Meclisin koridorları: İsimud ve tanrıların vezirleri
Bir sarayda gerçekten kim karar verir? Tahtta oturan mı, yoksa kapıda bekleyip kimin içeri gireceğini seçen mi? İsimud'u ilk kez iki yüzlü vezir olarak yazdığımda, onu Enki'nin yanında duran tuhaf bir figür olarak görmüştüm. Bu kez onu yalnız bırakmak istemiyorum. Mezopotamya tanrılarının her birinin bir veziri vardı ve bu vezirler, meclisin görünmeyen koridorlarını dolduruyordu.
Sukkal ne iş yapar?
Sümerce sukkal, Akadca sukkallu. Kelime genellikle "vezir" ya da "haberci" diye çevriliyor, ama ikisi de tam oturmuyor. Sukkal, efendisinin sesini taşıyan, kapısını tutan, misafirini karşılayan, emrini başkasına ileten kişi. İnsan saraylarında da tapınaklarda da bu unvanı taşıyan görevliler vardı.
Tanrıların dünyası bu yapıyı kopyalıyordu. Ya da belki tersi: saray, tanrıların dünyasını kopyaladığını iddia ediyordu. Hangisinin önce geldiğini söylemek zor. Ama tanrı listelerinde büyük tanrıların hemen ardından vezirlerinin adının sıralandığını görüyoruz. An = Anum adlı büyük tanrı listesi, her tanrının ailesini, hizmetkarlarını ve vezirini bir arada sayıyor.
Dört kapı, dört vezir
İsimud, Enki'nin veziri. Enki ve Ninhursag metninde, Enki'nin Uttu ile ilişkisinden doğan bitkileri gösteren, onları adlandırması için efendisine sunan o. İnanna ve Enki'de ise sarhoş Enki'nin verdiği me'leri geri almak için İnanna'nın gemisini takip eden de yine İsimud. Her seferinde efendisinin isteğini yerine getiriyor, ama kararı vermiyor.
Ninşubur, İnanna'nın veziri. İnanna yeraltına inerken ona talimat bırakıyor: üç gün içinde dönmezsem, meclise git, Enlil'e git, Nanna'ya git, sonunda Enki'ye git. Ninşubur bunu harfiyen yapıyor. Enlil ve Nanna reddediyor, Enki kabul ediyor. İnanna'nın kurtuluşu, bir vezirin kapı kapı dolaşmasına bağlı.
Namtar, Ereşkigal'in veziri. Adı "kader" anlamına geliyor. Nergal ve Ereşkigal metninde göğe çıkıp tanrılardan Ereşkigal'in payını isteyen, misafirleri karşılayan, sonra da Nergal'i geri getirmek için tekrar yukarı gönderilen o. Yeraltının sesi, göğe onun ağzından ulaşıyor.
Kakka, An'ın ya da Anšar'ın veziri. Enuma Eliš'in üçüncü tabletinde, Anšar onu Lahmu ve Lahamu'ya gönderiyor ve uzun bir mesajı kelimesi kelimesine tekrar ettiriyor. Tablet bu mesajı neredeyse tamamen ikinci kez yazıyor. Vezirin işi, efendisinin cümlesini bozmadan taşımak.
Nuska ise Enlil'in veziri. Gece kandili olarak onu ayrıca anlatmıştım. Enlil ve Ninlil metninde, Enlil'in Ninlil'i görmesinden sonra kayığı hazırlayan, efendisinin isteklerine aracılık eden figür o.
Tekrar eden mesaj
Vezir sahnelerinde dikkatimi çeken bir şey var: tekrar. Bir tanrı vezirine bir mesaj veriyor, vezir gidip o mesajı aynen tekrar ediyor. Modern okurun gözüne bu sıkıcı geliyor. Neden aynı cümleleri iki kez yazsınlar?
Ama sözlü bir kültürde bu tekrar bir garanti. Mesajın değişmeden ulaştığını gösteriyor. Vezir kendi yorumunu katmıyor. Ve dinleyen kişi, iki metni karşılaştırarak bunu kontrol edebiliyor. Mari mektuplarında da habercilerin sözlü mesaj taşıdığı, mektubun bazen yalnızca bir kimlik belgesi gibi işlediği görülüyor.
Sitchin bu tekrarları, iletişim protokollerinin kayıtları olarak okumayı seviyor. Akademik okuma ise bunu destan şiirinin bir kuralı, anlatının ritmini kuran bir araç olarak görüyor. Ben ikisinin arasında bir yerde duruyorum: tekrar, hem şiir hem de bürokrasi. Mezopotamya'da bu ikisi zaten pek ayrı değildi.
Sukkalmah
İnsan dünyasında vezirlik zamanla büyük bir makama dönüştü. Ur III devletinde sukkalmah, yani "büyük vezir", Lagaş-Girsu bölgesinde oturan ve imparatorluğun doğu sınırlarını yöneten bir yüksek görevliydi. Arad-Nanna adlı bir sukkalmah'ın yazıtında unvanlarının uzun bir listesi var; birçok kentin ve bölgenin valisi olarak anılıyor.
Daha da ilginci, Elam'da. MÖ ikinci binyılın başlarında Elam'ı yöneten hanedan, tarihçilerin "sukkalmah dönemi" dediği bir yapı kurdu. Hükümdarlar kral değil, büyük vezir unvanını taşıyordu. Bir unvanın, bir hizmetkar sıfatından bir hükümdar sıfatına yükselmesi bana çok şey anlatıyor.
Tanrıların dünyasında da benzer bir kayma var mı? Ninşubur, bazı metinlerde bağımsız bir tanrı olarak tapınım görüyor. Akkil'de, Lagaş bölgesinde onun kendi tapınağı vardı. Namtar, yeraltında korkulan bir güce dönüşüyor; hastalık getiren bir iblis gibi anılıyor. Vezir, efendisinin gölgesinden çıkıp kendi adına korku ya da saygı toplayabiliyordu.
Kapıda bekleyenin gücü
Bir vezirin gücü, erişimi kontrol etmesinden geliyordu. Gudea'nın bir yazıtında, kişisel tanrısı Ningişzida'nın onu elinden tutup büyük tanrının önüne götürdüğü bir sahne var. Silindir mühürlerde de aynı sahne yüzlerce kez tekrar ediliyor: küçük bir tanrı, bir insanı elinden tutmuş, tahtta oturan büyük tanrıya götürüyor.
Bu sahnelere "sunum sahnesi" deniyor. Aracı figür, çoğu zaman bir koruyucu tanrıça ya da kişisel tanrı. Ama yapı, sarayın koridor düzenini birebir yansıtıyor. Büyük tanrıya doğrudan gidilmez. Biri seni götürür. O biri, kapının anahtarı.
Ninşubur'un İnanna için yaptığı da buydu. Meclisin üyelerinin kapılarını çaldı, ağladı, yüzünü tırmaladı, davul çaldı. Metin, onun yas tutar gibi giyindiğini anlatıyor. Vezir, efendisinin yokluğunda onun davasını meclise taşıyan kişi. Avukat ile haberci arasında bir yerde.
Papsukkal ve Uruk'un son vezirleri
Geç dönemde vezir tanrılar arasında bir isim öne çıkıyor: Papsukkal. Adının içinde zaten sukkal kelimesi var. Seleukos dönemi Uruk'unda ve daha önce Kiş yakınlarında onun kültü biliniyor. Bazı metinlerde Ninşubur ile özdeşleştiriliyor, bazılarında An'ın veziri olarak anılıyor.
Papsukkal'ın ilginç yanı, bir rolün kişiliğe dönüşmesi. Başlangıçta vezir bir görev adıydı; sonra o görevi üstlenen tanrıların adları birbirine karıştı ve sonunda "vezir" kelimesini adında taşıyan bir tanrı ortaya çıktı. Bir unvanın tanrılaşması, Mezopotamya'nın bürokrasiyi ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor.
Mitlerde vezirlerin ölümsüz olması da ilginç bir ayrıntı. Efendiler değişiyor, kentler yıkılıyor, ama koridorlarda bekleyen figürler kalıyor. Babil'in tanrı listeleri yeniden düzenlendiğinde bile vezirlerin yerleri neredeyse hiç değişmedi.
Vezirin sessizliği
Vezirlerin metinlerdeki en çarpıcı özelliği, kendi düşüncelerini nadiren söylemeleri. İsimud, Enki'ye "bu bitkinin adı ne?" diye sormuyor; bitkiyi koparıp sunuyor. Kakka, Lahmu ile Lahamu'nun dehşetine bir yorum eklemiyor. Namtar, Nergal'in kabalığına karşı bir şey söylemiyor, sadece Ereşkigal'e aktarıyor.
Bu sessizlik bana bir mesleki etik gibi görünüyor. Vezir kendi sesini değil, efendisinin sesini taşır. Ama metinler bu sessizliğin arkasında bir iç dünya olduğunu da hissettiriyor. Ninşubur'un yası, Namtar'ın öfkeli dönüşü. Konuşmayan figürler bile bir şey hissediyor.
Gudea'nın koruyucu dizisi
Lagaş'ta Gudea dönemi yazıtları, tanrıların yanında bir dizi küçük görevli tanrıyı sayıyor. Ningirsu'nun tapınağında kapı bekçisi, kayıkçı, çoban, müzisyen, bahçıvan gibi görevler, her biri ayrı bir tanrıya verilmiş. Gudea Silindiri B bu atamaları uzun bir liste hâlinde anlatıyor. Tapınak, insan sarayının küçük bir kopyası gibi örgütleniyor ve her koridorun bir sahibi var.
Sitchin'in vezirleri
Sitchin'in anlatısında vezirler pek öne çıkmıyor. Ama İsimud'un iki yüzlü tasvirini, bazı okurları bir tür maske ya da teknolojik başlık olarak yorumluyor. Ninşubur'un kapı kapı dolaşması ise bazı forumlarda "iletişim kesilince yapılan acil durum prosedürü" olarak anlatılıyor.
Akademik okumada İsimud'un iki yüzü, onun iki yöne birden bakabilmesiyle, yani hem efendisini hem de dışarıyı gözetebilmesiyle açıklanıyor. Kapı bekçisi bir figür için çok anlamlı bir simge. Bu yorumun da kesin olmadığını belirtmek gerek; silindir mühürlerdeki iki yüzlü figürün her zaman İsimud olduğu tartışmalı.
Forumlarda vezirler
Türkçe forumlarda bu konuda pek az şey var. Bir başlıkta biri Ninşubur'u İnanna'nın sevgilisi sanmıştı; cevap verenler bunun yanlış olduğunu, ama ikisi arasındaki sadakatin metindeki en dokunaklı ilişkilerden biri olduğunu yazmıştı. Bu tespite katılıyorum. İnanna yeraltından döndüğünde, galla iblisleri ona yerine götürecek birini arıyor. Ninşubur'u gösteriyorlar. İnanna reddediyor: bu benim için ağladı, bu kapıları benim için çaldı.
İngilizce bir forumda ise Namtar'ın vezir mi yoksa iblis mi olduğu tartışılıyordu. Bir kullanıcı, Mezopotamya'da bu ikisinin birbirini dışlamadığını yazmıştı. Yeraltı sarayında hizmetkar, yeryüzünde hastalık. Bakış açısına göre değişen bir görev tanımı.
SohbeX teorisi: Koridorların hafızası
Bu kısım spekülasyon. Tanrı listelerinde vezirlerin bu kadar titizlikle kaydedilmesi, belki de katiplerin kendi mesleklerini göğe yazma isteğinden geliyordu. Katip de bir aracıydı; sözü alıp başka bir yere taşıyan kişi. Vezir tanrılar, belki katiplerin kendi aynasıydı. Bunu doğrudan söyleyen bir metin yok.
Okura soru
Meclis sahnelerini okurken artık yalnızca konuşan büyük tanrılara bakmıyorum. Kapıda bekleyen, mesajı ezberleyen, efendisi yokken onun adına ağlayan figürleri de arıyorum.
Siz hayatınızda kimin vezirisiniz? Ya da sizin kapınızı kim tutuyor? Bir mesajı hiç değiştirmeden taşımak, sizce bir sadakat mi yoksa bir silinme mi?
Giriş yap