Kimsenin tapınmadığı ana: Tiamat'ın kültü bir bayramda mı saklı?
Bu yazının başlığındaki soru biraz kışkırtıcı, farkındayım. Tiamat'ın bir tapınağı yoktu. Ona sunulan bir koyun, onun adına yakılan bir tütsü, onun heykeline giydirilen bir elbise bilmiyoruz. Mezopotamya'da kimse Tiamat'a dua etmedi. Ama her yıl, Babil'in en büyük bayramında, onun adı yüksek sesle okundu. Bir tanrıçanın kültü, onun yenilgisinin hatırlanması olabilir mi?
Tiamat'ın bedeninin ikiye bölünüşünü ve onun "ilk muhalefet" olarak meclis karşısındaki yerini daha önce yazmıştım. Bu kez onu bir tören takviminin içinde aramak istiyorum. Çünkü bazı figürler tapınaklarda değil, ritüellerin sahnesinde yaşar.
Nisan ayının dördüncü günü
Babil'in yeni yıl bayramı akītu, Nisannu ayında, yani bahar ekinoksu civarında kutlanıyordu. Bu bayramın gün gün nasıl işlediğini, Seleukos dönemine ait geç tarihli bir grup ritüel tabletinden öğreniyoruz. Bu tabletleri ilk kez François Thureau-Dangin yayımladı ve sonra birçok araştırmacı yeniden ele aldı.
Ritüel metinlerine göre, bayramın dördüncü günü akşamı, Esagil'in baş rahibi Marduk'un huzurunda Enuma Eliş'i baştan sona okuyordu. Yani Tiamat'ın doğuşu, öfkesi, ordusu ve ölümü, her yıl tanrının önünde yeniden anlatılıyordu. Metin, bu okuma sırasında Anu ile Enlil'in tacının örtüldüğünü de belirtiyor; bu ayrıntının anlamı tartışmalı.
Bu, bana bir tür ters kült gibi geliyor. Tiamat'a tapılmıyordu, ama onun hikâyesi düzenin yenilenmesi için zorunluydu. Marduk'un zaferini kutlamak için önce Tiamat'ın tehdidini hatırlamak gerekiyordu. Kaosun hatırlanması, düzenin bayramıydı.
Beşinci gün: Kralın gözyaşı
Aynı ritüel metinleri, ertesi gün olan bir sahneyi de anlatıyor ve bu sahne bana Tiamat okumasıyla bağlantılı geliyor. Beşinci gün kral, Marduk'un huzuruna getiriliyor. Baş rahip onun asasını, halkasını ve tacını alıyor, tanrının önüne koyuyor. Sonra kralın yanağına vuruyor, kulağını çekiyor ve onu tanrının önünde diz çöktürüyor. Kral, görevini ihmal etmediğini, Babil'e zarar vermediğini söyleyen bir itiraf okuyor.
Metne göre, rahibin vurduğu tokat kralın gözünden yaş getirirse bu iyi bir işaret sayılıyordu. Marduk'un o yıl kralın yanında olacağı anlamına geliyordu. Gözyaşı gelmezse, tanrının öfkesi bekleniyordu.
Bir gece önce kaos tanrıçasının yenilgisi okunmuştu. Ertesi sabah ise kral, kendi gücünü bir süreliğine bırakıp yeniden alıyordu. Bu iki sahne birlikte düşünüldüğünde, bayramın bir tür yeniden kuruluş töreni olduğu daha açık görünüyor. Önce evrenin düzeni hatırlanıyor, sonra krallığın düzeni tazeleniyor. Tiamat'ın yenilgisi, kralın yeniden taç giymesinin kozmik ön sözü gibiydi.
Sanherib'in kapısı
Asur'da bu hikâye bir başka biçimde yaşadı. Asur kralı Sanherib, Asur kentinin dışında bir akītu evi inşa ettirdi. Bu yapının bronz kapıları için yazılmış bir yazıtta, kapıların üzerinde Asur tanrısının Tiamat'a karşı savaşa çıkışının tasvir edildiği anlatılıyor. Yani Babil'in Marduk'u yerine Asur'un baş tanrısı Aššur, Tiamat'ı yenen kahraman olarak gösteriliyordu.
Bu yazıtın içeriği, kapıdaki sahnede yer alan tanrıları da tek tek sayıyor. Kapıların kendisi günümüze ulaşmadı; elimizde sadece yazıt var. Ama bu bile, Tiamat'ın siyasi bir figüre dönüştüğünü gösteriyor. Babil'e karşı sert bir politika izleyen Sanherib, Babil'in mitini Asur'a taşıyıp kendi tanrısının adını kahramanın yerine yazdırmıştı.
Tiamat burada artık sadece ilksel bir deniz değil. Kimin tanrısının dünyayı düzene soktuğuna dair bir siyasi tartışmanın merkezinde duran bir düşman. Onu yenen, krallığı hak ediyordu.
Berossus'un Thalatth'ı
Helenistik dönemde Babilli rahip Berossus, Yunanca bir Babil tarihi yazdı. Bu eserin kendisi kayıp, ama sonraki yazarlar parçalarını aktardı. Bu parçalarda Tiamat, Thalatth ya da Omorka adıyla anılıyor. Berossus'a göre başlangıçta karanlık ve su vardı, garip yaratıklar doluydu ve bunların başında bir kadın, Omorka, duruyordu. Bel onu ikiye böldü; bir yarısından yeri, öteki yarısından göğü yaptı.
Berossus, bu hikâyenin alegorik bir anlatım olduğunu da söylüyor. Yunan okuyuculara, Babil mitinin aslında doğanın oluşumunu anlatan bir sembol dili olduğunu açıklamaya çalışıyor. Bu, ilginç bir an. Bir Babil rahibi, kendi geleneğini dışarıdan bakanlara yorumluyor. Tiamat'ın bir sembol olarak okunması, modern akademiden çok önce, bir Babilli tarafından önerilmiş.
Tanrılar arasındaki ilişki
Tiamat'ın ilişkileri bir aile dramı gibi. Abzu onun eşi, ilk çift. Onlardan Lahmu ve Lahamu, sonra Anşar ve Kişar, sonra Anu, sonra Ea doğuyor. Genç tanrılar gürültü yapıyor, Abzu onları yok etmek istiyor, Ea Abzu'yu öldürüyor. Tiamat başlangıçta sessiz kalıyor ama sonra, başka tanrıların kışkırtmasıyla, intikam için ayaklanıyor. Kingu'yu yeni eşi ve ordusunun komutanı yapıyor, kader tabletlerini ona veriyor.
Bu ilişki ağı, Tiamat'ı sadece bir canavar olarak görmeyi zorlaştırıyor. O bir ana, bir dul, bir intikamcı. Torunlarının torunu Marduk tarafından öldürülüyor. Enuma Eliş'in büyük kısmı, onun ordusu karşısında genç tanrıların nasıl korktuğunu ve Marduk'u lider seçtiğini anlatıyor.
Akademik okuma
Akademisyenler Enuma Eliş'i büyük ölçüde siyasi bir metin olarak okuyor. W. G. Lambert, metnin Marduk'un panteonun başına yükselişini meşrulaştırmak için yazıldığını, büyük olasılıkla İkinci İsin hanedanı döneminde, Nebukadnezar I zamanında, Marduk heykelinin Elam'dan geri getirilmesinden sonra son biçimini aldığını öne sürdü. Bu tarihleme kesin değil, ama yaygın kabul görüyor.
Tiamat'ın bu siyasi okumadaki rolü, düzenin karşısındaki kaos. Ama Thorkild Jacobsen ve başkaları, onun aynı zamanda tuzlu deniz ile tatlı su arasındaki coğrafi ilişkiyi yansıttığını da öne sürdü. Güney Mezopotamya'da Dicle ve Fırat'ın tatlı suları Basra Körfezi'nin tuzlu sularıyla buluşuyordu. Abzu ile Tiamat'ın karışması, bu buluşmanın mitik hali olabilir.
Sitchin'in Tiamat'ı
Sitchin'in Tiamat okuması belki de onun en ünlü iddiası. Ona göre Tiamat, güneş sisteminde Mars ile Jüpiter arasında bulunan, su dolu büyük bir gezegendi. Nibiru, yani Marduk, güneş sistemine girdiğinde uydularından biri Tiamat'a çarptı ve gezegeni ikiye böldü. Bir yarısı Dünya oldu, öteki yarısı asteroit kuşağına dönüştü.
Bu okumanın akademik metinle çeliştiği birçok nokta var. Enuma Eliş'te Marduk, Tiamat'ı ok, ağ ve rüzgârlarla öldürüyor, bir gezegen çarpışmasıyla değil. Tiamat'ın bedeninin yarısı gök kubbe oluyor, öteki yarısı yer. Asteroit kuşağına dair bir ifade yok. Ayrıca Tiamat'ın ölümü sonrası Marduk onun gözlerinden Dicle ile Fırat'ı akıtıyor; bu, metnin yerel coğrafyaya ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor.
Ama Sitchin'in okumasının bir avantajı var: Tiamat'a bir beden veriyor. Akademik okuma onu bir kavram olarak görürken, Sitchin onu somut bir gök cismi yapıyor. Bu da birçok okura daha "gerçek" geliyor. Burada asıl soru, bir mitin somutlaştırılmasının onu anlamaya mı yoksa yanlış anlamaya mı yardım ettiği.
Forumlarda Tiamat
Forumlarda Tiamat en çok "kayıp gezegen" başlıkları altında tartışılıyor. Bazı kullanıcılar asteroit kuşağının bir gezegenin kalıntısı olduğu fikrini savunuyor ve bunun Sitchin'i doğruladığını öne sürüyor. Başka kullanıcılar ise gezegen bilimcilerin asteroit kuşağının toplam kütlesinin bir gezegen oluşturmak için çok küçük olduğunu söylediğini hatırlatıyor.
Bir mitoloji forumunda ise başka bir tartışma vardı. Biri, Tiamat'ın gerçekten bir ejderha olarak tasvir edilip edilmediğini sordu. Cevap verenler, Enuma Eliş'in Tiamat'ın bedenini ayrıntılı tarif etmediğini, kuyruk ve boynuz gibi ayrıntıların bazı yorumlarda ve sonraki geleneklerde öne çıktığını, ama metnin kendisinin oldukça belirsiz olduğunu açıkladı. Ünlü Nimrud kabartmasında bir tanrının kanatlı bir canavarla savaştığı görülüyor ve bu sahne bazen Tiamat ile ilişkilendiriliyor; ama bu kabartmanın Ninurta ile Anzu'yu ya da başka bir mücadeleyi tasvir ettiği de öne sürülüyor.
Türkçe forumlarda Tiamat, oyunlardan ve fantastik romanlardan tanınan bir ejderha figürü olarak da biliniyor. Bu da antik figürle modern popüler kültür arasında bir karışıklık yaratıyor.
SohbeX teorisi: Okunan düşman
Bu bölüm spekülasyondur, kanıt değil.
Her yıl, bayramın dördüncü gecesinde, Tiamat'ın hikâyesi yüksek sesle okunuyordu. Okuyan rahip, okunan tanrı ve dinleyen heykel. Belki de bu, Tiamat'a bir tür kült sunuyordu. Mezopotamya'da bir ismin söylenmesi, o ismin varlığını sürdürmek anlamına gelebiliyordu. Ölülerin isimlerini anmak, onları yaşatmanın bir yoluydu.
Tiamat'ın her yıl okunması, onun tamamen ölmemesini sağlıyordu. Düzen, kaosun hatırlanmasına muhtaçtı. Kaos tamamen unutulursa, düzenin bir anlamı kalmazdı. Belki de Babil rahipleri, Tiamat'ı her yıl hem öldürüyor hem de diriltiyordu. Ona tapınmıyorlardı, ama onu yaşatıyorlardı.
Bu açıdan Sitchin'in kayıp gezegeni ile akademisyenlerin kozmik kaosu arasında ortak bir nokta var: İkisi de Tiamat'ın yok olmadığını, bir şekilde hâlâ etrafımızda olduğunu söylüyor. Biri onu asteroitlerde arıyor, öbürü her yıl okunan bir metinde.
Kapanış yerine bir soru
Bir düşmanı her yıl hatırlamak, onu yenmenin mi yoksa onu yaşatmanın mı bir yolu? Bayramlarımızda kimi anıyoruz ve neden? Tiamat'ın hikâyesi bana, kutlamaların çoğunun aslında bir korkuyu yatıştırmak için yapıldığını düşündürüyor. Sizin takviminizde böyle bir gün var mı?
Giriş yap