Lahmu: Altı bukleli bekçi ve ilk çamur
Ninova'da, Asur saraylarının odalarının zemininin altında, arkeologlar tuhaf bir şey buldu: küçük kil heykelcikler, tuğla kutuların içine gömülmüş. Kimse görmesin diye saklanmış. Bu heykelciklerin bazıları, çıplak, sakallı, uzun saçlı bir adamı gösteriyordu. Saçları her iki yanda üçer bukle halinde dökülüyordu. Elinde bir kapı direği ya da bir mızrak tutuyordu.
Bu figürün adı lahmu. "Kıllı olan." Ve aynı ad, Babil'in yaratılış destanında, evrenin ilk doğan tanrılarından birine de veriliyor. Kingu yazısında, lahmu adının iki farklı anlamı olduğunu söylemiş ve bu konuyu ayrıca anlatacağımı belirtmiştim. İşte bu yazı, o iki anlamın hikayesi.
Enuma Eliş'in ilk çocukları
Önce destana bakalım. Enuma Eliş'in açılış satırları çok ünlü: "Yukarıda gök henüz adlandırılmamışken, aşağıda yer bir adla anılmamışken." Bu ilk dönemde sadece iki varlık var: tatlı su Apsu ve tuzlu su Tiamat. Suları birbirine karışıyor.
Ve bu karışımdan ilk tanrılar doğuyor: Lahmu ve Lahamu. Metin onları sadece adlarıyla anıyor; "adlandırıldılar" diyor. Hiçbir özellik vermiyor, hiçbir eylem yükleme. Sonra bu ikisi büyüyor ve onlardan Anşar ve Kişar doğuyor. Anşar ve Kişar'dan Anu, Anu'dan Ea. Yani Lahmu ve Lahamu, büyük tanrıların büyük büyükanne ve büyükbabaları.
Bu çiftin adları ilginç. Lahmu eril, Lahamu dişil. Tıpkı Anşar ve Kişar gibi, tıpkı Apsu ve Tiamat gibi, bir çift olarak doğuyorlar. Mezopotamya kozmogonisi, her aşamada bir erkek ve bir dişi çift üzerinden ilerliyor. Bu bana Mısır'ın Hermopolis kozmogonisindeki sekiz tanrıyı, dört çifti, hatırlatıyor.
Çamur mu, kıl mı?
Lahmu adının ne anlama geldiği uzun zaman tartışıldı. Bir görüşe göre, Lahmu ve Lahamu, Apsu ile Tiamat'ın, yani tatlı su ile tuzlu suyun, karıştığı yerde biriken çamuru ya da balçığı temsil ediyor. Nehir ağzında, Fırat ile Dicle'nin denize döküldüğü yerde, her yıl tonlarca çamur birikiyordu. Bu çamurdan yeni karalar doğuyordu.
Bu yorum çok güzel, çünkü Güney Mezopotamya'nın gerçek coğrafyasıyla uyuşuyor. Sümer'in toprakları, gerçekten de nehirlerin taşıdığı çamurdan oluşmuştu. İlk tanrıların çamur olması, ülkenin kendi doğuşunun bir anlatısı olabilir.
Ama Frans Wiggermann gibi araştırmacılar, Lahmu adının Akkadcada "kıllı" anlamına gelen bir kökten geldiğini gösterdi. Bu da bizi heykelciklere götürüyor. Belki de ilk tanrılar ve koruyucu figür, aynı fikri paylaşıyordu: vahşi, işlenmemiş, ilkel bir güç. Ya da belki sadece aynı ad iki farklı varlığa verildi.
Altı bukleli kahraman
Şimdi heykelciklere geçelim. Mezopotamya sanatında "altı bukleli kahraman" diye bilinen bir figür var. Çıplak, sakallı, yüzü cepheden gösterilmiş, saçları her iki yanda üçer bukle. Bu figür, Erken Hanedanlar döneminden, yani MÖ 3. binyılın ilk yarısından itibaren silindir mühürlerde görülüyor.
Mühürlerde bu kahraman genellikle hayvanlarla güreşiyor ya da bir kapı direğini tutuyor. Bazen iki aslanı ya da iki boğayı kuyruklarından tutup havaya kaldırıyor. Bazen bir boğa adamla birlikte bir ağacı ya da bir kapıyı koruyor. Bu figür yüzyıllar boyunca neredeyse hiç değişmeden çizildi.
Wiggermann'ın çalışmaları, bu figürün Akkadca adının lahmu olduğunu gösterdi. Ve lahmu, Ea'nın hizmetkarı, Apsu'nun kapı bekçisi olarak biliniyordu. Ea yazısında anlattığım Eridu'daki tatlı su evinin kapılarını bu kıllı kahramanlar bekliyordu.
Ea'nın elli lahmusu
İsimud yazısında anlattığım "İnanna ve Enki" metnini hatırlayın. Enki, İnanna'nın kayığını durdurmak için İsimud'u canavarlarla birlikte gönderiyor. Bu canavarların bir grubu, Eridu'nun elli lahmusu. Metin onları sayıyor: Eridu'nun devleri, Eridu'nun elli lahmusu, Eridu'nun büyük balıkları.
Bu sahnede lahmular, Enki'nin muhafız birliği gibi. Apsu'nun kapısını bekleyen, efendilerinin emriyle harekete geçen bir grup. Ama İnanna'nın veziri Ninşubur onları da geri püskürtüyor.
Bir başka metinde, Enuma Eliş'te, Tiamat'ın on bir canavarı arasında da bir lahmu var. Kingu yazısında bu canavarları saymıştım. Marduk savaşı kazandıktan sonra bu canavarlar, Apsu'nun kapısına heykel olarak konuyor. Yani lahmu, düşmanın ordusundan çıkıp Ea'nın kapısının bekçisi oluyor. Bu iki metin, aynı figürün iki farklı yorumunu birleştiriyor.
Zeminin altındaki koruyucular
Asur döneminde, MÖ 9. ile 7. yüzyıllar arasında, koruyucu heykelciklerin gömülmesi çok yaygın bir uygulama haline geldi. Ninova'da, Nimrud'da, Aşur'da, sarayların ve evlerin zeminlerinin altında, kapı eşiklerinin yanında, odaların köşelerinde, kil ya da ağaçtan yapılmış küçük heykelcikler bulundu.
Bu uygulama, bir ritüel metinle de biliniyor. Bu metinde, hangi heykelciklerin, hangi malzemeden, nereye gömüleceği anlatılıyor. Lahmu heykelcikleri, genellikle kapı eşiklerine gömülüyordu. Metin, heykelciklerin üzerine yazılacak kısa ifadeleri de veriyor. Bir heykelciğin üzerinde şöyle bir yazı var, anlamını aktarıyorum: Kötü cin dışarı, iyi cin içeri.
Bu ifadeyi her okuduğumda gülümsüyorum. Bir evin kapısında, binlerce yıl önce, bir ailenin aynı dileği. Kötülük dışarıda kalsın, iyilik içeri girsin. Bugün kapılarımıza nazar boncuğu asmamızdan, eşiğe tuz dökmekten çok da farklı değil.
British Museum'da, Ninova'daki saraylardan gelen bu türden heykelcikler sergileniyor. Bazıları tuğla kutuların içinde bulundu. Kutular, kapıların yanına, zemine gömülmüştü. Kimse görmeyecekti. Ama oradaydılar.
Bu heykelciklerin bir kısmı, ritüelin nasıl yapıldığını gösteren izler de taşıyor. Bazılarının üzerinde boya kalıntıları var; siyah, kırmızı, beyaz. Ritüel metni, hangi heykelciğin hangi renge boyanacağını da belirtiyordu. Yani her ayrıntı bir kurala bağlıydı. Bir lahmu yanlış renge boyanırsa ya da yanlış köşeye gömülürse, koruma işe yaramayabilirdi.
Lahmu ve Lamassu
Lahmu ile karıştırılan bir başka figür daha var: lamassu. Asur saraylarının kapılarında duran devasa kanatlı boğa ya da aslan heykelleri. Bu heykeller, insan başlı, kanatlı, beş bacaklı. Önden bakınca durağan, yandan bakınca yürüyormuş gibi görünüyorlar.
Lamassu ve lahmu, ikisi de kapı bekçisi, ikisi de koruyucu. Ama farklı varlıklar. Lamassu, kralın sarayının görkemini gösteren devasa bir anıt. Lahmu ise sıradan evlerde bile bulunabilecek küçük, gizli bir koruyucu. Biri gösteriş için, öbürü gizli koruma için. Bence bu fark çok anlamlı. Güç, hem görünür hem görünmez yollarla korunuyor.
Sitchin'in Lahmu'su
Sitchin'in Enuma Eliş yorumunda Lahmu ve Lahamu, güneş sisteminin gezegenleri. Ona göre Apsu güneş, Tiamat eski bir gezegen, Lahmu ise Mars, Lahamu ise Venüs. Anşar Satürn, Kişar Jüpiter. Bu eşleştirme, Sitchin'in "On İkinci Gezegen" kitabının en önemli argümanlarından biri.
Akademik açıdan bu eşleştirmenin hiçbir dayanağı yok. Babil astronomisinde gezegenlerin kendi tanrıları vardı ve bunlar çok iyi biliniyor: Venüs İştar'dı, Mars Nergal'di, Jüpiter Marduk'tu, Satürn Ninurta, Merkür Nabu. Bu eşleştirmeler binlerce astronomik tablette, MUL.APIN gibi derlemelerde açıkça kayıtlı. Lahmu ya da Lahamu adı, hiçbir astronomi metninde bir gezegen için kullanılmıyor.
Ayrıca Sitchin'in yorumunda, aynı adı taşıyan koruyucu figür, altı bukleli kahraman, hiç konuşulmuyor. Oysa lahmu adını Mezopotamyalılar en çok bu figür için kullanıyordu. Bir gezegen yorumu, adın asıl kullanımını görmezden geliyor.
Forumlarda Lahmu
Türkçe forumlarda Lahmu genellikle Sitchin'in Mars eşleştirmesiyle birlikte konuşuluyor. Bir astronomi forumunda biri, Lahmu'nun Mars olduğunu ve Sümerlilerin Mars'ı bildiğini öne sürmüştü. Bir katılımcı, Mars'ın çıplak gözle görülebilen bir gezegen olduğunu, her antik toplumun onu bildiğini ve bunun bir sır olmadığını hatırlatmıştı. Sümerliler Mars'ı biliyordu, ama ona Lahmu demiyorlardı.
Bir Reddit başlığında ise altı bukleli kahramanın görselleri paylaşılmıştı. Bir kullanıcı, bu figürün Gılgamış olup olmadığını sormuştu. Uzun bir süre boyunca birçok araştırmacı da bu figürü Gılgamış olarak tanımlamıştı, çünkü hayvanlarla güreşen bir kahraman. Ama Wiggermann'ın çalışmalarından sonra, bu figürün lahmu olduğu genel kabul gördü. Bu, akademinin kendi yorumlarını nasıl düzelttiğini gösteren güzel bir örnek.
Bir başka başlıkta, Asur'daki gömülü heykelcikler ile Anadolu'daki eşik gelenekleri karşılaştırılıyordu. Bir katılımcı, yeni bir ev yapılırken altına bir şeyler gömme geleneğinin, Anadolu'nun bazı köylerinde bugün hala bilindiğini yazmıştı. Kurban kanı, bozuk para, bir nazarlık.
SohbeX teorisi: Çamurdan bekçiye
Şimdi tamamen spekülatif bir şey. Belki Lahmu'nun iki anlamı, aslında tek bir fikrin iki ucu. İlk Lahmu, evrenin başında, tatlı ve tuzlu suyun karıştığı yerde doğan ilkel varlık. İkinci lahmu, Apsu'nun, yani o ilk suların kapısında bekleyen bekçi. Belki Mezopotamyalılar için, ilk zamanlardan kalan vahşi güç, sonradan evcilleştirilip kapı bekçisi yapılmıştı. Kaos, düzenin bekçisi oluyordu. Bunun açık bir kanıtı yok; sadece iki anlamı yan yana koyduğumda ortaya çıkan bir okuma.
Size bir soru
Lahmu'yu düşünürken hep kendi evimin kapısını düşünüyorum. Kapının üstünde bir nazar boncuğu mu var, bir ayet mi, bir at nalı mı, yoksa hiçbir şey mi?
Sizin evinizin kapısında ne var? Ya da eşiğinizin altında, görmediğiniz ama bildiğiniz bir şey? Belki de Asur'daki o küçük kil adamlar, binlerce yıldır aynı kapılarda nöbet tutuyor; sadece adları değişti.
Giriş yap