Mami ve meclis: Bir şikayet dilekçesine cevap olarak yaratılan adam
Bir mahallede herkes bir kişiden şikayetçi. Gücü çok, kimseye hesap vermiyor, kimseye rahat yüzü göstermiyor. Mahalleli toplanıyor, yukarıya bir dilekçe yazıyor. Dilekçe yukarıda okunuyor ve bir karar çıkıyor: Bu adamı durdurmayacağız, ama ona bir denk yaratacağız.
Gılgamış Destanı'nın birinci tabletinde tam olarak bu oluyor. Uruk halkının şikayeti tanrılara ulaşıyor. Tanrılar meclisi bir karar alıyor ve bu kararın uygulanması, ana tanrıçaya veriliyor. Destanda adı Aruru. Atrahasis'te insanlığı yaratan Mami ile aynı figür, ya da onun bir başka adı. Mami'yi doğum tuğlaları ve ağıtı üzerinden daha önce anlatmıştım. Burada ise onun tek bir insanı, Enkidu'yu nasıl yarattığını konuşmak istiyorum.
Uruk'un şikayeti
Destanın başında Gılgamış, Uruk'un kralı olarak tanıtılıyor. Üçte ikisi tanrı, güçlü, yakışıklı, cesur. Ama bir sorun var. Gılgamış, halkını rahat bırakmıyor.
Metin bu sorunu birkaç cümleyle anlatıyor. Gılgamış oğlu babasına bırakmıyor. Kızı annesine bırakmıyor. Bu ifadelerin tam anlamı tartışmalı. Bazı araştırmacılar, Gılgamış'ın gençleri sürekli işe ya da spora, belki de bir tür yarışmaya zorladığını düşünüyor. Kızlarla ilgili ifade ise, kralın gelinler üzerinde bir hak iddia ettiği şeklinde de okunuyor.
Ne olursa olsun, halk bıkmış. Ve şikayetini tanrılara iletiyor. Metinde bu şikayetin gök tanrılarına ulaştığı söyleniyor. Tanrılar, Uruk'un yakınmalarını duyuyor.
Bu bana çok önemli bir şey söylüyor. Mezopotamya'da tanrılar meclisi, yeryüzündeki halkın sesini duyabiliyordu. Bir kralın zulmü, tanrıların gündemine girebiliyordu. Ama tanrıların cevabı, kralı cezalandırmak değil, onu dengelemek oldu.
Meclisin kararı
Tanrılar Aruru'ya sesleniyor. Sen insanlığı yarattın, diyorlar. Şimdi onun bir dengini yarat. Onun fırtınalı yüreğine eşit olsun. Birbirleriyle uğraşsınlar ki Uruk rahat etsin.
Bu karar çok zekice. Gılgamış'ın gücü sorun. Ama onu yok etmek, Uruk'u kralsız bırakmak demek. Onun yerine, gücünü harcayabileceği bir rakip yaratılıyor. Gılgamış'ın enerjisi, halkı ezmek yerine bu rakiple boğuşmaya yönelecek.
Bu çözüm, Agušaya şiirinde Ea'nın İştar'a karşı Saltu'yu yaratmasına çok benziyor. Orada da öfkeli bir güce karşı bir denk yaratılıyordu. Mezopotamya'nın tanrılar meclisi, sorunları bazen yok ederek değil, dengeleyerek çözüyordu.
Kararın uygulanması için ana tanrıçaya gidilmesi de anlamlı. İnsanları yaratan o. Yeni bir insan gerekiyorsa, onun ellerine başvurmak gerekiyor.
Aruru'nun elleri
Aruru'nun Enkidu'yu yaratma sahnesi, destanın en güzel pasajlarından biri. Metne göre Aruru önce yüreğinde bir imge tasarlıyor. Bu imgenin Anu'ya benzediği söyleniyor. Yani yaratılacak varlık, gök tanrısının bir yansıması olacak.
Sonra Aruru ellerini yıkıyor. Bir tutam kil koparıyor. Ve bu kili bozkıra atıyor. Bozkırda Enkidu doğuyor.
Bu sahneyi her okuduğumda bir çömlekçiyi düşünüyorum. Ellerini yıkayan, kili koparan, şekillendiren ve sonra onu dünyaya bırakan bir zanaatkar. Mami'nin Atrahasis'teki yaratma sahnesinde de kil ve el vardı. Orada on dört parça kil, on dört rahim tanrıçası. Burada ise tek bir tutam kil ve tek bir insan.
Enkidu'nun tarifi ilginç. Ninurta'nın gücünden yapıldığı söyleniyor. Bedeni kıllarla kaplı. Saçları bir kadınınki gibi uzun, tahıl tanrıçası Nisaba'nın başakları gibi dalgalanıyor. İnsanları, ülkeyi tanımıyor. Ceylanlarla otluyor, hayvanlarla su başında itişiyor.
Bozkırın adamı
Enkidu'nun doğduğu yer bilinçli olarak seçilmiş gibi. Uruk bir kent; Gılgamış kentin efendisi. Enkidu ise bozkırın, vahşi doğanın çocuğu. İki zıt dünya.
Destanın ilerleyen kısımlarında Enkidu, Şamhat aracılığıyla kentin hayatına alışıyor. Ekmek yemeyi, bira içmeyi, giyinmeyi öğreniyor. Hayvanlar ondan kaçmaya başlıyor. Bir şey kazanıyor, bir şey kaybediyor.
Bu dönüşüm, Mezopotamya'nın uygarlık anlayışı üzerine bir düşünce gibi okunuyor. Kent hayatı, bir kazanç ama aynı zamanda bir kayıp. Enkidu bilgelik kazanıyor, ama ceylanların dostluğunu yitiriyor.
Şamhat'ı daha önce Utu yazısında, Enkidu'nun ölüm meclisini anlatırken anmıştım. Orada Enkidu, ölüm döşeğinde Şamhat'ı lanetliyor, sonra Şamaş'ın uyarısıyla lanetini kutsamaya çeviriyordu. Aruru'nun bozkıra attığı kil, sonunda bir kentlinin ölüm yatağında bitiyor.
Yaratıcının sessizliği
Bu hikayede beni düşündüren bir şey var. Aruru, Enkidu'yu yarattıktan sonra destanda bir daha pek görünmüyor. Yarattığı insanın hayatına, dostluğuna, ölümüne karışmıyor. Enkidu öldüğünde, Aruru'nun bir ağıt yaktığı da anlatılmıyor.
Atrahasis'te Mami, tufan sırasında yarattığı insanlar için ağlıyordu. Gılgamış Destanı'nın on birinci tabletinde de Belet-ili, tufanın ardından insanları kaybettiği için yas tutuyor. Ama Enkidu için böyle bir sahne yok.
Bunun nedeni, belki de anlatının odağı. Gılgamış Destanı, tanrıların değil, insanların hikayesi. Aruru bir kez görevini yapıyor ve sahneden çıkıyor. Enkidu'yu sevme, ona ağlama işi Gılgamış'a kalıyor.
Ama bu sessizlik bana biraz hüzünlü geliyor. Bir tutam kilden bir insan yaratan el, o insanın ölümünde nerede? Belki de Mezopotamyalılar için yaratıcının işi, yaratmakla bitiyordu. Gerisi, yaratılanın kendi hikayesiydi.
Avcının gördüğü
Enkidu'yu ilk gören insan, bir avcı. Avcı, su başında tuhaf bir varlıkla karşılaşıyor ve korkuyla donup kalıyor. Bu varlık, avcının kurduğu tuzakları bozuyor, kazdığı çukurları dolduruyor, hayvanları elinden kaçırıyor.
Avcı babasına gidiyor ve olanları anlatıyor. Babası onu Uruk'a, Gılgamış'a gönderiyor. Gılgamış ise bir çözüm öneriyor: Şamhat'ı götür, diyor. Enkidu onu görünce hayvanlar ondan uzaklaşacak.
Bu zincir bana çok ilginç geliyor. Tanrıların kararıyla yaratılan Enkidu, insanlar tarafından keşfediliyor ve insanların planıyla kente çekiliyor. Meclisin başlattığı şeyi, insanlar tamamlıyor. Yukarıdan gelen bir karar, aşağıda birçok elin işbirliğiyle gerçeğe dönüşüyor.
Tekvin ile karşılaştırma
Aruru'nun Enkidu'yu kilden yaratması, Tekvin kitabının ikinci bölümündeki Adem'in yaratılışıyla sık sık karşılaştırılıyor. Orada da Tanrı, topraktan bir insan biçimlendiriyor ve ona nefes üflüyor.
Benzerlik açık, ama farklar da önemli. Tekvin'de Adem, bir bahçeye konuluyor ve ona bir eş yaratılıyor. Enkidu ise bozkıra atılıyor ve ona bir dost, Gılgamış, hedef olarak belirleniyor. Adem'in yaratılışı insanlığın başlangıcı; Enkidu'nun yaratılışı ise belirli bir sorunun çözümü.
Bir başka fark, yaratıcının cinsiyeti. Tekvin'de yaratıcı bir erkek tanrı olarak düşünülüyor. Mezopotamya'da ise insanı kilden biçimlendiren, bir ana tanrıça. Bu, Mezopotamya'nın doğum ve yaratılış anlayışının kadın bedeniyle olan bağını yansıtıyor.
Sitchin ve Enkidu
Sitchin'in anlatısında Enkidu üzerine fazla bir şey söylenmiyor, ama Sitchin'in yaklaşımını izleyen bazı yazarlar Enkidu'yu Anunnaki'nin genetik deneylerinden biri olarak yorumluyor. Bu okumada Enkidu'nun kıllı bedeni ve hayvanlarla yaşaması, yarım kalmış ya da ilkel bir insan prototipinin işaretleri.
Sitchin'in kendisi, insanın yaratılışını Anunnaki'nin genetik mühendisliğine bağlıyor ve bu işte Ninhursağ'ı, yani Mami'yi baş genetikçi olarak görüyor. Bu çerçevede Aruru'nun Enkidu'yu yaratması, bir laboratuvar işlemi olarak okunabilir.
Akademik yorum ise Enkidu'nun yaratılışını edebi bir sahne olarak değerlendiriyor. Kilden yaratılış, Mezopotamya'nın insan yaratılışına dair yerleşik imgesi. Bu imge, Enkidu'nun hikayesinde, onun Gılgamış'a uygun bir denk olarak özel olarak üretildiğini vurgulamak için kullanılıyor. Kıllı beden ve hayvanlarla yaşam ise vahşi doğa ile kent arasındaki karşıtlığı somutlaştırıyor.
Forumlarda Enkidu'nun doğuşu
Türkçe forumlarda Enkidu en çok Gılgamış'la ilişkisi üzerinden konuşuluyor. Bir edebiyat forumunda biri, Enkidu'nun yaratılış sahnesini dünya edebiyatının ilk "ikiz ruh" anlatısı olarak değerlendirmişti. Bir başkası, ikiz ruh ifadesinin fazla romantik olduğunu, metnin açıkça bir rakip yaratmaktan söz ettiğini yazmıştı. Bence ikisi birden doğru; rakip olarak yaratılan, dost olarak ölüyor.
İngilizce bir forumda ise Uruk halkının şikayetinin ne olduğu tartışılıyordu. Bir kullanıcı, Gılgamış'ın gençleri sürekli bir top oyununa zorladığını öne sürmüştü. Bu yorum, Gılgamış, Enkidu ve Yeraltı şiirindeki pukku ve mekku adlı top ve sopa oyunu sahnesine dayanıyor. Bir başkası, bunun ilginç bir bağlantı olduğunu ama birinci tabletteki ifadenin başka biçimlerde de okunabileceğini hatırlatmıştı.
SohbeX teorisi: Dilekçenin cevabı her zaman dilekçe sahibinin istediği değildir
Bu kısım spekülasyon. Uruk halkı, belki de Gılgamış'ın bir şekilde durdurulmasını istiyordu. Ama tanrılar, onu durdurmak yerine ona bir yoldaş verdi. Ve bu yoldaş, Gılgamış'ı Sedir Ormanı'na, Göğün Boğası'yla savaşa, tanrılarla çatışmaya götürdü. Uruk'un rahatı, belki de çok kısa sürdü. Meclisin çözümü, sorunu bir yerden alıp başka bir yere taşımış olabilir. Bu, metnin açıkça söylediği bir şey değil; olayların akışından çıkardığım bir okuma.
Kapanırken
Mami'yi düşündüğümde, artık on dört rahim tanrıçasıyla birlikte insanlığı yaratan anneyi değil, bir dilekçeye cevap olarak bir tutam kili bozkıra atan eli görüyorum.
Sizce bir sorunu çözmek için ona bir denk yaratmak, iyi bir yöntem mi? Ve siz hayatınızda, size bir rakip olarak gelip sonra en yakın dostunuz olan biriyle tanıştınız mı?
Giriş yap