yeminler nerede saklanır?

Bir sözleşme imzaladığınızda, o kağıdın bir kopyası bir yerde saklanır. Bir noterde, bir avukatın dosyasında, bir devlet arşivinde. Sözleşmenin gücü, kısmen o kopyanın varlığından gelir. Bir gün anlaşmazlık çıkarsa, kopya çıkarılır ve okunur.

Asur İmparatorluğu'nda, en önemli sözleşmelerin kopyaları bir tanrının tapınağında saklanıyordu. O tanrı Nabu'ydu, yazının ve katiplerin tanrısı. Nabu'yu Borsippa'daki tapınağı ve Asur'daki yükselişi üzerinden daha önce anlatmıştım. Bu kez tek bir belgeye, tanrılar meclisini tanık olarak çağıran bir sözleşmeye bakmak istiyorum.

Mallowan'ın bulduğu kırık tabletler

1955 yılında İngiliz arkeolog Max Mallowan, Nimrud'da, yani antik Kalhu'da kazı yapıyordu. Kalhu, Asur'un başkentlerinden biriydi. Mallowan, kentteki Nabu tapınağında, Ezida adlı yapıda, taht odasına benzeyen bir salonda çok sayıda kırık tablet buldu.

Bu tabletler, büyük boyutlu, özenle yazılmış belgelerdi. İncelendiğinde, hepsinin aynı metnin farklı kopyaları olduğu anlaşıldı. Asur kralı Esarhaddon'un, oğlu Asurbanipal'i veliaht olarak tanıtan ve vasallarından ona sadakat yemini almasını sağlayan bir antlaşma.

Bu metin bugün Esarhaddon'un Veliahtlık Antlaşması olarak biliniyor. MÖ 672 yılına tarihleniyor. Her kopya, farklı bir vasal hükümdar ya da bölge yöneticisi için hazırlanmıştı. Kopyaların Nabu tapınağında bulunması tesadüf değil.

Tanrının mührü

Bu tabletlerin en çarpıcı özelliği, mühürleri. Tabletlerin üzerine kralın mührü değil, tanrıların mühürleri basılmış. Bunlardan biri, Asur'un baş tanrısı Aşur'un mührü. Mühürlerden biri o kadar eski ki, Esarhaddon'dan yüzyıllar önceki bir döneme ait.

Bu ne anlama geliyor? Antlaşma, kral ile vasal arasında değil, tanrı ile vasal arasında yapılmış gibi sunuluyor. Metinde bu tabletten "kaderlerin tableti" ile ilişkili bir dil kullanılıyor. Aşur'un mührünü taşıyan tablet, tanrıların kararı gibi bağlayıcı.

Bu bana Kingu yazısında anlattığım Kader Tableti'ni hatırlatıyor. Enuma Eliş'te kaderler tableti, gücün sembolüydü. Kim onu taşırsa, evrenin düzenini belirliyordu. Esarhaddon'un antlaşması, bu mitolojik nesnenin bir yeryüzü kopyası gibi davranıyor.

Tanıkların listesi

Antlaşmanın başında uzun bir tanrı listesi var. Bu tanrılar, yeminin tanıkları olarak çağrılıyor. Aşur, Anu, Enlil, Ea, Sin, Şamaş, Adad, Marduk, Nabu, Nusku, Uraş, Nergal, Mulissu, Şerua, Belet-ili, Ninovalı İştar, Arbelalı İştar ve diğerleri.

Bu liste, adeta tanrılar meclisinin toplantı tutanağı. Bütün büyük tanrılar orada, yeminin edildiği anda hazır bulunuyor. Yemin eden vasal, bu meclisin önünde söz veriyor. Sözünü tutmazsa, aynı tanrılar onu cezalandıracak.

Mezopotamya'da yemin hep tanrıların önünde ediliyordu. Utu yazısında, güneş tanrısının yeminlerin tanığı olduğunu anlatmıştım. Bu antlaşmada ise sadece bir tanık değil, bütün meclis tanık olarak çağrılıyor.

Lanetler

Antlaşmanın en uzun ve en etkileyici kısmı, lanetler. Yeminini bozan vasala, her tanrı kendi alanına uygun bir ceza verecek.

Sin, ay tanrısı, onu cüzzam gibi bir hastalıkla kaplayacak. Şamaş, gözlerini karartacak. Ninurta, onu oklarıyla vuracak. Gula, bedenine iyileşmeyen yaralar verecek. Adad, ülkesine yağmur yağdırmayacak.

Bu lanetler, her tanrının meclisteki görevini çok net gösteriyor. Her tanrının bir alanı var ve o alanda ceza verme yetkisi var. Meclis, bir iş bölümüyle çalışıyor.

Bazı lanetler o kadar sert ki, okurken irkiliyorsunuz. Açlıktan çocuklarının etini yiyeceklerinden bahsediliyor. Gökyüzünün tunç, toprağın demir gibi olacağından söz ediliyor. Bu son ifade, birazdan değineceğim bir başka metinde neredeyse aynen geçiyor.

Tabletin kendisini koruyan maddeler

Antlaşmanın bir bölümü, doğrudan tabletin kendisiyle ilgili. Vasal, bu tableti değiştirmeyeceğine, ateşe atmayacağına, suya atmayacağına, toprağa gömmeyeceğine, kırmayacağına ve mührünü silmeyeceğine yemin ediyor.

Bu maddeler bana çok ilginç geliyor. Tablet, sadece bir anlaşmanın kaydı değil, kendisi korunması gereken kutsal bir nesne. Onu yok etmek, yeminin kendisine saldırmak demek.

Başka bir madde, vasalın kötü bir söz duyduğunda bunu bildirmesini istiyor. Bu söz bir kardeşten, bir oğuldan, bir kahinden, bir rüya yorumcusundan gelebilir. Kim olursa olsun, veliaht aleyhine konuşan biri kral sarayına haber verilmeli. Yani yemin, sadece sadakati değil, bir tür gözetim ağına katılmayı da içeriyor.

Kalhu'da bulunan kopyaların kırık olması da düşündürücü. Asur'un çöküşü sırasında, MÖ yedinci yüzyılın sonunda, tapınağı yağmalayanlar tabletleri kasıtlı olarak mı kırdı? Eski vasallar, kendilerini bağlayan yemini parçalayarak mı özgürlüklerini ilan etti? Bunu kesin bilmiyoruz, ama düşünmesi zor değil. Kırık bir tablet, bazen bir isyanın en sessiz belgesi olabilir.

Neden Nabu'nun tapınağı?

Peki bu antlaşmalar neden Nabu'nun tapınağında saklanıyordu? Birkaç olası açıklama var. İlki, Nabu'nun yazının tanrısı olması. Yazılı bir belge, yazının tanrısının koruması altında saklanmalıydı.

İkincisi, Nabu'nun kaderleri yazan tanrı olarak görülmesi. Babil'in yeni yıl festivalinde tanrılar toplandığında, kaderleri belirleyen karar alınıyordu ve Nabu bu kararı kaderler tabletine yazıyordu. Yani Nabu, meclisin katibiydi. Meclisin kararlarının yazıya geçirilmesi onun işiydi.

Üçüncüsü, Kalhu'daki Ezida tapınağının siyasi önemi. Bu tapınak, sarayla yakın ilişki içindeydi ve kraliyet törenlerinde kullanılıyordu. Vasalların yemin töreni, büyük ihtimalle bu tapınakta yapılmıştı.

Bu açıklamaların hepsi birbirini destekliyor. Nabu'nun tapınağı, tanrılar meclisinin kararlarının ve insanların tanrılar önünde ettiği yeminlerin arşiviydi.

Tayinat'taki kopya

2009 yılında, Türkiye'nin Hatay ilinde, Tell Tayinat'ta kazı yapan Kanadalı ekip, bir tapınağın içinde bu antlaşmanın bir başka kopyasını buldu. Tayinat, antik Kunulua kentiydi ve Asur'un bir eyalet merkeziydi.

Bu kopya çok iyi korunmuştu. Tapınağın iç odasında, bir sunağın yanında, sergilenir gibi duruyordu. Bu da antlaşmanın sadece bir arşiv belgesi değil, bir kült nesnesi olduğunu gösteriyor. Tapınağa gelen herkes, bu tabletin varlığını biliyordu. Belki de tablet, düzenli olarak tanrıların huzurunda okunuyordu.

Bu bulgu, benim için Türkiye ile bağlantısı yüzünden ayrıca heyecan verici. Hatay'da, Asur'un tanrılar meclisini tanık gösteren bir yemin tableti, bir tapınakta ayakta duruyordu.

Tesniye ile benzerlik

Esarhaddon'un antlaşmasının en çok tartışılan yönü, İbranice İncil'deki Tesniye kitabıyla olan benzerlikler. Özellikle Tesniye'nin on üçüncü ve yirmi sekizinci bölümleri, antlaşmanın sadakat maddeleri ve lanetleriyle çok benzer ifadeler içeriyor.

Tesniye 28'de, sözünü tutmayanlara yönelik lanetlerde gökyüzünün tunç, yerin demir olacağı söyleniyor. Esarhaddon'un antlaşmasında da çok benzer bir ifade var. Bazı araştırmacılar, Tesniye'nin yazarlarının Asur antlaşma geleneğini bildiğini ve bu dili Yahve ile İsrail arasındaki ilişkiye uyarladığını düşünüyor.

Bu çok ilginç bir dönüşüm olurdu. Asur'da kral ile vasal arasındaki antlaşmayı tanrılar meclisi koruyordu. Tesniye'de ise antlaşma doğrudan tanrı ile halk arasında yapılıyor. Meclis ortadan kalkıyor, tek tanrı hem taraf hem tanık oluyor.

Sitchin ve antlaşmalar

Sitchin'in kitaplarında Esarhaddon'un antlaşmasından bahsedildiğini hatırlamıyorum. Onun ilgisi daha çok mitolojik metinlere ve kozmolojik anlatılara yönelik. Ama Sitchin'in anlatısındaki Nabu, Marduk'un oğlu ve Anunnaki'nin son dönemlerinde önemli bir figür. Sitchin, Nabu'nun insanlığı Marduk'a yöneltmek için bir propaganda yürüttüğünü düşünüyor.

Esarhaddon'un antlaşması, bu yorum için ilginç bir test. Eğer Nabu gerçek bir Anunnaki bireyiyse, onun tapınağında insanların sadakat yeminlerinin saklanması neyi gösterir? Sitchin'in çerçevesinde bu, Anunnaki'nin insan siyasetine doğrudan müdahalesi olarak okunabilir. Akademik yorum ise bunu, Asur kraliyet ideolojisinin dini kurumları nasıl kullandığının bir örneği olarak görüyor.

Forumlarda Esarhaddon'un antlaşması

Türkçe forumlarda bu antlaşma neredeyse hiç konuşulmuyor. Tayinat bulgusu bile, Türk basınında sınırlı ilgi gördü. Bir arkeoloji grubunda biri Tayinat'taki tableti paylaşmıştı ve yorumların çoğu, bulgunun neden Hatay'daki bir müzede sergilenmediğini soruyordu.

İngilizce forumlarda ise Tesniye benzerliği çok tartışılıyor. Bir kullanıcı, bu benzerliğin İncil'in tarihlendirilmesi için önemli bir kanıt olduğunu yazmıştı. Bir başkası, benzer antlaşma dilinin Hitit antlaşmalarında da bulunduğunu ve tek bir kaynağa bağlamanın acele olduğunu hatırlatmıştı. Bu tartışma bana, tek bir tabletin ne kadar büyük soruları açabileceğini gösterdi.

SohbeX teorisi: Meclisin noteri

Bu kısım spekülasyon. Belki Nabu'nun Asur'daki yükselişi, imparatorluğun bürokratikleşmesiyle doğrudan ilgiliydi. Bir imparatorluk büyüdükçe yazılı sözleşmelere, kayıtlara, arşivlere daha çok ihtiyaç duyar. Ve bu belgelerin bir koruyucusu olmalıdır. Nabu, belki de tanrılar meclisinin noteri olarak yükseldi; imparatorluk ne kadar çok yazı ürettiyse, onun önemi de o kadar arttı. Bu bağlantıyı kuran bir akademik çalışmayı bilmiyorum; bu benim kendi tahminim.

Size kalan

Nabu'yu düşündüğümde, artık sadece bir kamış kalemi değil, bir tapınağın iç odasında sergilenen büyük bir yemin tabletini görüyorum.

Sizce bir yemin, tanıkları ne kadar çok olursa o kadar mı bağlayıcı olur? Ve Esarhaddon'un vasalları, bütün o tanrıların adlarını okurken gerçekten korktular mı, yoksa sadece bir formaliteyi mi yerine getirdiler?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap