Giriş yap
🏺 Anunnaki

Mami: On dört rahim ve bir parça kil

"Sen ana rahmisin, insanlığı yaratan sensin. İnsanı yarat, boyunduruğu o taşısın."

Tanrılar bu sözlerle bir tanrıçaya başvuruyor. Adı Mami. Bazen Nintu, bazen Belet-ili, yani "tanrıların hanımı" diye anılıyor. Atrahasis Destanı'nın ilk tabletindeki bu sahne, Mezopotamya'nın insan yaratılışı hakkındaki en ayrıntılı anlatısı. Ve bu anlatının merkezinde bir ebe var.

Enki ve Ninmah yazısında, iki tanrının sarhoş bir sofrada kusurlu insanlar yarattığı Sümer hikayesini anlatmıştım. Ninhursağ yazısında ise Dilmun'daki sekiz bitkiyi. Bugün bu ana tanrıçanın Akkadca metinlerdeki yüzüne bakmak istiyorum. Çünkü Atrahasis'teki Mami, bir yaratıcıdan çok, doğumun kendisini temsil ediyor.

Grev eden tanrılar

Hikaye, insan yokken başlıyor. "Tanrılar insan gibiyken" diye açılıyor destan: İnuma ilu awilum. Yani tanrılar, insanların yapacağı işi kendileri yapıyordu. Daha küçük tanrılar, İgigi, kanalları kazıyor, Dicle ve Fırat'ın yataklarını açıyordu. Bu iş binlerce yıl sürüyor.

Sonunda İgigi isyan ediyor. Aletlerini yakıyor, gece Enlil'in evini kuşatıyorlar. Enlil'in vezir Nuska'sı efendisini uyandırıyor. Nuska'yı ileride ayrı bir yazıda anlatacağım. Enlil korkuyor, Anu'yu ve Ea'yı çağırıyor. İsyancılara kimin elebaşı olduğu soruluyor ve cevap çok güzel: "Hepimiz! Her birimiz savaş ilan ettik."

Bu sahne, bazı araştırmacılara göre dünya edebiyatının ilk işçi grevi anlatısı. Bana da öyle geliyor. Ağır işten bıkan bir topluluk, toplu olarak işi bırakıyor ve tek bir lider göstermeyi reddediyor.

Çözüm: insan

Ea bir çözüm öneriyor: Ana rahmi olan tanrıça, yani Mami, bir insan yaratsın. İnsan tanrıların işini yapsın. Mami önce tek başına yapamayacağını söylüyor: "Bunu yapmak bana düşmez, bu iş Ea'nın." Ea ve Mami birlikte çalışacaklar.

Yöntem şöyle: Tanrılardan biri kurban edilecek. Metinde adı We-ila ya da bazı okumalarda Aw-ilu olarak geçiyor ve "aklı olan" bir tanrı olarak tanımlanıyor. Onun eti ve kanı kille karıştırılacak. Tanrılar kile tükürecek. Böylece insanın içinde hem bir tanrının aklı hem de bir ruh, eṭemmu, olacak.

Burada çok ilginç bir kelime oyunu var. Akkadcada insan kelimesi awīlum. Kurban edilen tanrının adı We-ila ya da Aw-ilu. Ve ruh anlamına gelen eṭemmu, kalp atışı anlamına gelen ṭēmu yani "akıl" kelimesine benziyor. Destanın yazarı, insanın adını, aklını ve ruhunu tek bir sahnede kelimelerle bağlıyor. Bu tür kelime oyunları Akkadca edebiyatta çok yaygın ve çeviride neredeyse tamamen kayboluyor.

On dört rahim tanrıçası

Kil hazırlandıktan sonra Mami bir şey daha yapıyor. On dört rahim tanrıçası, Akkadcada šassūrātu, toplanıyor. Mami kili on dört parçaya bölüyor. Yedi parçayı sağa, yedi parçayı sola koyuyor ve aralarına bir tuğla yerleştiriyor. Sonra rahim tanrıçaları bu kilden yedi erkek ve yedi kadın yaratıyor.

Ardından dokuzuncu ay geliyor. Mami, doğum yapan tanrıça olarak elinde bir değnekle, belki bir kesme aletiyle, rahmi açıyor. Doğum gerçekleşiyor. Ve sonra metin, insan dünyasına dönüp bir kural koyuyor: Bir kadın doğum yaptığında, doğum tuğlası dokuz gün yerinde kalmalı, Nintu yani Mami onurlandırılmalı.

Bu sahne bana çok şey anlatıyor. Yaratılış, bir zanaatkarın atölyesi gibi değil, bir doğum odası gibi anlatılıyor. Tuğla, ebe, dokuz ay, kesme aleti. Bunlar Mezopotamya'daki her kadının bildiği şeyler. Tanrılar dünyasındaki ilk doğum, insan dünyasındaki her doğumun modeli oluyor.

Doğum tuğlaları

Doğum tuğlası, Mezopotamya'da gerçek bir nesneydi. Kadınlar, iki tuğlanın üzerinde çömelerek doğum yapıyordu. Tuğlalar, bebeğin yere düşmeden ebenin eline gelmesine yardımcı oluyordu. Mısır'da da aynı uygulama vardı. Mısır'da doğum tuğlası tanrıçası Meskhenet adıyla anılıyordu.

2001 yılında Abydos'ta, Mısır'da, boyanmış bir doğum tuğlası bulundu. Üzerinde bir kadının bebeğiyle oturduğu bir sahne var. Mezopotamya'da benzer bir buluntu henüz yok, ama metinler bu tuğlaların kutsal sayıldığını açıkça gösteriyor. Mami'nin aralarına koyduğu tuğla, bu gerçek nesnenin mitolojik karşılığı.

Mami'nin ağıtı

Destanın ilerleyen bölümlerinde Mami'nin çok farklı bir yüzü ortaya çıkıyor. Tufan geldiğinde, Mami yarattığı insanların sularda boğulduğunu görüyor ve ağlıyor. Gılgamış Destanı'nın on birinci tabletinde bu sahne, Belet-ili adıyla, İştar'a verilmiş gibi görünüyor ama Atrahasis'te açıkça ana tanrıça.

Atrahasis'te Mami şöyle diyor, metnin ana fikrini aktarıyorum: Ben nasıl tanrılarla birlikte bu yıkıma karar verdim? Benim çocuklarım sinekler gibi nehre doldu. Ağzım nasıl bu kararı verdi? Tanrıların toplantısında onlarla oturmamalıydım.

Ve tufan bittiğinde, Atrahasis kurban sunduğunda, tanrılar sinekler gibi kurbanın etrafına toplanıyor. Mami boynundaki sinek şeklindeki boncuklu kolyeyi kaldırıyor ve yemin ediyor: Bu günleri asla unutmayacağım. Gılgamış'ta bu kolye lapis lazuliden. Bu kolye, bir annenin yas takısı gibi.

Ölümün icadı

Atrahasis'in sonunda, tufandan sonra, Ea ve Mami yeni bir düzen kuruyor. İnsanların yeniden çok çoğalmaması için bazı kurallar getiriliyor. Metnin bu bölümü hasarlı, ama okunabilen kısımlarda şunlar var: Kısır kadınlar olacak. Doğuran kadınlar arasında, bebeği annesinin kucağından kapan Paşittu adlı bir cin olacak. Ve bazı rahibe sınıfları, ugbabtu, entu ve egisitu, çocuk doğurmayacak.

Bazı araştırmacılar, metnin bu bölümünde insan ömrüne bir sınır konulduğunu da düşünüyor, ama bu okuma tartışmalı. Kesin olan şu: Destan, insan nüfusunun neden sınırlı olduğunu açıklayan bir köken hikayesiyle bitiyor. Bebek ölümleri, kısırlık, evlenmeyen rahibeler. Bunların hepsi, tanrıların tufandan sonra kurduğu bir dengenin parçası.

Bu bölümü okumak benim için kolay değil. Bebek ölümlerinin bir cine, Paşittu'ya, atfedilmesi, o dönemin annelerinin acısını anlamanın bir yolu gibi geliyor. Bir kayba anlam vermek, onu evrenin düzeninin bir parçası yapmak. Bugün bunu bir teselli olarak mı görmeli, yoksa bir haksızlık olarak mı?

Doğum büyüleri

Mami'nin gerçek dünyadaki varlığı, doğum büyülerinde sürüyordu. Orta Asur döneminden kalma bir doğum büyüsü, "Sin'in İneği" adıyla biliniyor. Hikayede ay tanrısı Sin, bir ineğe aşık oluyor ve inek gebe kalıyor. Doğum zor geçiyor ve inek acı içinde bağırıyor. Sin, gökten iki koruyucu tanrıça gönderiyor. Biri yağ, diğeri su getiriyor ve doğum kolaylaşıyor.

Büyünün sonunda şu dilek var: Sin'in ineği nasıl kolay doğurduysa, bu kadın da kolay doğursun. Ebe, zor bir doğumda bu hikayeyi yüksek sesle okuyordu. Hikaye bir ilaç gibi kullanılıyordu. Aynı büyü, ileride yazacağım Ningal ve Sin yazısıyla da bağlantılı, çünkü ay ve doğum Mezopotamya'da yakından ilişkiliydi.

Bir başka doğum büyüsünde, bebek bir gemiye benzetiliyor: Kadın bir gemi gibi yüklü, gemiyi limana ulaştır. Mami ve Ea'nın adları bu büyülerde sık sık geçiyor. Yaratılışı yöneten iki tanrı, her doğumda yeniden çağrılıyor.

Sitchin ve Mami

Sitchin için Atrahasis'teki yaratılış sahnesi, Anunnaki teorisinin kalbi. Ona göre Mami, yani Ninhursağ, Anunnaki'nin baş sağlık görevlisiydi. Bir tanrının kanı ile kilin karıştırılması, bir Anunnaki geninin bir hominidin yumurtasına aktarılması anlamına geliyordu. On dört rahim tanrıçası, yedi erkek ve yedi kadın embriyo taşıyan taşıyıcı annelerdi. Sitchin bu sahneye "Dünya'nın ilk tüp bebek laboratuvarı" gibi bir yorum getiriyor.

Akademik okuma çok farklı. Kil, Mezopotamya'nın her yerinde bulunan ve her şeyin yapıldığı malzeme. Tablet, tuğla, çömlek, heykel. Bir tanrının insanı kilden yaratması, Mısır'da Hnum'un çömlekçi çarkında insanı yaratmasıyla, Tevrat'ta Adem'in topraktan yaratılmasıyla benzer bir imge. Tanrı kanı ise, insanın içindeki ilahi bir parçayı, aklı, temsil ediyor. Metin bunu açıkça söylüyor; kurban edilen tanrı "aklı olan" bir tanrı.

Taşıyıcı annelik yorumu ise metindeki doğum sahnesinin gerçek doğum uygulamalarıyla, tuğlalarla, ebelerle, dokuz günlük ritüelle bağlantısını görmezden geliyor. Metin bize bir laboratuvarı değil, bir doğum odasını anlatıyor.

Forumlarda Mami

Türkçe forumlarda Atrahasis, genellikle "insanlar köle olarak yaratıldı" tezi üzerinden konuşuluyor. Bir felsefe forumunda biri, bu hikayenin bir sınıf toplumunun ideolojisini yansıttığını, insanların tanrıların, yani tapınağın ve sarayın, işçileri olarak tanımlandığını öne sürmüştü. Bir başka katılımcı ise, hikayenin aynı zamanda insanlara bir onur verdiğini, çünkü içlerinde bir tanrının aklını taşıdıklarını yazmıştı.

Bir Reddit başlığında, bir ebe olduğunu söyleyen biri, Atrahasis'teki doğum ayrıntılarının ne kadar gerçeğe yakın olduğuna şaşırdığını yazmıştı. Özellikle doğum sonrası dokuz günlük ritüel, birçok geleneksel toplumda görülen kırk gün ya da yedi gün gibi lohusalık dönemlerini hatırlatıyordu ona.

Bir başka başlıkta ise "insan grev sonucu mu yaratıldı?" diye esprili bir soru vardı. Cevaplardan biri çok güzeldi: Evet, ve tanrılar bu sorunu çözmek için yeni işçiler yarattı, ama sonra yeni işçiler de gürültü yapmaya başladı. Tarih kendini tekrarlıyor.

SohbeX teorisi: Yaratıcı olarak ebe

Spekülasyon olduğunu baştan söyleyeyim. Atrahasis'teki Mami, belki de Mezopotamya'daki ebelerin kendilerini nasıl gördüklerinin bir yansıması. Ebeler, her doğumda bir yaratılışa tanıklık ediyordu. Belki de destanın bu bölümü, kadınların sözlü geleneğinden, doğum odasında anlatılan hikayelerden beslendi. Bunun hiçbir kanıtı yok, çünkü metni yazan katipler büyük ihtimalle erkekti. Ama içerik, bir doğum odasından gelmiş gibi duruyor.

Son bir soru

Mami'yi okurken bir şey dikkatimi çekiyor: Yaratıcı tanrıça, yarattıklarının yok edilmesine önce katılıyor, sonra pişman oluyor. Sinek kolyesini kaldırıp unutmayacağına yemin ediyor.

Siz hiç birlikte verdiğiniz bir karardan sonra pişman olup "o toplantıda oturmamalıydım" dediniz mi? Belki de Mami'nin ağıtı, binlerce yıl öncesinden bize, kalabalığın kararına katılmanın bedelini anlatıyor.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap