Giriş yap
🏺 Anunnaki

Marduk'un sürgündeki heykeli: Babil'in tanrısı neden hep yola çıktı?

Bir tanrının kaçırılabileceğini hiç düşündünüz mü? Mezopotamya'da bu tamamen mümkündü. Tanrı, tapınağındaki heykelinde yaşıyordu ve o heykel götürülürse tanrı da kentini terk etmiş sayılırdı. Babil'in baş tanrısı Marduk'un heykeli, tarih boyunca en az birkaç kez kaçırıldı, geri getirildi, yeniden kaçırıldı. Marduk hakkında yazılan çoğu yazı Enuma Eliş'le başlar. Ben bu kez onun yolculuklarıyla başlamak istiyorum, çünkü bence Marduk'u en iyi anlatan şey, onun bir kentin kaderiyle nasıl iç içe geçtiği.

Küçük bir kentin küçük tanrısı

Marduk'un kariyeri mütevazı başladı. MÖ üçüncü binyılda Babil önemsiz bir kasabaydı ve Marduk da onun yerel tanrısıydı. Sümer tanrı listelerinde adı pek öne çıkmıyor. Adının anlamı tartışmalı; en yaygın açıklama Sümerce "amar-utu", yani "güneşin buzağısı". Ama bu açıklama da kesin değil.

MÖ 18. yüzyılda Hammurabi Babil'i büyük bir krallığın merkezi haline getirdi. Hammurabi Kanunları'nın girişinde Marduk'tan söz ediliyor: An ve Enlil, Marduk'a "Enlil'liği", yani bütün insanlar üzerindeki hâkimiyeti verdiler. Bu ifade çok önemli. Marduk henüz panteonun başı değil, ama ona Enlil'in yetkileri devrediliyor. Yani yükselişi, eski büyük tanrıların izniyle meşrulaştırılıyor.

Marduk'un panteonun tartışmasız başı olması ise daha sonra, muhtemelen MÖ 12. yüzyılda oldu. Bu tarihleme, heykelin hikâyesiyle doğrudan bağlantılı.

İlk kaçırılış: Hititler

MÖ 1595 civarında Hitit kralı I. Murşili, Anadolu'dan uzun bir sefere çıkıp Babil'i yağmaladı. Bu sefer Hammurabi'nin kurduğu hanedanın sonunu getirdi. Yağma sırasında Marduk'un heykelinin de götürüldüğü sonraki Babil metinlerinden anlaşılıyor. Heykelin Hana ülkesine, yani Fırat'ın orta kesimine götürüldüğü söyleniyor.

Bu bilgiyi aktaran metin, "Agum-kakrime yazıtı" olarak biliniyor. Kassit kralı Agum-kakrime, heykeli geri getirdiğini ve tapınağını yeniden süslediğini anlatıyor. Ama bu yazıt sadece geç bir Asur kopyasından biliniyor ve bazı araştırmacılar onun tarihsel güvenilirliğini sorguluyor. Yine de, Anadolu'dan gelen bir ordunun Babil'in tanrısını götürmüş olması bana her seferinde çok ilginç geliyor. Hattuşa'dan Babil'e uzanan o sefer, Bronz Çağı'nın en cesur askeri hareketlerinden biriydi.

İkinci kaçırılış: Elamlılar

MÖ 12. yüzyılda Elam kralı Kutir-Nahhunte Babil'i yağmaladı ve Marduk'un heykelini Susa'ya götürdü. Elamlılar o dönemde Mezopotamya'dan çok sayıda eser götürmüşlerdi; Hammurabi Steli de bu yağma sırasında Susa'ya taşındı ve 1901'de Fransız arkeologlar tarafından orada bulundu. Bugün Louvre'da.

Bir süre sonra Babil kralı I. Nebukadnezar, Elam'a sefer düzenleyip heykeli geri getirdi. Bu zafer o kadar büyük bir olay olarak görüldü ki, bazı araştırmacılar Enuma Eliş'in bu dönemde yazıldığını ya da son halini aldığını düşünüyor. Marduk'un tanrıların kralı olması, bu siyasi ve dini zaferin teolojik ifadesi olabilir.

Marduk'un kehaneti

Bu dönemlerle ilgili çok ilginç bir metin var: "Marduk Kehaneti". Bu metinde Marduk birinci tekil şahısla konuşuyor ve kendi yolculuklarını anlatıyor: "Hatti ülkesine gittim, orada yirmi dört yıl kaldım. Asur'a gittim. Elam'a gittim." Sanki tanrı, heykelinin götürüldüğü her yere kendi isteğiyle gitmiş gibi anlatıyor. Bu, kaçırılışları bir aşağılanmadan çıkarıp tanrının bilinçli bir seçimine dönüştürüyor.

Metin, Asurbanipal'in kütüphanesindeki kopyalardan ve Assur'dan biliniyor. Sonunda bir kralın gelip Babil'i kurtaracağı kehanetiyle bitiyor. Muhtemelen I. Nebukadnezar'ın zaferini önceden bildirmiş gibi yazılmış bir metin. Bu tür "geçmişe dönük kehanetler" Mezopotamya'da bilinen bir türdü.

Üçüncü kaçırılış: Asurlular

MÖ 689'da Asur kralı Sanherib, Babil'i yıktı. Kendi yazıtlarında kentin yerle bir edildiğini, kanalların açılıp kentin suyla doldurulduğunu anlatıyor. Marduk'un heykeli Asur'a götürüldü. Bu olay Asur'da bile tartışma yarattı. Sanherib'in oğlu Asarhaddon, babasının yaptıklarını düzeltmeye çalıştı ve Babil'i yeniden inşa ettirdi. Heykel ise Asurbanipal döneminde Babil'e geri döndü.

Asarhaddon'un yazıtlarında çok ilginç bir dil var. Babil'in yıkılışını Sanherib'e değil, Marduk'un öfkesine bağlıyor. Marduk Babil'e kızmıştı, bu yüzden kenti terk etti. Sonra merhamet etti ve geri dönmeye karar verdi. Bu anlatım, siyasi bir felaketi teolojik bir hikâyeye dönüştürmenin harika bir örneği.

Esagila ve Etemenanki

Marduk'un Babil'deki evi Esagila, yani "Başı yüksek ev" adlı tapınaktı. Yanında da Etemenanki adlı büyük zigurat vardı: "Göğün ve yerin dayanağı olan teras". Etemenanki birçok araştırmacıya göre Babil Kulesi hikâyesinin ilhamı. Yunan tarihçi Herodot, Babil'i ziyaret ettiğini söylediği bölümde sekiz katlı bir kuleden söz ediyor. Esagila Tableti adlı bir metin ziguratın ölçülerini veriyor.

Bugün Etemenanki'den geriye neredeyse hiçbir şey kalmadı; sadece alt kısmının izleri ve çevresinde sulak bir çukur. Tuğlaları yüzyıllar boyunca sökülüp başka yapılarda kullanıldı. Büyük İskender'in ziguratı yeniden yapmak için yıkıntıları temizlettiği de anlatılıyor, ama ölümü bu işi yarım bıraktı.

Akitu bayramı

Marduk'la ilgili en önemli tören, yeni yıl bayramı Akitu'ydu. Nisan ayında, ilkbaharda kutlanıyordu ve on iki gün sürüyordu. Bu bayramda Enuma Eliş yüksek sesle okunuyordu. Kral, tapınakta baş rahip tarafından tokatlanıyordu; eğer gözünden yaş gelirse, bu Marduk'un memnun olduğu anlamına geliyordu. Sonra kral Marduk'un elini tutuyor ve tanrıyı tören alayıyla kent dışındaki Akitu evine götürüyordu.

Bu tören kralın meşruiyeti için hayati önemdeydi. Nabonidus, Teyma'da geçirdiği on yıl boyunca Akitu'yu kutlayamadı ve bu Babil rahiplerinin gözünde büyük bir suçtu. Babil kroniklerinde yıllarca "kral Babil'e gelmedi, Nabu Babil'e gelmedi, Bel dışarı çıkmadı" ifadesi tekrar ediliyor.

Muşhuşşu: Marduk'un ejderhası

Berlin'deki Pergamon Müzesi'nde İştar Kapısı'nın önünde durduğunuzda, mavi sırlı tuğlaların üzerinde yürüyen tuhaf bir hayvan görürsünüz: yılan başlı, akrep kuyruklu, ön ayakları aslan, arka ayakları kartal pençesi olan bir yaratık. Adı muşhuşşu, yani "öfkeli yılan". Bu yaratık Marduk'un sembol hayvanıydı. Aslında önce Ninazu ve Tişpak gibi başka tanrılara aitti; Marduk yükseldikçe onu sahiplendi.

İştar Kapısı'nı II. Nebukadnezar MÖ 6. yüzyılın başında yaptırdı. Kapıda ve ona giden tören yolunda yüzlerce aslan, boğa ve muşhuşşu figürü vardı. Aslanlar İştar'ın, boğalar fırtına tanrısı Adad'ın, muşhuşşular Marduk'un hayvanlarıydı. Akitu bayramında Marduk'un heykeli tam da bu yoldan geçiyordu. Kapının bir kısmı Berlin'de, bazı aslan panoları İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde. İstanbul'dakilerin önünden her geçtiğimde, onların aslında bir tören alayına baktığını düşünüyorum.

Bel: Rab

Sonraki dönemlerde Marduk çoğu zaman adıyla değil, "Bel" unvanıyla anılıyordu. Bel, Akkadcada "efendi" ya da "rab" demek. Tevrat'taki "Bel eğildi, Nebo büküldü" ifadesi, İşaya kitabında Babil tanrılarının düşüşünü anlatıyor. Yeremya'da da Bel ve Merodak adları geçiyor; Merodak, Marduk'un İbranice biçimi.

Daniel kitabının ek bölümlerinden "Bel ve Ejderha" hikâyesinde ise Daniel, Bel'in heykelinin önüne konan yiyecekleri aslında rahiplerin gece gizlice yediğini kanıtlıyor. Bu hikâye, Babil dinine yönelik eleştirel bir bakışın edebi bir ürünü.

Sitchin'in Marduk'u

Zecharia Sitchin'in anlatısında Marduk, merkezi bir figür. Enki'nin oğlu, babasının Enlil'le olan rekabetini devralan hırslı bir tanrı. Sitchin, Marduk'u Mısır'ın güneş tanrısı Ra ile aynı kişi olarak görüyor. Ayrıca Enuma Eliş'te Tiamat'la savaşan Marduk'u, güneş sistemine giren ve Tiamat adlı bir gezegenle çarpışan Nibiru gezegeni olarak yorumluyor. Ona göre Babilliler, kendi tanrılarının adını bu gezegene vermişti.

Akademik okumada ise Babil astronomisinde Marduk'un gezegeni Jüpiter'di. Akkadca metinlerde Jüpiter'e "Marduk'un yıldızı" deniyordu. Nibiru adı da Babil metinlerinde geçiyor, ama genelde göğün bir geçiş noktası ya da belirli bir yıldız ya da gezegen konumu anlamında; bazı metinlerde Jüpiter'in belirli bir konumdaki adı. Bilinmeyen bir gezegenin adı olarak kullanıldığına dair bir kanıt yok.

Forumlarda Marduk

Forumlarda Marduk genelde iki şekilde karşıma çıkıyor. Birincisi Enuma Eliş ve Tevrat'taki yaratılış hikâyesi arasındaki benzerlikler. Bu konu gerçekten de akademik olarak çok çalışılmış ve ilginç. İkincisi ise 2012 ve sonrasında dolaşan "Nibiru geri dönüyor" iddiaları. NASA bu iddialar nedeniyle defalarca açıklama yapmak zorunda kaldı. Türkçe forumlarda da bu iddiaların yankıları hâlâ duyuluyor.

Bir başlıkta bir kullanıcı şöyle yazmıştı: "Marduk'un heykeli kaç kere kaçırılmış, demek ki tanrı değilmiş." Bu yoruma verilen bir cevap çok hoşuma gitti: "Mezopotamyalılar için mesele tanrının gücü değil, tanrının nerede olmayı seçtiğiydi." Marduk Kehaneti tam da bunu söylüyor.

Son bir soru

Marduk'un hikâyesini okurken hep şunu düşünüyorum: Bir tanrının en büyük gücü, onu seven bir kentin varlığı olabilir mi? Babil yıkıldıkça Marduk sürgüne gitti, Babil yeniden kuruldukça geri döndü. Kent ve tanrı birbirini taşıdı.

Siz olsaydınız, kentinizin tanrısını götüren bir orduya karşı ne hissederdiniz? Ben bunun bugün bir müzenin eserlerinin yağmalanmasından çok da farklı olmadığını düşünüyorum. 2003'te Bağdat'taki Irak Müzesi yağmalandığında, dünyanın her yerinden insanların hissettiği o öfke, belki de Babillilerin hissettiğinin küçük bir yankısıydı.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap