Kingu ve meclis: İnsanı yaratmak için kaç tanrının ölmesi gerekti?
İnsanın yaratılışı söz konusu olduğunda çoğumuzun aklına bir tutam toprak ve bir nefes gelir. Ama Mezopotamya'da bu sahnenin bir de kanlı yüzü var. Birden fazla metinde, insan yaratılırken bir tanrı ya da birkaç tanrı öldürülüyor. Ve bu ölümün kararı, her seferinde bir mecliste veriliyor.
Kingu, bu kurbanların en ünlüsü. Enuma Eliş'te, Tiamat'ın yanında savaşan, yenilgiden sonra yargılanan ve kanından insan yaratılan tanrı. Kingu'yu daha önce Kader Tableti ve on bir canavar üzerinden anlatmıştım. Burada ise onu yalnız bırakmamak istiyorum. Çünkü Mezopotamya'da insan için kanı akıtılan tek tanrı o değil. En az iki başka metin, benzer bir sahneyi farklı tanrılarla anlatıyor. Üçünü yan yana koyunca, meclisin bu kararı nasıl aldığı daha net görünüyor.
Birinci kurban: Atrahasis'teki tanrı
En eski versiyon, Eski Babil dönemine ait Atrahasis Destanı. Burada tanrılar, toprağı kazmaktan, kanalları açmaktan bıkıp grev yapıyor. Meclis toplanıyor ve bir çözüm aranıyor. Çözüm, insanın yaratılması.
Bu metinde kurban edilen tanrının adı We-ila ya da başka okumalarda Aw-ilu. Ona "aklı olan" bir tanrı deniyor. Onun eti ve kanı kille karıştırılıyor ve Mami insanı biçimlendiriyor.
Bu sahnenin ayrıntılarını Mami yazısında konuşmuştum. Burada sadece bir noktayı hatırlatmak istiyorum: We-ila'nın neden seçildiği metinde açık değil. Bazı araştırmacılar, grevi kışkırtan tanrının o olduğunu düşünüyor. Ama metnin bu kısmı tartışmalı. Kesin olan, onun bir suçtan çok, aklı ya da ruhu için seçilmiş olması. İnsan, onun aklını taşıyacak.
İkinci kurban: Kingu
İkinci versiyon, Enuma Eliş'te. Marduk, Tiamat'ı yendikten sonra evreni düzenliyor. Sonra tanrıların işini hafifletmek için insanı yaratmaya karar veriyor. Ama bunun için bir kurban gerekiyor.
Marduk, tanrılar meclisine bir soru soruyor. Savaşı kim başlattı? Tiamat'ı kim isyana kışkırttı? Tanrılar cevap veriyor: Kingu.
Kingu bağlanıyor ve Ea'nın önüne getiriliyor. Damarları kesiliyor. Ve onun kanından Ea, insanı yaratıyor. İnsana tanrıların hizmeti yükleniyor, tanrılar özgür bırakılıyor.
Bu versiyonda kurban, açıkça bir suçlu. Bir yargılama yapılıyor, bir soru soruluyor, bir cevap alınıyor ve hüküm infaz ediliyor. Meclis burada bir mahkeme gibi işliyor.
Atrahasis'le farkı çok çarpıcı. Orada akıllı bir tanrı kurban ediliyor; burada bir isyancı. İnsanın içinde akan kan, birinde bilgeliğin, diğerinde isyanın kanı.
Üçüncü kurban: Lamga tanrıları
Üçüncü versiyon daha az biliniyor. Asur kentinden çıkan iki dilli, Sümerce ve Akkadça bir metin. Akademide yayımlandığı derlemenin adıyla, KAR 4 olarak anılıyor. Metin, Orta Asur dönemine ait bir kopyadan biliniyor.
Bu metinde sahne, gökle yerin ayrılmasından sonra başlıyor. An, Enlil, Utu ve Enki, yüce bir kürsüye oturuyor. Anunnaki de onlarla birlikte oturuyor. Enlil soruyor: Şimdi ne yapalım? Ne yaratalım?
Anunnaki cevap veriyor. Nippur'daki Duranki'de, Uzumua denilen yerde, Lamga tanrılarını keselim. Onların kanından insanı yaratalım.
Lamga, Sümercede zanaatkar ya da usta gibi bir anlam taşıyan bir kelime. Yani kurban edilen tanrılar, zanaatkar tanrılar. Bu bana çok anlamlı geliyor. Zanaatkar tanrıların kanından yaratılan insan, zanaatı, üretmeyi, inşa etmeyi taşıyacak.
Metin, yaratılacak ilk insanlara isim de veriyor: Ullegarra ve Annegarra. Ve onların görevlerini sayıyor. Tarla sınırlarını koruyacaklar, kanalları açacaklar, bitkileri yetiştirecekler, tanrıların bayramlarını kutlayacaklar.
Uzumua: Etin çıktığı yer
KAR 4'teki Uzumua adı ayrıca dikkat çekici. Bu ad, "etin büyüdüğü yer" ya da "etin çıktığı yer" anlamına geliyor. Nippur'daki Duranki, yani gökle yerin bağlandığı nokta.
Sümer'de insanın topraktan bitki gibi çıktığına dair bir başka gelenek de var. Kazmanın Övgüsü adlı şiirde Enlil, kazmasıyla toprağı yarıyor ve insanlar o yarıktan bitkiler gibi fışkırıyor. Uzumua, bu geleneğin bir yankısı olabilir.
KAR 4, bu iki geleneği birleştiriyor gibi. Hem kurban edilen tanrıların kanı, hem de Nippur'daki kutsal toprak. İnsan, tanrısal kanla kutsal toprağın birleşiminden doğuyor.
Kazmanın Övgüsü ve kansız yaratılış
Bu üç kanlı versiyonun yanında, kansız bir yaratılış geleneğinin de olduğunu hatırlatmak gerek. Kazmanın Övgüsü şiirinde Enlil, kazmasını alıp toprağa vuruyor. Uzumua'da, yani etin çıktığı yerde, toprak yarılıyor ve ilk insanların başı oradan görünüyor. Anunnaki, bu yeni yaratıkları görünce Enlil'e övgüler diziyor ve onlardan hizmet istiyor.
Bu versiyonda hiçbir tanrı ölmüyor. İnsan, bir bitki gibi topraktan bitiyor. Kazma bir yaratma aleti. Tarım toplumunun insanı, tarlasından bir başak gibi yükselen bir varlık olarak hayal etmesi bana çok doğal geliyor.
KAR 4'ün Uzumua adını kullanması, bu iki geleneğin birbirinden habersiz olmadığını gösteriyor. Belki de bir dönem, topraktan biten insan ile kandan yaratılan insan, aynı kutsal yerde buluşturulmaya çalışıldı.
Bu çeşitlilik, Mezopotamya'da tek bir yaratılış dogması olmadığını hatırlatıyor. Farklı kentler, farklı dönemler, farklı rahip okulları, insanın nereden geldiği sorusuna farklı cevaplar verdi. Ve bu cevaplar, yan yana, aynı kütüphanelerde saklandı.
Meclisin üç kararı
Bu üç metni yan yana koyduğumda, beni en çok etkileyen şey, her birinde kararın bir mecliste alınması. Atrahasis'te grevci tanrılar ve büyük tanrılar birlikte oturuyor. Enuma Eliş'te Marduk tanrılara soru soruyor ve onların cevabıyla karar veriyor. KAR 4'te Enlil soruyor ve Anunnaki cevaplıyor.
Hiçbir metinde bir tanrı tek başına "ben insanı yaratacağım ve şu tanrıyı öldüreceğim" demiyor. Her seferinde bir danışma, bir ortak karar var. İnsanın yaratılışı, tanrıların bir yasama faaliyeti gibi sunuluyor.
Ama kurbanların kimliği değişiyor. Akıllı bir tanrı, bir isyancı, bir grup zanaatkar. Bu değişim bana, Mezopotamyalıların insanın doğası hakkında farklı fikirler taşıdığını düşündürüyor. İnsan akıllı mıdır? İsyankar mıdır? Üretken midir? Belki hepsi.
Kurbanın adaleti
Bu sahneler, modern bir okur olarak beni biraz rahatsız ediyor. İnsan, bir tanrının ölümüyle yaratılıyor. Varlığımızın bedeli, bir başkasının kanı.
Enuma Eliş'te bu rahatsızlık bir yargılama ile hafifletiliyor. Kingu suçlu, cezası adil. Ama Atrahasis'te ve KAR 4'te kurbanların bir suçu olduğu açıkça söylenmiyor. Zanaatkar tanrılar neden ölüyor? Sadece insan yaratmak için mi?
Belki Mezopotamyalılar bu soruyu sormadı. Belki kurban, onlar için doğal bir yaratım yöntemiydi. Bir şey yaratılacaksa, başka bir şey verilmeliydi. Ama ben sormadan edemiyorum.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Enuma Eliş'teki Kingu'yu bir gezegen uydusu olarak, yani Ay'ın kökeni olarak yorumluyor. Ona göre Kingu, Tiamat gezegeninin en büyük uydusu ve Nibiru'yla çarpışma sonrasında Dünya'nın uydusu haline geliyor.
İnsan yaratılışını ise Sitchin, Anunnaki'nin genetik mühendisliği olarak okuyor. Atrahasis'teki kurban edilen tanrının kanı ve eti, Sitchin'e göre bir Anunnaki'nin genetik materyali. Kil ise, Homo erectus'un yumurtası ya da bir başka biyolojik madde.
Bu iki yorum arasında bir gerilim var. Eğer Kingu bir uyduysa, onun kanından insan nasıl yaratılıyor? Sitchin bu noktada genellikle Atrahasis versiyonunu tercih ediyor ve Enuma Eliş'in kurban sahnesini daha az tartışıyor. KAR 4'teki Lamga tanrılarına ise hiç değinmiyor, en azından benim okuduğum kitaplarında.
Akademik yorum, bu üç versiyonu Mezopotamya'nın insan yaratılışına dair farklı teolojik gelenekleri olarak görüyor. Her biri kendi döneminin, kendi kentinin ve kendi dini önceliklerinin izlerini taşıyor.
Forumlarda kurban edilen tanrılar
Türkçe forumlarda insanın tanrı kanından yaratılması fikri genellikle Sitchin bağlamında konuşuluyor. Bir başlıkta biri, bu fikrin insanın içinde tanrısal bir kıvılcım olduğunu gösterdiğini yazmıştı. Bir başkası, bunun tanrısal bir kıvılcımdan çok, tanrıların insanı kendi hizmetkarı olarak yaratmasının bir gerekçesi olduğunu söylemişti.
İngilizce bir forumda KAR 4 tartışılıyordu. Bir kullanıcı, Ullegarra ve Annegarra'nın Adem ve Havva'nın Mezopotamya'daki ikizleri olduğunu öne sürmüştü. Bir başkası, bu isimlerin cinsiyetlerinin bile metinde açık olmadığını, Adem ve Havva ile eşleştirmenin acele olduğunu hatırlatmıştı.
SohbeX teorisi: İnsanın üç kanı
Bu kısım spekülasyon. Belki Mezopotamyalılar, bu üç farklı hikayeyi birbiriyle çelişen anlatılar olarak değil, insanın farklı yönlerini açıklayan tamamlayıcı hikayeler olarak gördü. İnsanın aklı We-ila'dan, isyankarlığı Kingu'dan, üretkenliği Lamga tanrılarından geliyor. Bu üçlü bir insan doğası modeline benziyor. Bu birleşik okumayı doğrudan yapan bir antik metin bilmiyorum; bu benim kendi bağlantım.
Okura soru
Kingu'yu düşündüğümde, artık yalnız bir isyancı değil, insanlığın yaratılışında kanı akıtılan tanrıların uzun bir listesinden bir isim görüyorum.
Siz kendinizde hangisini daha çok hissediyorsunuz? Akıllı tanrının kanını mı, isyancının kanını mı, zanaatkarın kanını mı? Ve sizce varlığımızın bir bedel karşılığında yaratıldığı fikri, hayata bakışımızı değiştirmeli mi?
Giriş yap