Kingu: Göğsüne kader tableti asılan kaybeden
Tarih kazananlar tarafından yazılır, derler. Mezopotamya mitolojisinde bunun en çarpıcı örneği bence Kingu. Babil'in yaratılış destanı Enuma Eliş'te Kingu, Tiamat'ın ordusunun komutanı, göğsüne Kader Tableti asılmış bir tanrı. Ama hikaye onu sadece bir kez, kaybettiği bir savaştan sonra, kanı akıtılırken hatırlıyor. Ve o kandan insanlar yaratılıyor.
Tiamat yazısında, kurutulmuş balık gibi ikiye bölünen ana tanrıçayı anlatmıştım. Bugün onun yanında duran, sonra zincire vurulan ve kanı insanlığa dönüşen tanrıya bakmak istiyorum. Kingu, Anunnaki literatüründe çok az konuşulan ama bence çok önemli bir figür.
Tiamat'ın yeni eşi
Enuma Eliş'in ilk tabletinde, tatlı su tanrısı Apsu, genç tanrıların gürültüsünden rahatsız oluyor ve onları yok etmeyi planlıyor. Ea bu planı öğreniyor, Apsu'yu uyutuyor ve öldürüyor. Sonra Apsu'nun cesedinin üzerine evini kuruyor. Abzu yazısında bu sahneyi anlatmıştım.
Tiamat, eşinin ölümünden sonra başta sakin kalıyor. Ama diğer tanrılar onu kışkırtıyor: Eşin öldürüldü ve sen sessiz kaldın. Sonunda Tiamat savaşmaya karar veriyor. Bir ordu kuruyor ve bu ordunun başına Kingu'yu getiriyor. Kingu'yu kendine eş yapıyor ve göğsüne Kader Tableti'ni asıyor.
Metin Kingu'yu, Tiamat'ın ilk çocukları arasından seçilmiş biri olarak tanıtıyor. Tiamat ona şöyle diyor: Seni yücelttim, bütün tanrıların egemenliğini eline verdim. Senin sözün değişmesin, ağzından çıkan kesin olsun. Kingu bir anda evrenin en güçlü tanrısı oluyor. En azından kağıt üzerinde.
Kader Tableti
Kader Tableti, Akkadcada ṭuppi šīmāti, Mezopotamya mitolojisinin en ilginç nesnelerinden biri. Bu tableti elinde tutan, evrenin kaderini belirleme yetkisine sahip oluyor. Kader burada sadece gelecek değil; her şeyin doğası, görevi, yeri.
Kader Tableti başka bir hikayede de önemli bir yer tutuyor. Anzu Destanı'nda, aslan başlı kartal Anzu, Enlil banyo yaparken tableti çalıyor ve evrenin düzeni bozuluyor. Ninurta yazısında bu hikayeyi anlatmıştım. Ninurta Anzu'yu yeniyor ve tableti geri getiriyor.
Enuma Eliş'te ise tableti Tiamat'tan Kingu'ya, sonra da Marduk'a geçiyor. Marduk, Kingu'yu yendikten sonra tableti onun göğsünden alıyor, mühürlüyor ve kendi göğsüne takıyor. Bu, Marduk'un evrenin yeni efendisi olduğunun sembolü.
Peki tablet neden önemli? Bence Mezopotamya'nın yazıya verdiği önemle ilgili. Bir şeyi yazmak, onu kalıcı yapmak demekti. Sözleşmeler, kanunlar, kehanetler yazılıyordu. Evrenin kaderinin de bir yerde yazılı olması, bu dünya görüşünün doğal bir uzantısı.
On bir canavar
Kingu'nun komuta ettiği ordu, Tiamat'ın yarattığı on bir canavardan oluşuyor. Enuma Eliş bunları tek tek sayıyor: Boynuzlu yılan, ejderha, lahmu adlı kıllı kahraman, büyük aslan, kuduz köpek, akrep adam, şiddetli fırtına cinleri, balık adam, boğa adam ve diğerleri. Metin bu canavarların zehirli kanlarını ve korkunç görünüşlerini uzun uzun anlatıyor.
Bu canavarların ilginç bir sonu var. Marduk savaşı kazandıktan sonra onları öldürmüyor. Esir alıyor ve sonra heykellerini Apsu'nun kapısına, kendi tapınağının girişine koyuyor. "Unutulmasın diye" diyor metin. Yani düşmanın yaratıkları, yenildikten sonra koruyucu figürlere dönüşüyor.
Gerçekten de Mezopotamya sanatında bu canavarların birçoğu, tapınak ve sarayların kapılarında, muska olarak, koruyucu heykelciklerde görülüyor. Akrep adam, balık adam, boğa adam. Lahmu, yani "kıllı adam", Mezopotamya'nın en yaygın koruyucu figürlerinden biri. Lahmu'yu ileride ayrı bir yazıda anlatacağım, çünkü aynı adın iki farklı anlamı var.
Savaş sahnesi
Marduk ile Tiamat'ın karşılaşması, Enuma Eliş'in dördüncü tabletinde anlatılıyor. Marduk yaklaştığında, Kingu'nun ordusu dağılıyor. Metin çok çarpıcı: Kingu'nun planı karışıyor, aklı dağılıyor, hareketleri bozuluyor. Yanındaki tanrılar, onu görünce gözleri bulanıyor.
Yani Kingu savaşmıyor bile. Marduk'u görür görmez çöküyor. Marduk Tiamat'ı yendikten sonra Kingu'yu yakalıyor, bağlıyor ve "ölü tanrılar" arasına sayıyor. Kader Tableti'ni ondan alıyor.
Bu sahne bana Kingu'yu biraz trajik bir figür gibi gösteriyor. Ona evrenin en büyük gücü verilmiş, ama bu güce hazır değil. Kader Tableti göğsünde, ama kaderini değiştiremiyor. Siz olsaydınız, bu tableti taşımayı ister miydiniz?
Kanından insan
Asıl önemli sahne, altıncı tablette. Marduk, gökleri ve yeri düzenledikten sonra, tanrıların işini yapacak bir varlık yaratmak istiyor. Babası Ea'ya danışıyor. Ea bir öneri getiriyor: İsyanı başlatan tanrı teslim edilsin, onun kanından insan yaratılsın.
Tanrılar toplanıyor ve soruluyor: Savaşı kim başlattı, Tiamat'ı kim kışkırttı? Cevap: Kingu. Kingu bağlanıyor, Ea'nın önüne getiriliyor. Damarları kesiliyor ve onun kanından Ea insanlığı yaratıyor. Metin şöyle diyor: Tanrıların işini insana yükledi ve tanrıları özgür bıraktı.
Atrahasis'teki yaratılışla, Mami yazısında anlattığım sahneyle karşılaştırınca, önemli bir fark görüyoruz. Atrahasis'te kurban edilen tanrı, "aklı olan" bir tanrı ve insan onun aklını taşıyor. Enuma Eliş'te ise kurban edilen tanrı bir isyancı, bir suçlu. İnsanın içinde bir isyancının kanı var.
Bu fark beni hep düşündürüyor. Babil'in yaratılış destanı, insanı bir suçun bedeli olarak tanımlıyor. İnsan, isyan eden bir tanrının cezasından doğuyor. Bu, insanın neden ağır işler yapmak zorunda olduğunu açıklamanın bir yolu olabilir. Ya da insanın içindeki isyan eğilimini.
Ölü tanrılar
Enuma Eliş'te ilginç bir ifade var: "ölü tanrılar". Akkadcada ilānū mītūtu. Kingu yenildikten sonra bu tanrıların arasına sayılıyor. Ölümsüz olması gereken tanrılar nasıl ölüyor? Mezopotamya düşüncesinde tanrılar ölebiliyordu, ama sadece başka tanrıların elinde. Apsu öldürüldü, Tiamat öldürüldü, Kingu'nun kanı akıtıldı.
Bazı araştırmacılar, ölü tanrıların yeraltında, Ereşkigal'in diyarında yaşadığını düşünüyor. Ereşkigal yazısında anlattığım yeraltı, sadece insanların değil, yenilmiş tanrıların da sürgün yeri olabilir. Bu tanrılar bazı büyü metinlerinde de anılıyor; onlara da sunu yapılıyordu. Kaybedenler unutulmuyor, ama yeri artık aşağısı.
Kingu ve Asur'un Enuma Eliş'i
Enuma Eliş'in Asur versiyonunda, Marduk'un yerine Asur'un ulusal tanrısı Aşur konulmuş. Bu, metinlerin siyasi amaçlarla nasıl değiştirildiğini gösteriyor. Kingu'nun rolü ise her iki versiyonda da aynı kalıyor. Kaybedenin adı değişmiyor, sadece kazananınki değişiyor.
Bir başka ilginç metin, Asur'dan kalma bir yorum tableti. Bu tablette, Babil'deki Yeni Yıl festivalinin ritüelleri, Enuma Eliş'in olaylarıyla ilişkilendiriliyor. Bazı ritüel hareketleri, Kingu'nun yenilgisinin yeniden canlandırılması olarak yorumlanıyor. Yani her yıl, Babil'de, Kingu bir kez daha yeniliyordu, en azından sembolik olarak.
Sitchin'in Kingu'su
Sitchin'in yorumu burada çok yaratıcı. Ona göre Enuma Eliş, bir göksel çarpışmanın, güneş sisteminin oluşumunun hikayesi. Tiamat, bugün asteroit kuşağının olduğu yerde bulunan eski bir gezegen. Marduk, yani Nibiru, sisteme giren yabancı bir gezegen. Kingu ise Tiamat'ın en büyük uydusuydu. Sitchin'e göre çarpışmadan sonra Kingu, Dünya'nın uydusu, yani Ay oldu.
Bu yorumun akademik karşılığı yok. Enuma Eliş'te Kingu, Ay ile hiçbir şekilde ilişkilendirilmiyor. Babil'in ay tanrısı Sin, Nanna yazısında anlattığım gibi, tamamen ayrı bir tanrı. Ayrıca Kingu'nun hikayedeki sonu, bir uydu olmak değil, kanının insanlığa dönüşmesi. Bu, Sitchin'in yorumunda neredeyse hiç konuşulmuyor, çünkü teorisine uymuyor.
Bir başka nokta: Enuma Eliş'in kendisi, Babil'in siyasi bir metni. Marduk'u panteonun başına yerleştirmek için yazılmış. Bu destanı bir astronomi kaydı olarak okumak, metnin asıl amacını, Babil'in ve Marduk'un yüceltilmesini, görmezden gelmek demek.
Forumlarda Kingu
Forumlarda Kingu nadiren tek başına tartışılıyor. Genellikle "Ay nereden geldi?" sorusuyla birlikte gündeme geliyor. Bir Türkçe gizem forumunda, Kingu'nun Ay olduğu iddiası, Ay'ın içinin boş olduğu teorileriyle birleştirilmişti. Bir katılımcı, Apollo görevlerinin sismik ölçümlerinin Ay'ın içinin boş olmadığını gösterdiğini hatırlatmıştı.
Bir Reddit başlığında ise daha ilginç bir tartışma vardı. Biri, insanın bir isyancı tanrının kanından yaratılmasının, Hristiyanlıktaki ilk günah kavramıyla benzerlik taşıdığını öne sürmüştü. İnsan, doğuştan bir suçun mirasını taşıyor. Bir başka katılımcı, bu benzerliğin yüzeysel olduğunu, çünkü Enuma Eliş'te insanın suçlu değil, sadece suçlunun malzemesi olduğunu yazmıştı.
Bir başka başlıkta, Kader Tableti'nin bir tür "evrenin kaynak kodu" olduğunu öne süren bir yorum vardı. Bu benzetme bence eğlenceli, ama Mezopotamyalıların aklında böyle bir şey yoktu elbette. Onlar için tablet, kralların sözleşmeleri gibi, tanrıların mühürlü kararıydı.
SohbeX teorisi: İçimizdeki isyancı
Bu tamamen spekülasyon. Belki Babil'in din adamları, insanın Kingu'nun kanından yaratıldığını yazarken, insanlara bir şey hatırlatmak istedi: Sizin içinizde de isyan var, ama bu isyan bir kez yenildi. Yani hem bir uyarı hem de bir kabul. İnsanlar isyan edebilir, ama düzen sonunda kazanır. Bu, bir imparatorluğun ideolojisine çok uygun bir mesaj. Bunu destekleyen açık bir metin yok; sadece bir okuma önerisi.
Okura soru
Kingu'yu düşünürken hep şu soruyu soruyorum: Kaybedenlerin hikayesi nasıl olurdu? Kingu'nun gözünden Enuma Eliş'i okusak, bir annenin, eşini kaybetmiş bir kadının, oğlunu ya da eşini korumak için savaşa giren bir ailenin hikayesini mi görürdük?
Siz tarihte, mitolojide, kaybedenin tarafından okumak istediğiniz bir hikaye var mı? Belki de her destanın içinde, yazılmamış bir Kingu destanı saklı.
Giriş yap