Marduk ve meclis: Toplantı salonunu kendi kentine taşıyan tanrı
Bir şirketin merkezini başka bir şehre taşıdığını düşünün. Yönetim kurulu toplantıları artık eski binada değil, yenisinde yapılıyor. Masalar aynı, üyelerin çoğu aynı, ama kim ev sahibi, kim misafir, her şey değişmiş. Bir taşınma, bazen bir darbeden daha kalıcı bir güç değişimi yaratır.
Marduk'un tanrılar meclisindeki yükselişi böyle bir taşınmanın hikayesi. Marduk'un heykelinin sürgünlerini bu seride anlatmıştım. Bu kez başka bir soruya odaklanmak istiyorum: Babil'in genç tanrısı, yüzyıllardır Nippur'da toplanan meclisi nasıl kendi kentine getirdi ve bunu hangi pazarlıkla yaptı?
Şartlı bir kahramanlık
Enuma Eliş'in en dikkat çekici anlarından biri, Marduk'un Tiamat'la savaşmayı kabul ettiği sahne. Tanrılar çaresiz. Tiamat ordusunu kurmuş, Kingu'yu başına geçirmiş. Ea ve Anu, Tiamat'ın karşısına çıkmaya çalışmış ama geri dönmüşler. Anşar, kimin savaşacağını soruyor ve Ea oğlu Marduk'u öneriyor.
Marduk kabul ediyor. Ama bir şartla. Akkadca metinde Marduk şöyle diyor: Eğer ben sizin intikamcınız olacaksam, Tiamat'ı bağlayıp sizi kurtaracaksam, meclisi toplayın ve kaderimi yüceltin. Upşukkinakku'da, yani meclis salonunda, hep birlikte sevinçle oturun. Benim sözüm, sizin yerinize kaderleri belirlesin. Yaptığım şey değişmesin, ağzımdan çıkan emir geri alınmasın.
Bu çok cesur bir talep. Marduk, sadece bir ödül istemiyor. Meclisin yetkisinin kendisini istiyor. Kaderleri belirleme gücü, artık tanrıların ortak kararında değil, tek bir tanrının sözünde olacak. Siz böyle bir şart koyan birine güvenir miydiniz? Yoksa tehlike o kadar büyük ki başka seçeneğiniz kalmaz mıydı?
Sarhoş bir oylama
Anşar, bu şartı iletmek için veziri Kaka'yı Lahmu ve Lahamu'ya ve İgigi'ye gönderiyor. Lahmu yazısında bu ilk kuşak tanrılara değinmiştim. Tanrılar toplanıyor. Enuma Eliş, sonraki sahneyi şaşırtıcı bir dürüstlükle anlatıyor: Tanrılar ekmek yiyor, bira içiyor. Tatlı içki bedenlerini gevşetiyor. Sarhoşluk içinde sorunları unutuyor, ruhları yükseliyor. Ve kaderi Marduk için belirliyorlar.
Bu ayrıntıyı ilk okuduğumda gülümsedim. Bir imparatorluğun teolojisini kuran metin, belirleyici oylamanın bir ziyafette, bira masasında yapıldığını söylüyor. Bu bir eleştiri mi? Muhtemelen değil. Mezopotamya'da ziyafet, toplumsal uzlaşmanın doğal yeriydi. İnsanlar birlikte yiyip içtiklerinde anlaşırdı. Tanrılar da öyle.
Ama modern bir okur olarak şunu düşünmeden edemiyorum: Meclis, en büyük yetkisini sarhoşken devretti. Ertesi sabah pişman olan oldu mu acaba? Metin bunu söylemiyor.
Yıldızın sınavı
Oylamadan sonra tanrılar Marduk'u sınıyor. Ortaya bir giysi, bazı çevirilerde bir takımyıldız, koyuyorlar. Marduk'tan sözüyle onu yok etmesini, sonra yine sözüyle yeniden var etmesini istiyorlar. Marduk konuşuyor ve giysi yok oluyor. Yeniden konuşuyor ve giysi geri geliyor.
Tanrılar seviniyor ve "Marduk kraldır!" diye bağırıyorlar. Ona taht, asa ve silah veriyorlar. Bu sınav, Marduk'un sözünün yaratıcı ve yok edici gücünü kanıtlıyor. Kaderleri belirleyecek olan söz, gerçekten etkili bir söz olmalı.
Bu sahnede meclisin bir tür onay töreni yaptığını görüyorum. Karar verilmiş, ama yeterlilik de kanıtlanmalı. Bir kral, sadece seçilmekle değil, gücünü göstererek de meşruiyet kazanıyor.
Babil'in yeni meclis salonu
Savaştan ve evrenin yeniden düzenlenmesinden sonra, Enuma Eliş'in altıncı tabletinde tanrılar Marduk için bir kent kurmak istiyor. Anunnaki, kendi elleriyle Babil'i inşa ediyor. Bir yıl boyunca tuğla döküyorlar. İkinci yıl Esagila'nın başını yükseltiyorlar.
Ve tapınak bitince tanrılar Esagila'da toplanıyor. Burası artık onların meclis yeri. Metin şöyle diyor: Marduk, tanrıları Esagila'da oturttu ve onlara bir ziyafet verdi. Elli büyük tanrı yerlerini aldı, kaderi belirleyen yedi tanrı da kaderleri belirledi.
İşte büyük taşınma bu. Nippur'daki Ubşu-ukkinna'nın yerini, Babil'deki Esagila'nın içindeki Upşukkinakku alıyor. Tanrılar meclisi, artık Enlil'in evinde değil, Marduk'un evinde toplanıyor. Kelime aynı, salon başka.
Bunun pratik bir karşılığı da vardı. Babil'deki yeni yıl bayramı akitu sırasında, Babil krallığının çevresindeki kentlerin tanrı heykelleri Babil'e getiriliyordu. Nabu, Borsippa'dan geliyordu. Tanrılar Esagila'da bir araya geliyor ve gelecek yılın kaderleri belirleniyordu. Meclis, sadece bir mitolojik sahne değil, her yıl tekrarlanan bir törendi. Nabu yazısında bu yolculuğa değinmiştim.
Elli ad
Enuma Eliş'in son iki tableti, tanrıların Marduk'a verdiği elli adı sayıyor. Her ad bir başka tanrının yetkisini, bir başka işlevi Marduk'a bağlıyor. Asalluhi, Tutu, Şazu, Enbilulu ve daha birçokları. Bunların bazıları, aslında bağımsız tanrıların adlarıydı. Enbilulu, mesela, Enki ve Dünya Düzeni'nde Dicle ile Fırat'ın sorumlusu olarak atanan tanrının adı.
Metnin sonunda en çarpıcı adlardan biri geliyor: Anu, Enlil ve Ea'nın adları da Marduk'a veriliyor. Enlil, kendi adını, "toprakların efendisi" unvanını Marduk'a bırakıyor. Ea da ona kendi adını veriyor ve şöyle diyor: Onun adı da benim gibi Ea olsun.
Bu, meclisin kendi kendini sembolik olarak eritmesi. Bütün tanrıların yetkileri tek bir isimde birleşiyor. Bazı araştırmacılar bunu tek tanrıcılığa doğru bir adım olarak yorumladı. Ama çoğu araştırmacı, bunu tek tanrıcılık değil, bir tanrının diğerlerini içine alan üstünlüğü olarak görüyor. Diğer tanrılar hala var, hala tapınılıyor; sadece Marduk'un gölgesinde.
Elli sayısının bir anlamı da var. Bu sayı, eski düzende Enlil'in sayısıydı. Mezopotamya'da büyük tanrılara sayılar verilmişti: Anu altmış, Enlil elli, Ea kırk. Marduk'a elli ad verilmesi, onun Enlil'in yerini aldığının sayısal ifadesi gibi okunuyor.
Neden Enlil'in yerine?
Marduk'un meclisteki yükselişi, sadece bir mit değil, uzun bir siyasi sürecin ürünü. Hammurabi döneminde Marduk hala Enlil'in altında anılıyordu. Hammurabi Yasaları'nın önsözünde, Anu ve Enlil'in Marduk'a "Enlil'liği" yani insanlık üzerindeki egemenliği verdiği söyleniyor. Yani yetki, hala yukarıdan, eski büyük tanrılardan geliyor.
Daha sonraki dönemde, özellikle I. Nabukadnezar döneminde, MÖ 12. yüzyılda, Marduk'un heykelinin Elam'dan geri getirilmesiyle birlikte Marduk'un statüsü daha da yükseldi. Birçok araştırmacı Enuma Eliş'in son halinin bu dönemde biçimlendiğini düşünüyor, ama bu tartışmalı. Marduk heykeli yazısında bu sürgünü anlatmıştım.
Tapınağın adı ve göğün aynası
Esagila'nın adı Sümerce "başı yüksek ev" anlamına geliyor. Enuma Eliş, bu tapınağın gökteki bir modelin yeryüzündeki karşılığı olarak kurulduğunu söylüyor. Yani Babil'deki meclis salonu, gökteki meclisin bir kopyası olarak düşünülmüş. Tapınağın yanındaki büyük basamaklı kule Etemenanki, "göğün ve yerin dayanak taşı evi" anlamına geliyordu.
Bu kule, sonradan Babil Kulesi hikayesiyle ilişkilendirildi. Meclisin Babil'e taşınması, böylece başka kültürlerin hafızasına da girdi. Bir mitolojik toplantı salonu, binlerce yıl sonra bile bir kule efsanesi olarak anılıyor.
Sitchin'in Marduk'u
Sitchin'in anlatısında Marduk, Enki'nin oğlu ve Anunnaki'nin en hırslı prensi. Babası Enki ile amcası Enlil arasındaki rekabeti devralan, sonunda Babil'i dünya başkenti yapan bir tanrı. Sitchin'e göre Enuma Eliş, Marduk'un kendi propagandası; Nibiru'nun hikayesini alıp kendi adına yeniden yazdırmış.
Bu okumanın bir yanı ilginç bir şekilde akademik görüşe yakın. Akademisyenler de Enuma Eliş'in bir tür Babil propagandası olduğunu kabul ediyor. Marduk'un yükselişini meşrulaştırmak için eski mitlerin yeniden düzenlendiği bir metin. Fark şurada: Sitchin'e göre bu propagandanın arkasında gerçek bir uzaylı prens var. Akademik görüşe göre ise Babil rahipleri ve kralları.
Sitchin'in bir başka iddiası, Marduk'un Tiamat'la savaşının, Nibiru gezegeninin güneş sistemine girişini anlattığı. Nibiru yazısında bu iddiayı ayrıntılı ele almıştım. Burada sadece şunu hatırlatayım: Enuma Eliş'in kendisi, Marduk'un savaşından sonra yıldızları ve gezegenleri düzenlediğini anlatıyor; yani gezegen düzenini kuran o, bir gezegen olarak değil.
Forumlarda Marduk'un kralığı
Türkçe forumlarda Marduk genellikle "Anunnaki'nin kötü çocuğu" olarak anılıyor. Bir gizem forumunda biri, Marduk'un elli adı almasını, bir darbe olarak yorumlamıştı. Bir başka katılımcı, metinde bir zorlama yok, aksine tanrıların gönüllü olarak, hatta sevinçle bu adları verdiğinin yazıldığını hatırlatmıştı.
İngilizce bir forumda ise sarhoş oylama sahnesi tartışılıyordu. Bir kullanıcı, bunun Babil rahiplerinin bir tür ironisi olduğunu, büyük kararların genellikle mantıkla değil duyguyla alındığını ima ettiklerini öne sürmüştü. Bir başkası, bunun modern bir okuma olduğunu, Mezopotamya'da ziyafetin kutsal bir yer olduğunu yazmıştı. Ben ikinci görüşe yakınım, ama birinci yorumun da çekici olduğunu kabul ediyorum.
SohbeX teorisi: Taşınmanın mimarisi
Bu kısım spekülasyon. Belki meclisin Babil'e taşınması, önce mitte değil, ritüelde gerçekleşti. Akitu bayramında tanrı heykellerinin Babil'e getirilmesi, uzun yıllar boyunca bir gelenek olarak yerleşti. Enuma Eliş ise bu fiili durumu sonradan mitolojik olarak açıkladı. Yani önce taşınma oldu, sonra hikayesi yazıldı. Bunun kesin bir kronolojik kanıtı yok; sadece ritüel ile mit arasındaki ilişkiyi düşününce akla gelen bir olasılık.
Size soru
Marduk'u düşündüğümde, aklıma şartlı kahramanlar geliyor. Kriz anında ortaya çıkan, yardım etmeyi kabul eden, ama karşılığında kalıcı bir güç isteyen liderler.
Siz böyle bir pazarlığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir topluluk, tehlike anında yetkilerini birine devrettiğinde, o yetkileri geri alabilir mi? Yoksa Esagila'da kurulan masa, bir kez kurulduktan sonra hiç kalkmaz mı?
Giriş yap